İbrahim İnal
TÜRKİYE KENDİ MEDENİYET KÖKLERİNE DÖNMELİDİR
TÜRKİYE KENDİ MEDENİYET KÖKLERİNE DÖNMELİDİR
Savunma sanayiinde yükselen ve bölgesinde söz sahibi olan Türkiye, bu yükselişini ancak kendi kültürüne, tarihine ve medeniyet değerlerine yeniden yönelerek kalıcı hâle getirecektir.
Türkiye’de 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesi; organizasyon başarısı, ev sahipliği ve devlet protokolü bakımından dünya kamuoyunun dikkatini çeken önemli bir diplomatik buluşma oldu. Misafir devlet başkanları ve başbakanlar için hazırlanan karşılama törenleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin disiplinini yansıtan uygulamalar ve pilotlarımızın gökyüzünde sergilediği üstün gösteriler, uluslararası basında geniş yer buldu. Türkiye, bu organizasyonla yalnızca güçlü bir ev sahibi olduğunu değil, köklü devlet geleneğini ve gücünü de bir kez daha göstermiş oldu.
Bununla birlikte NATO üyeliğinin, Türkiye’nin bütün beklentilerini karşıladığı veya güvenlik alanındaki tüm taleplerine aynı ölçüde olumlu karşılık verdiği söylenemez. Özellikle son yıllarda yaşanan bazı gelişmeler, müttefiklik hukukunun zaman zaman güçlü devletlerin siyasi ve stratejik öncelikleri doğrultusunda farklı biçimlerde yorumlandığını ortaya koymuştur. NATO’nun bazı bölgesel meselelerde küresel güç merkezlerinin çıkarlarıyla ve İsrail merkezli politikalarla örtüşen tutumlar sergilemesi, Türkiye’nin güvenlik politikalarında kendi millî imkân ve kabiliyetlerine öncelik vermesini kaçınılmaz hâle getirmiştir.
Türkiye, bu anlayışla savunma sanayiinde dünya çapında dikkat çeken bir başarı yakalamış ve bu başarısını daha ileri seviyelere taşıma kararlılığını ortaya koymuştur. Yerli ve millî savunma teknolojileri, insansız hava araçları, deniz platformları, füze sistemleri ve diğer stratejik yatırımlar sayesinde yalnızca kendi coğrafyasında değil, küresel güç dengeleri içinde de yakından takip edilen ülkelerden biri hâline gelmiştir.
Şayet bu atılımlar gerçekleştirilememiş olsaydı, Türkiye’nin dış baskılar ve yaptırımlar karşısındaki kırılganlığı çok daha yüksek olacak, millî çıkarlarını koruma ve bağımsız hareket etme imkânı önemli ölçüde sınırlanacaktı. Bu bakımdan savunma sanayiinde ulaşılan seviye, yalnızca askerî alanda elde edilmiş bir başarı değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik bağımsızlığı güçlendiren önemli bir kazanımdır.
Ancak bir devletin gerçek gücü yalnızca askerî kapasitesiyle ölçülmez. Güçlü orduların arkasında sağlam bir millet yapısı, köklü bir kültür ve güçlü bir medeniyet tasavvuru bulunmalıdır. Teknolojik gelişme ile tarih şuuru, ekonomik kalkınma ile millî kimlik aynı hedef doğrultusunda ilerlediğinde başarı kalıcı hâle gelir. Bu sebeple Türkiye’nin savunma alanındaki yükselişini, kültür ve medeniyet sahasındaki bir dirilişle tamamlaması gerekmektedir.
Medeniyetler yalnızca büyük şehirler, yüksek binalar veya gelişmiş teknolojilerle ayakta kalmaz. Bir milleti asıl yaşatan; ortak değerleri, ortak hafızası, dili, inancı, ahlak anlayışı ve birlik ruhudur. Tarih boyunca büyük devletler kuran milletimiz, en güçlü dönemlerini bu ortak ruh sayesinde yaşamıştır. Geçmişimize bakıldığında, milletimizi ayağa kaldıran temel unsurun birlik ve beraberlik olduğu açıkça görülmektedir.
Ne var ki bugün yaşanan ayrışmalar, gereksiz kutuplaşmalar ve ortak hedeflerden uzaklaşılması, bu büyük yürüyüşü yavaşlatmaktadır. İçeride güçlü olamayan bir ülkenin dışarıda kararlı bir duruş sergilemesi kolay değildir. Farklı düşünceler elbette olacaktır; ancak millî meselelerde ortak akıl etrafında buluşabilmek, güçlü devlet olmanın temel şartlarından biridir.
Türkiye; genç nüfusu, stratejik coğrafyası, tarihî mirası ve yükselen savunma sanayii ile geleceğin güçlü ülkeleri arasında yer alma potansiyeline fazlasıyla sahiptir. Bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, kendi öz değerlerine güvenen, kültürünü yaşatan, medeniyet köklerinden beslenen ve ortak hedefler etrafında kenetlenmiş bir toplum yapısına bağlıdır.
Artık bekleme değil, birlik olma zamanıdır. İç dinamiklerini güçlendiren, tarihinden aldığı kuvvetle geleceğini inşa eden bir Türkiye; yalnızca bölgesinde değil, dünya düzeninde de sözü dinlenen ülkelerden biri olacaktır.
Güçlü bir geleceğin yolu, kendimizi tanımaktan, kültürümüze sahip çıkmaktan ve medeniyet birikimimizi yaşatarak gelecek nesillere aktarmaktan geçmektedir.
Muhabbetle…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.