İnsan Olma Şuurumuzu mu Kaybediyoruz?

İnsan Olma Şuurumuzu mu Kaybediyoruz?

İnsan, yaratılış gayesi istikametinde yaşadıkça anlam bulur. Bugün ise bu istikametin zayıfladığı bir zeminde yaşıyoruz.

Günlük hayatın akışı, toplumsal ilişkilerimizin ne kadar kırılgan ve yüzeysel bir zemine oturduğunu artık açıkça göstermektedir. Öyle ki, çoğu zaman hiçbir gerçek sebebe dayanmayan, mana yükü zayıf tartışmalara ve gerilimlere şahit oluyoruz. İnsanlar, birbirleriyle iyi geçinmenin yollarını aramak yerine, adeta düzeni ve huzuru bozacak davranışlara daha yatkın hâle gelmektedir. Bu durumu yalnızca bireysel bir zafiyet olarak görmek eksik olur; zira bu, aynı zamanda toplumsal çözülmenin açık bir işaretidir. Ahlaki değerler zayıfladıkça, içtimai hayatın dengesi de sarsılmaktadır.

Bugün trafikte, toplu taşıma araçlarında, komşuluk ilişkilerinde ve hatta en yakın sosyal çevrelerde dahi sabrın ve anlayışın yerini tahammülsüzlük almıştır. Aynı dili konuşan, aynı kültür içinde yetişmiş bireyler arasında bile ani öfke patlamalarının yaşanması, meselenin ne denli derin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo karşısında çözüm arayışına yöneldiğimizde ise ya yüzeysel yaklaşımlarla yetiniyor ya da meseleyi kolaycı ifadelerin ardına saklanarak “zaman değişti” diyerek geçiştiriyoruz. Oysa değişen zaman değil; insanın değer dünyasıdır. Değerler zayıfladığında, zaman değil insan yönünü kaybeder.

Bu noktada kadim değerlerimize yönelmek ve onları yeniden hayatın merkezine yerleştirmek bir tercih değil, bir mecburiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. İslamiyet’in ortaya koyduğu ahlaki prensipler; sabrı, hoşgörüyü, adaleti ve merhameti esas alır. Bu ilkeler yalnızca bireysel erdemler değil, aynı zamanda toplumsal düzenin de temel taşlarıdır. “Bu değerleri yaşamak günümüz şartlarında ne derece mümkündür?” sorusu sıkça dile getirilse de, tarihsel tecrübemiz bu değerlerin yalnızca ideal değil, aynı zamanda uygulanabilir olduğunu da göstermektedir. Aksi hâlde bu değerler üzerine yükselen bir medeniyetin inşası mümkün olamazdı.

Geçmişte sınırlı imkânlara rağmen yüksek bir inanç ve ahlak anlayışıyla büyük başarılara imza atan bir mirasın temsilcileriyiz. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz mücadele alanı farklıdır. Artık meydanlar, fiziki savaşların değil; ilmin, bilimin, teknolojinin ve aklın belirleyici olduğu alanlardır. Bu yeni zeminde üstünlük, yalnızca üretimle değil; üretimin arkasındaki değerlerle tayin edilmektedir. Bu değişim, değerlerden uzaklaşmayı değil, bilakis onları daha güçlü bir şekilde yeniden ihya etmeyi gerektirir. Zamanın değişimine verilecek en doğru cevap ise daha çok çalışmak, daha çok üretmek ve bütün bunları sağlam bir değer zemini üzerinde gerçekleştirmektir.

İnsanın “eşref-i mahlûkat”, yani yaratılmışların en üstünü olarak yaratıldığı hakikatini idrak etmek, bu sürecin en temel basamağıdır. Ancak bu idrak, yalnızca teorik bir bilgi olarak kalmamalı; eğitim hayatının en erken safhalarından itibaren hayata nakşedilmelidir. İçtimai hayatın esasları; saygı, empati, sabır ve sorumluluk gibi değerlerle birlikte insana, özellikle eğitim hayatının ilk adımlarında, sistemli bir şekilde kazandırılmalıdır. Ecdadımızın bu hususta ortaya koyduğu gayret ortadayken, bugün bu mirasa ne ölçüde sahip çıktığımızı sorgulamak kaçınılmazdır.

Artık her bir fert, aileden eğitim camiasına kadar herkes kendine şu suali yöneltmelidir: Bizler, sahip olduğumuz bu değerleri yalnızca dile getiren değil, hayatına nakşeden bir idrak seviyesine ulaşabildik mi? Çünkü mesele yalnızca bir idrak meselesi değil, aynı zamanda bir uyanış meselesidir. Ve unutulmamalıdır ki toplumları ayakta tutan şey zamanın kendisi değil; o zamanı değerli kılan ve ona istikamet veren insanın değerleridir.

İnsan; ruhu, şuuru ve yaratılış gayesiyle anlam bulur, istikamet bulur ve ancak o zaman gerçek manada insan olur.

Muhabbetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim İnal Arşivi