Eğitime Ne Zaman Dokunulacak?

Eğitime Ne Zaman Dokunulacak?

Eğitim nereye, gençlik nereye?

Eğitim sistemimiz nereye gidiyor? Bu suali artık ertelemeden, günlük tartışmaların dışına çıkarak ve memleketin geleceğini düşünerek sormak zorunda değil miyiz? Eğitimde yapılması gereken düzenlemelerde geç kalmadık mı? Bu gecikme daha da uzarsa telafisi güç günler bizi bekliyor. Çünkü eğitim yalnızca diploma veren bir sistem değildir. Eğitim; insan yetiştirir, meslek kazandırır, şahsiyet inşa eder ve nihayetinde bir milletin istikametini belirler.

Bugün meslek ve zanaat erbabı yetiştirmekte ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Oysa usta, teknisyen ve zanaatkârlar toplum düzeninin vazgeçilmez unsurlarıdır. Üreten, tamir eden, imal eden ve mesleğini ahlakıyla birlikte icra eden insan olmadan güçlü bir ekonomi ve sağlam bir toplum düzeni kurulamaz. Buna rağmen eğitim anlayışımız gençleri büyük ölçüde tek bir istikamete, üniversite diplomasına yöneltiyor.

Mesele üniversite eğitiminin kıymetini azaltmak değildir. Mesele, üniversiteyi gençlerimiz için tek başarı yolu, diplomayı da tek başarı ölçüsü hâline getirmemektir.

On iki yıllık mecburi eğitimi, her çocuğu aynı akademik yoldan geçirmek şeklinde uyguladığımız sürece mesleki eğitimi güçlendirdiğimizi söylemek ne kadar mümkündür? Her genci uzun yıllar aynı eğitim hattında tutmak, mesleğe yatkın çocukların çıraklık ve ustalık yoluna zamanında girmesini geciktirebiliyor. Oysa bazı meslek ve zanaatlar erken yaşta el alışkanlığı, disiplin, iş kültürü ve usta yanında yetişmeyi gerektirir. Mesele çocuğu eğitimden koparmak değil; zorunlu eğitimin içinde mesleki eğitime daha erken ve gerçek bir geçiş imkânı sağlamaktır.

Çırak yetişmezse kalfa, kalfa yetişmezse usta yetişmez.

Bugün sanayimizin ve esnafımızın yaşadığı nitelikli eleman sıkıntısında bu zincirin zayıflamasının da payı vardır. Mesele çocuğu eğitimden koparmak değil; eğitimin içinde, kabiliyetine uygun meslek yolunu zamanında açabilmektir. Çünkü iyi bir usta yetiştirmek de iyi bir mühendis, öğretmen veya doktor yetiştirmek kadar değerlidir.

Bir tarafta fabrikalar, atölyeler ve işletmeler yetişmiş usta, teknisyen ve ara eleman arıyor; diğer tarafta gençler yıllarca eğitim gördükten sonra iş bulmakta zorlanıyor. Yalnızca üniversite diplomasının kendisine bir iş sağlayacağını düşünen genç, mezuniyet sonrasında hayatın gerçeğiyle karşılaşabiliyor. O gün geldiğinde ise bir meslek öğrenmek için en verimli yıllarının önemli bir kısmını kaybetmiş olabiliyor.

Sonuçta işveren eleman, genç ise iş arıyor.

Tam da bu noktada Ahilik Teşkilat anlayışını çağın şartlarına uygun biçimde yeniden düşünmek zorunda değil miyiz? Meslek ile ahlakı, usta ile çırağı, üretim ile sorumluluğu yeniden nasıl buluşturabileceğimizi tartışmanın zamanı gelmedi mi?

Ahilik Teşkilatı yalnızca geçmişte kalmış bir esnaf teşkilatı değildir. Ahilik anlayışı; meslek, ahlak, liyakat, dayanışma ve kardeşliği aynı çatı altında buluşturan bir hayat anlayışıdır. Usta yalnızca iş öğretmez; doğruluğu, sözüne sadakati, helal kazancı, müşteriye hürmeti ve yaptığı işin hakkını vermeyi de öğretir. Çırak ise yalnızca meslek değil, meslek ahlakı da kazanır.

Bugün ihtiyacımız olan, Ahilik Teşkilatını yalnızca geçmişin bir mirası olarak anlatmak değil, onun özündeki anlayışı çağın ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden ihya etmektir.

Bugünün şartlarına uyarlanmış güçlü bir Ahilik Teşkilatı modeli; okul, aile, esnaf, sanayici ve meslek kuruluşları arasında köprü vazifesi görebilir. Mesleki kabiliyeti yüksek öğrenciler zamanında keşfedilerek eğitimden koparılmadan yeteneklerine uygun alanlara yönlendirilebilir. Okul ile iş hayatı birbirinden ayrı iki dünya olmaktan çıkarılabilir; usta yeniden yalnızca işveren değil, aynı zamanda öğretici ve yol gösterici bir konuma getirilebilir.

Böyle bir sistemde genç, temel eğitimini sürdürürken mesleğin mutfağında da yetişebilir. Çıraklık ve kalfalık yeniden itibar kazanabilir. Meslek sahibi olmak, üniversite okuyamamanın neticesi veya ikinci sınıf bir tercih gibi görülmekten çıkarılabilir. Elinin emeğiyle üreten, işini iyi yapan ve mesleğinin ahlakını taşıyan insan toplumda hak ettiği itibarı yeniden kazanabilir.

Ahilik anlayışının bugüne taşınması yalnızca sanayinin eleman ihtiyacını karşılamak için de düşünülmemelidir. Asıl mesele, işini bilen insanla işinin ahlakını bilen insanı aynı kişide buluşturabilmektir. Gence yalnızca “Bu iş nasıl yapılır?” değil, “Bu iş nasıl doğru yapılır?” sualinin cevabı da verilmelidir. Ahiliğin bugün bize söyleyebileceği en kıymetli sözlerden biri budur.

Ancak meselenin yalnızca meslek sahibi olmakla çözüleceğini düşünmek eksik olur. Eğitimin ilk adımından itibaren öğrenciye bir ruh ve istikamet verilmelidir. Çocuk tarihini, kültürünü ve medeniyetini öğrenmeli; ecdadının hangi değerlerle yaşadığını ve nasıl eserler meydana getirdiğini bilmelidir. Fakat tarih bilgisi kuru bir övünme vesilesi değil, geleceği inşa etme sorumluluğu yüklemelidir. Genç, “Geçmişte ne yaptık?” sualinin yanında “Ben ülkeme ne katacağım?” sualini de sormalıdır.

Bilgi ile ahlak birbirinden koparılmamalıdır. Eğitim; dürüstlüğü, çalışkanlığı, adaleti, merhameti, kardeşliği, vatan sevgisini ve kul hakkına riayeti de beslemelidir. Çocuğun yalnızca sınav hedefi değil, hayat hedefi olmalıdır. Sadece kendisi için değil ailesi, vatanı, milleti ve insanlık için de faydalı olmayı amaçlayan nesiller yetiştirilmelidir.

Üniversite okumak da tek başına beklediğimiz insan modelini meydana getirmiyor. Elbette bunun sebebini yalnızca üniversitelerde aramak doğru değildir. Ancak diploma sayısı artarken aidiyet, sorumluluk ve topluma katkı duygularının aynı ölçüde güçlenip güçlenmediğini de sorgulamalıyız.

Elbette gençlerin dünyayı tanıması, başka ülkelerde eğitim görmesi, çalışması ve tecrübe kazanması değerlidir. Mesele dünyaya açılmak değil, dünyaya açılırken kendine yabancılaşmamaktır. Kökü sağlam olan ağaç, dallarını ne kadar uzağa uzatırsa uzatsın ayakta kalır. Eğitimimizin görevi de dünyayı bilen fakat kim olduğunu unutmayan insan yetiştirmektir.

Öyleyse yeniden soralım:

Üniversite okumak yeterli mi?

Hayır. Diploma önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Bize diplomalı insanların yanında meslek sahibi, ahlak sahibi, üretken, sorumluluk taşıyan, düşünen ve değerlerine bağlı insanlar lazımdır.

Üniversiteye giden gencimiz de kıymetlidir, torna tezgâhının başında çalışan ustamız da. Mühendisimiz de değerlidir; marangozumuz, elektrikçimiz, kaynakçımız ve teknisyenimiz de. Bir millet ancak bütün bu unsurlarıyla birlikte yükselir.

Eğitime dokunmanın zamanı gelmedi mi?

Daha ne kadar bekleyeceğiz?

Muhabbetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim İnal Arşivi