Esnaf Baskıya Dayanamaz

Esnaf Baskıya Dayanamaz

Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan esnaf ve sanayici, son dönemde artan mali denetimler, ağır yaptırımlar ve uygulamadaki bazı çelişkiler nedeniyle ciddi bir baskı altında. Sahadan gelen sesler, mevzuat ile uygulama arasındaki makasın giderek açıldığını gösteriyor.

Dün bir sanayicimizle yaptığımız sohbet bu tabloyu özetler nitelikteydi. “Ramazan geliyor, hayır hasenat yapamayacak mıyım? Fitre ve zekât dağıtamayacak mıyım? Fabrikanın kasasındaki parayı cebimize koyamıyoruz.” diyerek dert yandı. Bu cümle yalnızca ekonomik sıkışmışlığı değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk duygusunun da zedelendiğini gösteriyor.

Buradan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e açık bir çağrıda bulunmak istiyorum: Anadolu’daki esnafı ve sanayiciyi yerinde dinlemek gerekiyor. Ankara’daki tablo ile sahadaki gerçeklik her zaman örtüşmüyor. Kahramanmaraş’a gelin, üreticinin, tüccarın, küçük işletmecinin sesine kulak verin.

Uygulamadaki Çelişkiler

Sahada karşılaşılan bazı örnekler, sistemin adalet algısını zedelediğini düşündürüyor:

  • Kahramanmaraş’ta TOKİ konutları yapan bir firmaya düzenli olarak e-fatura kesiliyor. Firma bu faturaları sisteme kabul etmiyor ; ancak gider olarak kullanmıyor. Buna rağmen ceza, faturayı kesen mükellefe yazılıyor. Bu durumda sorumluluğun tek taraflı yüklenmesi hakkaniyetle bağdaşır mı? esnaf vergi kaçırmamış faturasını kesmiş karşı kullanmıyorsa esnaf ne yapa bilir ki ?

  • Ankara’dan iş yaptırılan bir firmadan alınan faturada tüm belgeler usulüne uygun. Ancak o firmanın malzeme aldığı başka bir şirket hakkında “sahte fatura” soruşturması açılmış. Zincirleme şekilde tüm faturalar geçersiz sayılıyor ve bu durum Anadolu’daki iyi niyetli mükellefe kadar uzanıyor. Oysa son halkadaki şirketin herhangi bir kusuru bulunmuyor.

  • Bir başka örnekte ise esnaf, 100 TL + KDV’ye aldığı ürünü yüzde 25 kâr koyması gerekirken, düşük kârla 123 TL’ye faturalandırıyor. Maliye, “En az 150 TL’ye satmalıydın.” diyerek ceza kesiyor. Oysa ticarette kâr oranı sabit değildir. Esnaf malını zararına ya da sıfır kârla satabilir; hatta stok eritmek ya da hediye etmek amacıyla maliyetine devredebilir. Devletin, ticari takdir yetkisini tamamen ortadan kaldıracak şekilde kâr dayatması yapması piyasa gerçekleriyle ne kadar uyumludur?

Ceza mı, Rehberlik mi?

Vergi disiplini elbette devletin en temel hakkıdır. Kayıt dışılıkla mücadele şarttır. Ancak yöntem de en az amaç kadar önemlidir. Maliye personelinin temel refleksi ceza yazmak değil, rehberlik etmek olmalıdır. Eğitim, bilgilendirme ve yönlendirme mekanizmaları güçlendirilmeden yalnızca yaptırımlarla sağlıklı bir vergi kültürü oluşturmak zordur.

Devlet ile mükellef karşı karşıya gelen iki taraf değil, aynı geminin yolcularıdır. Üreten kazanırsa devlet de kazanır. Sanayici nefes alırsa istihdam artar, ihracat artar, vergi geliri artar.

Bugün 14 Şubat. Sevgi Günü.

Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, karşılıklı anlayış ve empati.
“Sevgilim seni seviyorum.” demek kadar, “Devletim beni anlıyor.” diyebilmek de kıymetlidir.

Gelin; esnafıyla, sanayicisiyle, bürokratıyla birbirini dinleyen, anlayan ve destekleyen bir iklim oluşturalım. Devletle barışık, üretimle güçlü bir Türkiye mümkün.

ceza yazmak çare değil, eğitim verelim, maliye personeli esnafı ziyaret ederek yol gösterici eğitim vermelidir. ceza yazdık ne olacak ? adam yanlış yapmaya devam edecek eğitim eğitim, üretim üretim diyorum.

Hayırlı günler diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi