15 Temmuz’dan 2 Ocak’a

15 Temmuz’dan 2 Ocak’a: ABD Haydutluğu ve Çöken Uluslararası Hukuk

Sevgili okurlarım : Dünde yazdım Savunma Sanayi diye..

Petrol, Doğalgaz, dağlar gibi altın olsa boş, Savunma Sanayi ve Ordun yoksa !

BM öldüğünü , Uluslararası Hukuk yok olduğunu dün bir kere daha gördük.

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye, yalnızca bir darbe girişimini değil; aynı zamanda küresel vesayet aklını da püskürttü. O gece millet sokağa çıkmasaydı, asker–polis omuz omuza durmasaydı, bugün Venezuela’da konuşulan senaryoları belki de biz yaşayacaktık.

Bugün dünya kamuoyu, 2 Ocak 2026 gecesi Venezuela’da yaşandığı iddia edilen gelişmeleri tartışıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına göre; Venezuela’ya hava, kara ve deniz unsurlarıyla kapsamlı bir askeri operasyon düzenlendi, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores yakalanarak ABD’ye götürüldü.

Trump’ın ifadeleri, bir devlet başkanının başka bir ülke tarafından zorla alıkonulmasını meşrulaştırmaya çalışan bir zihniyetin itirafı gibiydi. “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş bir saldırı” sözleri ise, aslında uluslararası hukukun tabutuna çakılan son çiviydi.

Peki soralım:
Birleşmiş Milletler nerede?
Uluslararası hukuk nerede?
Egemenlik ilkesi kimin için geçerli?

Sırada hangi ülke var ?

ABD, Venezuela’daki saldırıları “uyuşturucu ve silah kaçakçılığı” iddialarıyla gerekçelendirirken; asıl meselenin petrol ve madenler olduğu, Trump’ın “Amerikan şirketleri Venezuela’ya girecek” sözleriyle açıkça dile getirildi. Demokrasi, insan hakları ve hukuk; yine büyük güçlerin çıkarları için kullanılan birer aparata dönüştürüldü.

Venezuela yönetimi saldırıyı “ülkenin doğal kaynaklarını ele geçirme girişimi” olarak nitelendirip olağanüstü hal ilan ederken, devlet televizyonundan yapılan açıklamalarda Maduro’nun hâlâ ülkenin meşru devlet başkanı olduğu vurgulandı. Buna karşılık ABD medyasında, CIA bağlantılı bilgiler, içeriden destek iddiaları ve “önceden yapılan teslim çağrıları” servis edildi.

Bu tablo bize yabancı değil.
15 Temmuz’da da benzer bir senaryo sahnelenmek istenmişti. Devletin zirvesi hedef alınmış, meşru iktidar devrilmek istenmişti. O gece farkı olay olsa ; milletin iradesi, yerli savunma gücü ve devlet refleksi oldu.

Bugün Venezuela üzerinden verilen mesaj açıktır:
“Güçlü değilsen, savunman yoksa, bağımsız karar alamazsın.”

“Sırada kim var?” sorusu boşuna sorulmuyor. İran mı? Güney Amerika’daki başka liderler mi? Avrupa’da ABD çizgisinden sapanlar mı?

Dün Venezuela, bugün başkası…
Uluslararası hukuk artık kâğıt üzerinde. Gerçekte konuşan tek şey güç.

Türkiye’nin 15 Temmuz’dan sonra savunma sanayine yaptığı yatırımların, S-400 tartışmalarının, “niye silah üretiyoruz” diyenlere verilen en net cevap işte tam da budur.

Devlet olmanın bedeli vardır.
Bağımsızlığın sigortası savunma gücüdür.
Milletin arkasında durduğu lideri kimse kolay kolay alamaz.

Dün Türkiye başardı.
Bugün dünya, başaramayanların hikâyesini izliyor.

Aç duralım , her şeyden tasarruf yapalım : Savunma Sanayi dünyada bir numara yapalım, Sinop'ta Balıklar Rahatsız olsun, Biz Hava Savunma sistemlerini denemeye devam edelim şimdi işi anladınız mı ?

Hayırlı Pazarlar Diliyorum

İNGİLİZCE METİN :

From July 15 to January 2: U.S. Banditry and the Collapse of International Law

Dear readers,
I wrote yesterday about the Defense Industry…

Oil, natural gas, even mountains of gold mean nothing if you do not have a defense industry and an army.

Once again yesterday, we witnessed that the United Nations is effectively dead and that international law has ceased to exist.

On the night of July 15, 2016, Türkiye did not only repel a coup attempt; it also shattered a global tutelage mentality. Had the people not taken to the streets that night, had soldiers and police not stood shoulder to shoulder, we might today be living through the very scenarios now being discussed in Venezuela.

Today, the world public is debating the developments allegedly experienced in Venezuela on the night of January 2, 2026. According to statements by U.S. President Donald Trump, a comprehensive military operation was carried out against Venezuela using air, land, and naval forces, and President Nicolás Maduro and his wife, Cilia Flores, were captured and taken to the United States.

Trump’s remarks resembled a confession of a mindset attempting to legitimize the forcible abduction of a head of state by another country. His words, “an attack unseen since World War II,” were in fact the final nail hammered into the coffin of international law.

So let us ask:
Where is the United Nations?
Where is international law?
For whom does the principle of sovereignty apply?

Who is next?

While the U.S. justified its attacks on Venezuela with allegations of drug trafficking and arms smuggling, the real issue—oil and mineral resources—was openly revealed in Trump’s statement: “American companies will enter Venezuela.” Democracy, human rights, and law have once again been reduced to mere tools serving the interests of great powers.

As the Venezuelan government described the attack as an attempt to seize the country’s natural resources and declared a state of emergency, statements on state television emphasized that Maduro remains the country’s legitimate president. Meanwhile, U.S. media circulated CIA-linked information, claims of internal support, and reports of “prior calls for surrender.”

This picture is not unfamiliar to us.

On July 15, a similar scenario was intended to be staged. The top leadership of the state was targeted, and the legitimate government was meant to be overthrown. What made the difference that night was the will of the people, domestic defense capability, and the reflexes of the state.

Today, the message delivered through Venezuela is clear:
“If you are not strong, if you have no defense, you cannot make independent decisions.”

The question “Who is next?” is not asked in vain. Iran? Other leaders in South America? Those in Europe who step outside the U.S. line?

Yesterday Venezuela, today someone else…
International law now exists only on paper. In reality, the only language spoken is power.

Türkiye’s investments in the defense industry after July 15, the S-400 debates, and the question “Why are we producing weapons?”—this is the clearest answer to all of them.

Being a state has a price.
The insurance of independence is defense power.
No one can easily take away a leader who stands behind his nation.

Türkiye succeeded yesterday.
Today, the world is watching the stories of those who could not.

Let us go hungry if necessary, let us economize on everything—but let us make the defense industry number one in the world. Let the fish in Sinop be disturbed; let us continue testing our air defense systems. Do you understand now?

I wish you a blessed Sunday.

ARAPÇA METİN :

من 15 تموز إلى 2 كانون الثاني: بلطجة الولايات المتحدة وانهيار القانون الدولي

أعزّائي القرّاء،
كنت قد كتبتُ أمس عن الصناعات الدفاعية

لو كان عندك نفط، وغاز، وجبال من الذهب، فلن ينفعك شيء
إذا لم تكن لديك صناعة دفاعية وجيش قوي!

لقد رأينا أمس مرةً أخرى أن الأمم المتحدة قد ماتت،
وأن القانون الدولي قد انهار بالكامل.

في ليلة 15 تموز 2016، لم تُحبط تركيا مجرد محاولة انقلاب فحسب؛
بل كسرت أيضًا عقل الوصاية العالمية.
لو لم يخرج الشعب إلى الشوارع تلك الليلة،
ولو لم يقف الجيش والشرطة جنبًا إلى جنب،
لكنا ربما نعيش اليوم السيناريوهات التي يُتحدث عنها في فنزويلا.

اليوم، يناقش الرأي العام العالمي التطورات التي يُزعم أنها وقعت في فنزويلا ليلة 2 كانون الثاني 2026.
وبحسب تصريحات الرئيس الأمريكي دونالد ترامب،
فقد شنت الولايات المتحدة عملية عسكرية شاملة جوًا وبرًا وبحرًا على فنزويلا،
وتم اعتقال الرئيس نيكولاس مادورو وزوجته سيليا فلوريس
ونقلهما إلى الولايات المتحدة.

تصريحات ترامب بدت وكأنها اعترافٌ صريح بعقلية تحاول تبرير اختطاف رئيس دولة بالقوة من قبل دولة أخرى.
أما قوله:
«هجوم لم يُشهد له مثيل منذ الحرب العالمية الثانية»
فلم يكن سوى آخر مسمار في نعش القانون الدولي.

فلنسأل إذًا:
أين الأمم المتحدة؟
أين القانون الدولي؟
ولمن ينطبق مبدأ السيادة؟

من التالي؟

تبرر الولايات المتحدة هجماتها على فنزويلا بادعاءات “تهريب المخدرات والسلاح”،
لكن الحقيقة أن القضية الأساسية هي النفط والمعادن،
وهو ما عبّر عنه ترامب بوضوح حين قال:
«الشركات الأمريكية ستدخل فنزويلا».

الديمقراطية، وحقوق الإنسان، والقانون
تحولت مرة أخرى إلى أدوات بيد القوى الكبرى لخدمة مصالحها.

في المقابل، وصفت الحكومة الفنزويلية الهجوم بأنه
«محاولة للاستيلاء على الموارد الطبيعية للبلاد»،
وأعلنت حالة الطوارئ،
وأكدت عبر التلفزيون الرسمي أن مادورو ما زال الرئيس الشرعي للبلاد.

بينما كانت وسائل الإعلام الأمريكية
تروّج لمعلومات مرتبطة بوكالة الاستخبارات المركزية (CIA)،
وتتحدث عن دعم من الداخل
و«دعوات تسليم تم توجيهها مسبقًا».

هذا المشهد ليس غريبًا علينا.
في 15 تموز، كان يُراد تنفيذ سيناريو مشابه.
استُهدف رأس الدولة،
وأُريد إسقاط السلطة الشرعية.

لكن الفارق كان واضحًا:
إرادة الشعب،
والقوة الدفاعية الوطنية،
وردّة فعل الدولة.

واليوم، الرسالة الموجهة عبر فنزويلا واضحة:
إذا لم تكن قويًا،
إذا لم تكن لديك منظومة دفاع،
فلن يُسمح لك باتخاذ قرارات مستقلة.

سؤال «من التالي؟» لا يُطرح عبثًا.
إيران؟
قادة آخرون في أمريكا اللاتينية؟
أم دول أوروبية تخرج عن الخط الأمريكي؟

أمس فنزويلا،
وغدًا غيرها…

القانون الدولي لم يعد سوى حبر على ورق.
وفي الواقع، اللغة الوحيدة التي تُسمع هي لغة القوة.

إن الاستثمارات التي قامت بها تركيا في الصناعات الدفاعية بعد 15 تموز،
والجدل حول منظومة S-400،
والرد على من قالوا: «لماذا نُنتج السلاح؟»
كلها تجد جوابها الواضح هنا.

للدولة ثمن.
وضمان الاستقلال هو القوة الدفاعية.
والزعيم الذي يقف خلفه شعبه
لا يمكن أخذه بسهولة.

أمس نجحت تركيا.
واليوم يشاهد العالم قصص الذين لم ينجحوا.

فلنقشف،
ولنضحِّ بكل شيء:
لكن لنجعل الصناعات الدفاعية رقم واحد في العالم.
فلتنزعج الأسماك في سينوب،
وسنواصل اختبار منظومات الدفاع الجوي.

هل فهمتم الآن؟

أتمنى لكم أحدًا مباركًا.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi