Neden Olmadı? Diye Sorduğun Yerde

Neden Olmadı? Diye Sorduğun Yerde

Her “olmadı” bir mahrumiyet, her gecikme bir kayıp değildir.

Bazen insanın hayatında öyle bir an gelir ki, bütün kapılar aynı anda kapanmış gibi hisseder. Ne yana dönse karşısında bir duvar, neye tutunsa elinden kayan bir ümit vardır. Çok istediği bir şey olmamış, güvendiği biri gitmiş, beklediği bir haber gelmemiştir. O an insan, yaşadıklarının yalnızca acısını görür ve kendi kendine sorar:

“Bunca dua ettim, bunca sabrettim; neden hâlâ olmuyor?”

İnsan, yaşadığı âna bakarak hüküm verir. Bir kapının kapanışını görür, fakat o kapanışın kendisini nereye götüreceğini bilemez. Bir gecikmeye üzülür, fakat bekleyişin ardında hangi hayrın saklı olduğunu göremez.

Çünkü insan yalnızca yaşadığı ânı görür; Allahü teâlâ ise o ânın nereye varacağını da bilir.

İşte hayatın en zor imtihanlarından biri de budur: Henüz göremediğimiz bir hikmet için sabredebilmek ve neticesini bilmediğimiz hâlde Rabbimizin takdirine güvenebilmek.

İnsanın en büyük yanılgılarından biri, hayatın yalnızca gördüğü kısmından ibaret olduğunu sanmasıdır. Biz bir hadisenin başlangıcını görür, sonunu bilmeden hüküm veririz. Bugün yaşadığımız sıkıntının içindeyizdir; fakat o sıkıntının bizi hangi noktaya taşıyacağını bilemeyiz.

Bazen kaybettiğimizi sandığımız bir şey, aslında korunmamızdır. Bazen gerçekleşmeyen bir dilek, hakkımızda verilmiş hayırlı bir cevaptır. Biz ısrarla bir kapının açılmasını isterken, o kapının ardında bizim bilmediğimiz nice hikmetler bulunabilir.

Bir kapı kapanırsa, üzülme sen ey gönlüm Bin kapı aralanır, yeter ki kalsın ömrüm

Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, Bakara suresinin 216. âyetinde şöyle buyurur:

“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için şerlidir. Allahü teâla bilir, siz bilmezsiniz.”

Bu sebeple her “olmadı”yı bir mahrumiyet, her gecikmeyi de terk ediliş sanmamak gerekir.

Çünkü kader, bizim görebildiğimiz birkaç satırdan ibaret değildir.

İnsan acelecidir. Duasının cevabını hemen görmek, sabrının meyvesini hemen toplamak ister. Oysa tabiat bile insana beklemeyi öğretir. Toprağa bırakılan bir tohum, ertesi gün ağaç olmaz. Önce görünmeyen yerde kök salar, güçlenir; sonra gün yüzüne çıkar.

Belki hayatımızdaki bazı güzellikler de böyledir. Henüz gözümüzün önünde değildir; fakat bu, onların hiç gelmeyeceği manasına gelmez.

Gecikmiş bir güzelliği, kaybolmuş bir güzellik sanmamak gerekir.

İnsanın canını acıtan bazı hadiseler, aynı zamanda onun karakterini inşa eder. Her kolaylık insanı büyütmez. Bazı insanlar sıkıntıyla olgunlaşır, bazı gönüller kırılarak incelir, bazı dualar çaresizlik anlarında daha içten yükselir.

İnsan, kendisini en güçlü sandığı zamanlarda değil; gücünün tükendiğini düşündüğü anlarda Rabbine daha çok yönelir. İşte bazen insanın acizliğini fark etmesi, Rabbine yakınlaşmasının başlangıcı olur.

Fakat sabrı da yanlış anlamamak gerekir.

Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. İnsan üzerine düşeni yapar, sebeplere sarılır, elinden gelen gayreti gösterir; sonra karşılaştığı güçlükler karşısında isyana düşmeden sebat eder. Neticeyi ise Allahü telâya bırakır.

Sabır ile tevekkül burada birbirini tamamlar.

Bazen yürümek gerekir, bazen beklemek. Bazen mücadele etmek gerekir, bazen de insanın bütün gayretinden sonra gönlünü Rabbine teslim edip, “Rabbim benim için en hayırlısını bilir.” diyebilmesi gerekir. İnsan bir gün geriye dönüp baktığında, belki de yıllarca üzüldüğü bazı hadiseleri bambaşka gözle görecektir:

Meğer beni üzen bazı şeyler, beni korumak içinmiş. Kapanan bazı kapılar, beni daha hayırlı yollara yöneltmiş.

Fakat hayatın bütün hikmetleri dünyada anlaşılacak diye bir kaide de yoktur. Belki bugün “Neden?” diye sorduğumuz bazı hadiselerin cevabını yıllar sonra anlayacağız; belki bazılarını bu dünyada hiç öğrenemeyeceğiz.

Müminin tesellisi, her şeyin sebebini bilmek değildir. Asıl teselli, Allahü teâlânın bildiğini bilmektir.

O hâlde bugün gönlü kırık olanlara, beklemekten yorulanlara, duasının cevabını henüz göremediği için içi daralanlara söyleyecek bir sözümüz olsun:

Ümidini kaybetme!

Sen her şeyi görmek zorunda değilsin. Her şeyin neden olduğunu bugün anlamak zorunda da değilsin. Kula düşen; doğru yerde durmak, niyetini güzellikle korumak, elinden geleni yapmak, sabretmek ve Rabbine güvenmektir.

Çünkü insanın hesabı sınırlıdır; Allahü teâlânın ilmi ve hikmeti sınırsızdır.

Belki bugün hayatında bir yaprak dökülüyor. Sen bunu sonbahar zannediyorsun.

Oysa sen sonbaharı görürken, Rabbimiz ardından gelecek baharı da bilir.

Belki bugün gözyaşı döktüğün şey, yarın şükür sebebin olacaktır. Belki bugün kapanmasına üzüldüğün bir kapının, yıllar sonra seni hangi sıkıntıdan koruduğunu anlayacaksın.

Belki de hiçbirini tam olarak bilemeyeceksin.

Fakat yine de bilmelisin ki Allahü teâlânın takdirinde başıboş bırakılmış hiçbir şey yoktur.

Öyleyse yaşadığın bir sıkıntıyı hayatının sonu sanma. Bir kapının kapanmasını, bütün kapıların kapandığına yorma. Ümidini kaybetme, sabrını tüketme ve Rabbine olan güvenini yitirme.

Çünkü bizim henüz göremediğimiz nice hikmetler, nice hayırlar ve nice güzellikler vardır.

Bazı güzellikler gözümüzün önünde değil, dualarımızın ardında büyür.

Muhabbetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim İnal Arşivi