Gönlün Yükü: Gam ile Sabır Arasında Bir Hayat

Gönlün Yükü: Gam ile Sabır Arasında Bir Hayat

İnsan bazen kendi gönlünden yorulur.

Bugün pazar çocuklar gitti, evde bir köroğlu bir eyvaz kaldık , Fukaralık, ezilmişlik, gönlümce mutlu olamamak ile içim kaynıyor dostlar.

Eli kulağına atar : bir yanık türkü söyler ! ya : Aman Küçük Yaşta Alışır Boyun Bükmeye , Namert kapısında Çileye Çekmeye, Göz yaşını ekmeğine katık edip sürmeye , Fakura fukara ! Koskoca dünya dar görülür gözüne ! Aman Fukara !

Şeyhadile, Kapıçama, Kılavuzluyar gidenlere bakar ! İçine Öyle bir yorgunluk ki bu; ne bir dinlenme ile geçer, ne de zamanın merhemiyle hafifler. İçinde biriken sözler, söylenemeyenler, yarım kalmış sevdalar ve kırık hatıralar birikir… Ve bir gün, insan kendi kendine sorar: “Ah neyleyim gönül senin elinden?” mesele de burada ! Ah neyleyim gönül senin elinden !

Gönül… İnsan bedeninde en çok konuşan ama en az söz dinleyen misafirdir. Kimi zaman bir sevdanın peşine düşürür insanı, kimi zaman bir ayrılığın ateşinde yakar. Ve en çok da, başkalarının diline düşmekten yorulur insan. “Ben bıktım usandım elin dilinden” diyenlerin hikâyesi, aslında bu toprakların ortak hikâyesidir.

Çünkü bu coğrafyada sevmek, çoğu zaman susarak sevmektir. Gitmek zorunda kalıp dönememek, terk ettiğin sılanın kokusunu ömür boyu içinde taşımaktır. Bir tür iç sürgündür bu… Ne tam gidersin, ne de geri dönebilirsin.

Ve sonra hayat, herkese kendi imtihanını verir.

Kimi sevdiğinin ateşiyle yanar, kimi yalnızlığın soğuğunda üşür. “Neler gelir gariplerin başına” diye sormak boşuna değildir. Çünkü gariplik sadece kimsesizlik değildir; bazen kalabalıklar içinde anlaşılmamaktır.

İşte tam bu noktada Anadolu irfanı devreye girer. Yüzyıllardır dilden dile dolaşan o öğüt, insanın içine bir sükûnet bırakır:

Gam yeme gönül, gam yeme…”

Ne kadar sade, ne kadar derin bir söz. Hayatın en ağır yüklerini iki kelimeyle hafifletmek… Bu, ancak bu toprakların sabırla yoğrulmuş ruhuna ait bir bilgeliktir.

Çünkü biliriz ki;
Kara gün dediğin, ebedî değildir.
Akar gözyaşı, bir gün diner.
Yürek sızısı, zamanla kabuk bağlar.

Ama insan yine de sorar kendine: “Aşk ile döndüm deliye, neler ettiler bana?”
Sevda, insanı büyütür ama aynı zamanda kırar da. Bir yandan olgunlaştırır, bir yandan çocuk gibi incitir.

Hayatın garip bir dengesi vardır:
Sevdiğin kadar yanarsın,
Yandığın kadar anlarsın.

Ve belki de en acısı şudur: İnsan en çok sevdiğiyle sınanır.

Bazen bir “Halime” olur hayatında insanın… Adı değişir, yüzü değişir ama his aynıdır. İçten, saf, karşılıksız bir sevgi… “Severim seni candan” diye haykırmak istersin ama hayat, o cümleyi çoğu zaman yarım bırakır.

İşte bu yüzden, Anadolu insanı hem ağlar hem söyler. Acısını türküye, derdini şiire döker. Çünkü bilir ki söylemezse içi taşar.

Bir yanda gözyaşı,
Bir yanda umut…

Bir yanda ayrılık,
Bir yanda “belki”…

Ve bütün bunların ortasında yine aynı cümle yankılanır:

Gam yeme gönül…”

Belki de hayatın özü budur.
Ne yaşarsak yaşayalım, ne kadar kırılırsak kırılalım, içimizde küçük de olsa bir umut bırakabilmek…

Çünkü insan, umut ettiği sürece yaşar.

Ve gönül…
Ne kadar yorulsa da, ne kadar yaralansa da…
Yine sevmekten vazgeçmez.

Gönlünce mutlu olan var mı ?

Hayırlı Pazarlar Diliyorum

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi