İran, İsrail, ABD Üçgeninde

İran, İsrail, ABD Üçgeninde Yeni Savaş Doktrini ve Türkiye’ye Yönelik Riskler

Ortadoğu bir kez daha alışıldık cephe savaşlarının dışına taşan, düşük maliyetli ama yüksek etkili yeni bir savaş konseptiyle yüz yüze. Son dönemde İran-İsrail hattında yaşananlar, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimi değil; bölgedeki tüm aktörlerin güvenlik mimarisini, lider güvenliğini ve savunma anlayışını yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adı etrafında dolaştırılan suikast iddiaları da bu yeni dönemin psikolojik ve stratejik boyutunun bir parçası olarak okunmalı.

Yeni Savaşın Adı: İçeriden, Sessiz ve Nokta Atışı

Son çatışmalarda dünya kamuoyunun dikkatini çeken temel unsur, klasik savaş uçakları ve balistik füzelerden ziyade; çok kısa menzilli, düşük irtifalı, küçük insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı oldu. İddialara göre İranlı bazı üst düzey askeri isimlerin, büyük hava savunma sistemlerini by-pass eden, bazen birkaç yüz metre mesafeden havalanabilen mini dronlarla hedef alınması, savaşın doğasını kökten değiştirdi.

Bu tablo bize şunu söylüyor: Artık hava savunma sistemleri yalnızca büyük tehditlere karşı yeterli. Radarlar uçakları, SİHA’ları, hatta bazı paramotorları tespit edebilirken; oyuncak boyutundaki, düşük ısı ve radar izi olan sistemler ciddi bir boşluk dolduruyor. Bu boşluk ise sadece cephedeki komutanları değil, siyasi liderleri ve kalabalık organizasyonları da kırılgan hale getiriyor.

ABD’nin Önceliği İran, Görmezden Gelinen Gazze

ABD yönetiminin söylem ve eylemleri incelendiğinde, Gazze’de yaşanan büyük insani felaketin ikinci plana itildiği; buna karşın İran’ın bölgesel etkisinin ana tehdit olarak kodlandığı görülüyor. Washington’da hâkim olan bakış açısı, İran’ı doğrudan büyük hava saldırılarıyla değil; içeriden zayıflatma, komuta-kontrol yapısını felç etme ve psikolojik üstünlük kurma yönünde.

Bu yaklaşımın, bazı ABD’li yetkililerin ve bölgeyi izleyen gazetecilerin açıklamalarına yansıdığı iddia ediliyor. “Büyük savaş uçaklarıyla değil, küçük ve etkili araçlarla sonuç alma” fikri, 12 günlük İran-İsrail geriliminde test edilmiş bir model olarak sunuluyor.

Türkiye Bu Resmin Neresinde?

Türkiye, coğrafi konumu ve Suriye’deki askeri varlığı nedeniyle bu denklemin tamamen dışında değil. İsrail’in Suriye sahasında attığı adımlar, zaman zaman daha da küstahlaşan söylemlerle birleştiğinde, Ankara-Tel Aviv hattında potansiyel bir gerilimin zemini oluşuyor.

Bazı çevrelerde dile getirilen “Erdoğan’ın güvenliği” tartışmaları, yalnızca fiziki bir tehditten ibaret değil. Bu söylemler aynı zamanda Türkiye’ye verilen siyasi bir mesaj niteliği taşıyor. İran’da yaşanan suikastların hatırlatılması üzerinden, ‘kimsenin dokunulmaz olmadığı’ algısı oluşturulmak isteniyor.

Burada önemli olan nokta şu: Bu iddiaların doğruluğu kadar, oluşturduğu psikolojik etki de dikkate alınmalı. Açık alan mitingleri, kalabalık toplantılar ve sembolik buluşmalar, artık sadece iç politika başlıkları değil; aynı zamanda güvenlik ve savunma konusu.

Klasik Koruma Anlayışı Yetiyor mu?

Bugünün tehditleri, yakın koruma çemberiyle sınırlı değil. Asıl risk, birkaç kilometre öteden kontrol edilebilen, önceden yerleştirilebilen ya da çok kısa sürede havalanabilen mini İHA’lar. Bu nedenle lider güvenliği; çevresel gözetleme, elektronik harp, sinyal karıştırma ve erken uyarı sistemleriyle birlikte ele alınmak zorunda.

Cumhurbaşkanlığı koruma konseptinin de bu yeni tehditlere göre sürekli güncellenmesi hayati önem taşıyor. Gidilen her ilde, yalnızca insan faktörüne değil; teknolojiye, hava sahasının mikro ölçekte kontrolüne ve istihbarata dayalı bir hazırlık gerekiyor.

Savunma Sanayi: Lüks Değil Zorunluluk

Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin savunma sanayisine yaptığı yatırımların ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ancak gelinen noktada bu yatırımların artırılması, özellikle anti-dron sistemleri, yapay zekâ destekli algılama teknolojileri ve elektronik harp alanlarında derinleştirilmesi kaçınılmaz.

Sözün özü şu: Artık tehditler sınır kapılarından, hava sahasından ya da büyük askeri birliklerden gelmiyor. Tehdit, bazen bir odanın penceresinden, bazen kalabalığın içinden, bazen de fark edilmesi neredeyse imkânsız küçük bir araçtan gelebiliyor.

Türkiye’nin bu yeni savaş konseptini doğru okuması, soğukkanlı ama kararlı bir stratejiyle hareket etmesi gerekiyor. Rahat yok, evet. Ama akıl, teknoloji ve güçlü devlet refleksi varsa; bu coğrafyada ayakta kalmak mümkün.

Hayırlı günler dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi