Bekir Doğan
İTİBAR SUİKASTI, SOSYAL MEDYA VE BASIN KANUNU
İTİBAR SUİKASTI, SOSYAL MEDYA VE BASIN KANUNU
Dün belediye başkanlarımızla bir araya geldik, oturduk, konuştuk. Sohbetin ortak başlığı şuydu: Sosyal medya saldırıları karşısında basın neden sahip çıkmıyor? Suç, dönüp dolaşıp yine bize, yani gerçek basına kesiliyor.
Oysa bu mesele yeni değil. İnternet Yasası ile Basın Kanunu’nun birlikte ele alındığı dönemlerde defalarca dile getirdik. O dönem Kahramanmaraş Milletvekili olan Sayın Ahmet Özdemir’le bu konuyu birçok kez konuştuk. Bizim yaptığımız haberler tapu gibi belgelidir; arşivi vardır, kaynağı vardır, sorumluluğu vardır. Ama “sosyal medya” denen mecralarda öyle bir bilgi kirliliği var ki, yanında lağım çukuru temiz kalır.
Aslında bu paylaşımların çoğu sanıldığı kadar izlenmiyor. Ama biz meseleyi büyütüyor, sanki bütün dünya izlemiş gibi moralimizi bozuyoruz. En kötüsü de tam olarak istediklerini veriyoruz: Korku, geri adım ve sessizlik.
Basın ve İnternet Kanunu’na ek yapılırken açıkça şunu söyledik: Baro yapılanması gibi bir Basın Odası ya da Basın-Yayın Meslek Odası kurulmalı. Bu odaya kayıt olmayan hiç kimse gazetecilik, dijital yayıncılık ya da sosyal medya haberciliği yapamamalı. Ama bu öneri kanunlaşmadı.
Bugün gelinen noktada tablo çok net: Şantaj var, tehdit var. “Yazarım, çizerim” diyerek istenilen para alınıyor. Mahkemeye gidiyorsunuz; kanuni altyapı eksik olduğu için dava yürek soğutmuyor.
Bu sadece Kahramanmaraş’ın meselesi değil, Türkiye’nin genel sorunudur.
Buradan açıkça çağrıda bulunuyorum: AK Parti’ye ve TBMM’deki tüm milletvekillerine… Basın Kanunu ve İnternet Kanunu, Baro benzeri bir mesleki yapılanmayla yeniden düzenlenmelidir. Gazetecilik mesleği başıboşluktan kurtarılmalı, itibarına yeniden kavuşturulmalıdır.
Belediye başkanlarımız bize diyor ki: “Bu şantajcıları aranıza almayın.”
İyi de biz çağırmıyoruz ki!
Belediyeler çağırıyor.
Siyasi partiler çağırıyor.
Odalar, kurumlar çağırıyor.
Bizim gazeteci olarak “sen gel, sen gelme” deme gibi bir kanuni yetkimiz yok.
Bakın bugün sokak röportajı adı altında neler oluyor:
Belediye başkanına sallıyor, sonra istediği parayı alınca susuyor.
Kamu kurumlarına, müdürlere saldırıyor; harçlığını alınca dili tutuluyor.
İş adamına, sanayiciye iftira atıyor; zarf gelince konu kapanıyor.
Halkı isyana teşvik ediyor, kamu kurumunu bastırıyor; sonra bir telefon, bir para… Herkes susuyor.
Gaz veriyor, ortalığı yakıyor; sonra “selam söyle” ile mesele kapanıyor.
Peki sonra ne oluyor?
Suç yine basına kalıyor.
Oysa günlük ve haftalık gazetelerle BİK kayıtlı internet haber siteleri devletin bilgisi dâhilinde yayın yapıyor. Cumhuriyet Savcılığı’nda kaydı var, Basın İlan Kurumu’nda belgesi var. Her şey şeffaf.
Soruyorum: Sosyal medya hesaplarının neyi var? Kayıt nerede? Sorumluluk nerede? Denetim nerede?
Toplantılarınıza çağırmayın.
Belediyeye iftira atarsa tazminat davası açın.
Rüşvet isterse kanuni işlem yapın.
Ama şunu da herkes bilsin: Kahramanmaraş’ta ve Türkiye genelinde gazetecilerin basın toplantısına “şu gelsin, bu gelmesin” deme hakkı yoktur.
Bu meslek sahipsiz değildir. Sahipsiz bırakılmamalıdır. Biz gazeteciler TBMM sık sık ziyaret ederek mutlaka kamun çıkarmayı sağlamamız gerek herkes bu konuyu yazmalı söylemeli diyorum.
Hayırlı günler diliyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.