KARANLIĞI YARAN MİLLET İRADESİ

KARANLIĞI YARAN MİLLET İRADESİ

15 Temmuz, yalnızca devleti ele geçirmeye yönelik bir darbe girişimi değil; milletin iradesine, ortak hafızasına ve asırlardır koruduğu değerlere yönelmiş büyük bir ihanetti. O gece milletimiz tarihinden aldığı güçle ayağa kalktı; ezanını susturtmadı, bayrağını indirtmedi, vatanını böldürtmedi.

Milletleri yalnız sınırlar, ordular veya kurumlar ayakta tutmaz. Onları asıl yaşatan, nesilden nesile aktarılan ortak değerlerdir. Bizim için vatan, üzerinde yaşanan sıradan bir toprak parçası değil; ecdadın emaneti, şehitlerin hatırası ve gelecek nesillerin yuvasıdır. Bayrak, bağımsızlık irademizin; ezan ise medeniyetimizin kökünde yaşayan inancımızın asırlardır gök kubbede yankılanan sesidir.

Yahya Kemal’in şiirlerinde hayat bulan medeniyet ufku, işte bu bütünlüğü anlatır. Onun dünyasında tarih, geçmişte kalmış bir hatıra değil, bugünü besleyen canlı bir ruhtur. 15 Temmuz gecesi meydanlara çıkan insanlar da asırlardır süren vatan, bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinin kendilerine yüklediği sorumluluğu omuzlarında hissettiler. Çünkü o gece savunulan yalnız bir yönetim düzeni değil, milletin kendi geleceğine karar verme hakkıydı.

Tarih boyunca bu millet nice düşmanla karşılaştı. Cephede karşısına çıkan düşmanın niyeti ve silahı açıktı. Fakat dost görünerek güven kazanan, devletin içine sızan ve sonunda silahını kendi milletine çeviren ihanet çok daha ağırdı. Güveni silaha dönüştüren bu yapı, yalnız devleti değil; milletin birlik duygusunu ve geleceğini de hedef aldı.

FETÖ, yıllarca dinî duyguları, eğitimi ve insanların iyi niyetini karanlık hedeflerine perde yaptı. Devletin imkânlarıyla yetişenler, yine devletin kurumlarını hedef aldı. Aynı bayrağın altında yaşayan insanlar, milletin üzerine tank sürdü, uçak kaldırdı ve silah doğrulttu. İhanetin büyüklüğü yalnız saldırıda değildi. Asıl vahamet, güvenin kötüye kullanılmasında ve bir yapıya bağlılığın vatan bağlılığının önüne geçirilmesindeydi. Bu sebeple 15 Temmuz, yalnız bir darbe teşebbüsü değil, milletin vicdanına karşı işlenmiş büyük bir suç olarak tarihe geçti.

Gecenin karanlığında savaş uçaklarının uğultusu, caddelerde tankların gürültüsü vardı. Fakat bütün bu seslerin üzerinde minarelerden yükselen salâlar duyuldu. O salâlar yalnız insanları meydanlara çağırmadı; milletin cesaretini ve birlik duygusunu da harekete geçirdi. Çünkü ezan ve salâ, bu topraklarda yalnız bir ses değil, milleti kendi tarihine bağlayan görünmez bir bağdır.

İnsanlar meydanlara, çocuklarının aynı gökyüzü altında hür yaşayabilmesi için çıktı. Korkunun yerini sorumluluk, tereddüdün yerini kararlılık aldı. O gece ezan susturulamadı; çünkü onu koruyan yalnız minareler değil, milyonlarca insanın kalbindeki vatan ve hürriyet duygusuydu. İhanetin karanlığı, milletin yaktığı iman ve istiklâl kandilleriyle dağıldı.

Arif Nihat Asya’nın şiirinde bayrak, yalnız gökte dalgalanan bir sembol değildir. O, uğruna bedel ödenmiş bağımsızlığın, millet olma iradesinin ve ortak haysiyetin adıdır. 15 Temmuz gecesi meydanları dolduran bayraklar da bu hakikati yeniden gösterdi.

O bayrakların her birinde Malazgirt’in kararlılığı, fetihlerin taşıdığı büyük ideal, Çanakkale’nin fedakârlığı ve Millî Mücadele’nin direnci vardı. Bayrak taşıyan eller, çocuklarına bırakmak istedikleri hür geleceği de taşıyordu. Tankların önüne çıkanlar ve meydanları terk etmeyenler, bayrağın temsil ettiği değerlerin candan üstün olduğunu gösterdi.

Bayrağa uzanan el, aslında milletin haysiyetine uzanmıştı. Arif Nihat Asya’nın “şehidimin son örtüsü” dediği bayrak, o gece milyonların yalnız omuzlarında değil, yüreklerinde dalgalanıyordu.

Necip Fazıl’ın şiirlerindeki diriliş ve mücadele çağrısı da 15 Temmuz gecesi milletin iradesinde karşılık buldu. Şairin “Ayağa kalk, Sakarya!” diye yükselen çağrısı, korkuya ve çaresizliğe teslim olmayan milyonların kararlılığında yeniden yankılandı. İnsanlar yalnız silahlı güce değil; korkuya, teslimiyete ve kendilerine biçilen esarete de karşı durdu.

Bir milletin gerçek gücü, rahat günlerde değil, ağır imtihanlarda ortaya çıkar. 15 Temmuz, bu milletin tehlike karşısında nasıl kenetlendiğini ve vatan ortak paydasında nasıl birleştiğini gösterdi. Sokaklara çıkan milyonlar, tarihin kendilerine yüklediği sorumluluktan kaçmadı; iradelerine ve geleceklerine sahip çıktı.

Yahya Kemal’in “kendi gök kubbemiz” sözünde ifadesini bulan medeniyet şuuru, Arif Nihat Asya’nın bayrağa yüklediği mânâ ve Necip Fazıl’ın mücadele ruhu, o gece milletin ortak vicdanında buluştu. Asırlardan süzülerek gelen medeniyet birikimi, bağımsızlık tutkusu ve yeniden ayağa kalkma iradesi, ihanete karşı aşılmaz bir duvar ördü.

15 Temmuz’u hatırlamak, yalnız yaşanan karanlığı değil; o karanlığı yaran cesareti, birlik ruhunu ve vatan sevgisini de hatırlamaktır. Çünkü ihanet ne kadar büyük olursa olsun, milletin sadakati ve kararlılığı ondan daha büyük olmuştur.

15 Temmuz’da ve vatan uğruna can veren bütün aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi ise şükranla yâd ediyoruz.

Dünya bilsin ki Türkiye, iradesine el konulacak, bağımsızlığından vazgeçecek, esarete boyun eğecek bir ülke değildir.

Muhabbetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim İnal Arşivi