Gönül Heybesinde Aşk Taşımak

Gönül Heybesinde Aşk Taşımak

İnsanın asıl zenginliği, gönlünde taşıdıklarıdır.

Gönül öyle bir yer ki, neyi nasıl barındırmak istersen o barınır. Öyleyse gönlümüze neyi yerleştirmeliyiz?

Gönül bir heybedir. İnsan, hayat yolculuğu boyunca o heybenin içine bir şeyler koyar. Kimi kin biriktirir, kimi kırgınlık; kimi haset, hırs ve öfke taşır. Kimi ise sevgiyi, merhameti, vefayı ve aşkı azık eder kendine. Gün gelir insan fark eder ki gönül heybesinde ne taşıyorsa karşılaştığı dünyaya da onu sunmaktadır. Çünkü insanın dilinden dökülen, elinden çıkan ve bakışından yansıyan, çoğu zaman gönlünde biriktirdiklerinden başka bir şey değildir.

Hayat uzun bir yol, insan ise bu yolun yolcusudur. Fakat insan sadece bedeniyle yürümez bu yolu; gönlüyle de yol alır. Yaşadığı her hadise, söylediği her söz, yaptığı her iyilik ve incittiği her kalp heybesine bırakılmış bir azık gibidir. Bazıları hafifletir insanı, bazıları ise omuzlarına görünmez yükler bindirir.

Bu sebeple asıl mesele heybenin dolu olması değil, neyle dolu olduğudur.

İnsan çoğu zaman dünyadaki zenginliğini sahip olduklarıyla ölçer. Mal çoğaldıkça zenginleştiğini, makam yükseldikçe değer kazandığını, şöhreti arttıkça daha çok sevildiğini zanneder. Oysa gönül terazisinin ölçüsü başkadır. Orada malın değil kanaatin, makamın değil tevazunun, şöhretin değil güzel bir hatıranın ağırlığı vardır.

Gönül heybesine konulacak gerçek azık; sevgidir, edeptir, sabırdır, şükürdür, merhamettir, vefadır. Ve bütün bunları kuşatan en büyük nimet muhabbettir.

Çünkü sevgi, insanı kendi dar dünyasından çıkarıp başkasının dünyasına götürür. Merhamet, bir başkasının acısını kendi gönlünde duyabilmektir. Vefa, aradan yıllar geçse de bir iyiliği unutmamaktır. Sabır, yol uzadığında yürümeye devam edebilmektir. Şükür ise elde olmayanlara bakıp hayıflanmak yerine elde olanların kıymetini bilmektir.

Aşk ise bütün bunların gönülde kök salmış hâlidir.

Aşkı yalnızca iki insan arasındaki bir duyguya indirgemek onun manasını daraltmak olur. Aşk, insanın bakışını değiştiren bir hâldir. Gönlünde aşk taşıyan kişi ağaca yalnızca ağaç, kuşa yalnızca kuş, insana yalnızca beden olarak bakmaz. Her varlıkta yaratılışın bir hikmetini, her güzellikte o güzelliği var eden kudretin izini görmeye başlar.

“Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek” sözü de tam burada mana kazanır.

Böyle bir gönül, insanları ayırmadan sevmeyi öğrenir. Kusur aramak yerine kusur örtmeyi, kırmak yerine onarmayı, almak yerine vermeyi tercih eder. Çünkü aşk gönülde çoğaldıkça insanın “ben” dediği yer küçülür, “biz” dediği yer genişler.

Fakat gönül heybesi kendiliğinden güzelliklerle dolmaz. İnsan neyi biriktireceğine her gün yeniden karar verir.

Bir kırgınlığı yıllarca taşımak da mümkündür, affedip heybeden çıkarmak da…

Bir kötülüğün hesabını tutmak da mümkündür, yapılan bir iyiliği ömür boyu hatırlamak da…

İşte insanın gönül terbiyesi burada başlar.

Bazen heybeden bir şeyler çıkarmak, içine yeni şeyler koymaktan daha önemlidir. Kin ağırdır mesela; taşıyanı yorar. Haset ağırdır; başkasından önce sahibinin gönlünü karartır. Kibir ağırdır; insanı yükselttiğini düşündürürken hakikatte yalnızlaştırır. Affetmek ise hafifletir. Şükür ferahlatır. Muhabbet genişletir.

Bu yüzden gönül zenginliği ile dünya zenginliği aynı şey değildir.

İnsanın evi büyük olabilir, gönlü dar olabilir. Sofrası çeşit çeşit nimetlerle dolabilir, fakat ruhu aç kalabilir. Herkes adını bilebilir ama hâlini soracak bir dostu olmayabilir. Buna karşılık küçücük bir evde büyük bir huzur, sade bir sofrada büyük bir bereket, mütevazı bir hayatın içinde büyük bir gönül saklı olabilir.

Çünkü bereket çoklukta değil, gönlün yetinmeyi bilmesindedir.

Belki de hayatın sonunda insana sorulacak en önemli soru şudur:

Gönül heybende ne biriktirdin?

Kaç evin vardı, kaç makam gördün, insanlar seni ne kadar alkışladı değil…

Kaç gönüle dokundun?

Kaç kırık kalbi onardın?

Kimin gözyaşını sildin, kimin yükünü hafiflettin?

Sana yapılan hangi iyiliği unutmadın?

Ve senden geriye kaç güzel dua kaldı?

Çünkü insan bu dünyadan ayrılırken topladıklarını değil, dağıttıklarını bırakır. Mal burada kalır, makam burada kalır, unvanlar bir süre sonra unutulur. Fakat bir gönülde bıraktığınız güzel iz, bazen sizden çok daha uzun yaşar.

Öyleyse gönül heybesini gereksiz yüklerle doldurmamalı.

Biraz merhamet koymalı içine.

Biraz sabır, biraz şükür…

Vefayı unutmamalı.

Affetmeye yer ayırmalı.

Ve hepsinin üzerine bolca aşk serpmeli.

Çünkü yol uzun görünse de ömür kısadır. Vakit geldiğinde insan heybesini omzuna alıp bu dünyadan göçerken, geride sahip olduklarından çok gönlünde taşıdıklarıyla anılacaktır.

Ne mutlu gönül heybesini kinle ağırlaştırmak yerine aşkla hafifletenlere.

Ne mutlu geçtiği yerde kırgınlık değil muhabbet, karanlık değil ışık, beddua değil dua bırakanlara.

Ve ne mutlu bu dünya yolculuğunun sonunda heybesini açtığında, içinde hâlâ aşk taşıyan bir gönül bulabilenlere…

Muhabbetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum
İbrahim İnal Arşivi