İbrahim İnal
Hangi Ruh?
Hangi Ruh?
Geçmişten alınan adalet, merhamet ve devlet aklını bugünün dünyasına taşıma sorumluluğu.
Hangi ruh insanlığın rahatını temin eder? Hangi ruh adaletin inkişafını sağlar? Hangi ruh insanca yaşamanın yolunu açar? Öyle bir ruh ki; kaybolmuş, unutturulmuş, bastırılmış bir ruh… O ruh yeniden ayağa kalkmalı, uyanmalı ki dünya tarihi yeniden şekillensin, insanlık asırlardır özlediği huzura yeniden kavuşabilsin. Bugün dünya, maddi imkânların zirvesinde olmasına rağmen derin bir manevi çöküş yaşamaktadır. Güç artmış, teknoloji ilerlemiş; fakat adalet zayıflamış, merhamet silinmiş, vicdan sessizliğe gömülmüştür. İnsanlık, kendisini yöneten sistemlerin ruhsuzluğundan yorulmuş, adeta nefessiz kalmıştır. Bu sebeple yaşanan kriz yalnızca siyasi ya da ekonomik değil; çok daha derin, bir ruh krizidir.
Amerika mı, Avrupa mı yahut Yahudi güdümündeki emperyalist güçler mi bu ruhu verecek? Asla. Bunlar ancak barbarlık, sömürü ve soykırım düzeninin devamını sağlamak için mücadele ederler. İnsanlığın ihtiyacı olan ruh; adaleti güce, merhameti çıkara, insanı menfaate feda etmeyen bir ruhtur. İşte bu ruh, tarih sahnesinde Osmanlı ruhu olarak vücut bulmuştur. Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan ve bin yıl boyunca dünyaya adalet ve merhamet tohumları eken inanmış bir ruh… Ancak bu ruh, son iki asırdır kendi öz benliğinden koparılmıştır. Köklü medeniyetimizin adalet ve merhamet anlayışı, sistemli algılarla tahrip edilmiştir. Osmanlı düşmanlığı, Türk düşmanlığı, Arap düşmanlığı bilinçli biçimde inşa edilmiş; kardeşlik yerine husumet, birlik yerine ayrışma ekilmiştir.
Osmanlı çeşitli engellere maruz kalıp tarihten çekilince, Türk’ün adalet dağıttığı coğrafyalarda huzur kalmadı. Türk dünyasında da Arap dünyasında da istikrar bozuldu. Çünkü Osmanlı, dünya düzeninin mihenk taşıydı. Ne yazık ki bu düzen yıkılınca meydan; soyguncu, materyalist ve vicdansız bir zihniyetin eline geçti. Türk’ü Türk’e, Arap’ı Türk’e yabancı, hatta düşman gösterdiler. Bu algının esiri olundu. Oysa ecdadın ruhuna bürünmeden, özümüze dönmeden huzura ulaşmak mümkün değildir. Kendine dönüşten rahatsız olanlar var. Osmanlı’yı torunlarına düşman etmek isteyenler var. Bu oyuna gelmek, doğrudan ülke düşmanlarına hizmet etmek demektir ki bunun vebali büyüktür.
Dünya Osmanlı ruhuna hasret… Dünya huzur için Türk’ü bekliyor. Türkiye; adaletin, merhametin ve istikrarın mihenk taşıdır. Bugün dünya mazlumlarının feryadı yükselirken bu sese kulak tıkamak; kapitalist, emperyalist ve barbar Batı’nın amaçlarına hizmet etmek anlamına gelir. Sessizlik, zulmün ortağı olmaktır. Gaflet ise tarihî sorumluluktan kaçıştır. Türk milleti tarih boyunca yalnızca kendisi için değil, insanlık için adalet taşımıştır.
Dünyadaki huzursuzluğun temelinde kapitalist Batı zihniyetinin barbarlığı, adaletsizliği ve merhametsizliği vardır. Gücü hak sayan bu anlayış, insanı rakamdan ibaret görmektedir. İşte bütün bu karanlığı dağıtacak olan ruh; Osmanlı ruhudur. İnanç birliğiyle medeniyet köklerimize yeniden sarılmak, bu ruhu ayağa kaldırmak ve inkişaf ettirmek tarihî bir görevdir.
Bugün mesele nostalji değildir; mesele tarihsel bir idrakin yeniden inşasıdır. Geçmişten alınan adalet, merhamet ve devlet aklını bugünün dünyasına taşımak meselesidir. Osmanlı ruhu, tarih müzesinde sergilenecek bir anı değil; bugünün küresel adaletsizliklerine cevap üretebilecek bir medeniyet modelidir.
Bu ruh; güçlüyü değil haklıyı, kazananı değil mazlumu merkeze alan bir medeniyet tasavvurudur. Türkiye’nin önündeki sorumluluk, sıradan bir devlet refleksi değil; tarihî bir misyondur. Susmak, geri durmak, tereddüt etmek bu misyonu inkâr etmektir. Zira bu çağ, Türk’ten yalnızca söz değil; irade, cesaret ve adalet beklemektedir.
Bu yolda emek verenleri tarih şerefle yazacaktır. Engel olanları da yazacaktır.
Çünkü tarih, susanları değil; sorumluluk alanları kaydeder.
Muhabbetle...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.