Aile Çözülürse Toplum Çözülür

Aile Çözülürse Toplum Çözülür

Son yıllarda Türkiye’de boşanma oranlarının arttığına dair veriler, yalnızca istatistiksel bir tabloyu değil; derin bir toplumsal dönüşümü de gözler önüne seriyor. Rakamlar artıyor, ama asıl mesele sayıların ötesinde: Aile yapımızda yaşanan sarsıntı…

Türkiye’de geleneksel aile modeli, yüzyıllar boyunca sadece bir çatı değil; bir okul, bir sığınak ve bir ahlak ocağı oldu. Mahalle kültürüyle beslenen, büyüğe saygı–küçüğe sevgi temeline dayanan bu yapı; toplumun en sağlam harcıydı. Bugün ise hızlı şehirleşme, ekonomik baskılar, dijitalleşmenin getirdiği yeni alışkanlıklar ve değişen değer yargıları aile kurumunu ciddi şekilde etkiliyor.

Ekonomik Baskı mı, Değer Erozyonu mu?

Hayat pahalılığı, işsizlik, geçim sıkıntısı… Özellikle büyük şehirlerde aile içi stresin en önemli sebeplerinden biri ekonomik yük. Eve giren gelir azalırken beklentiler artıyor. Sosyal medya üzerinden pompalanan “ideal hayat” algısı, çiftler arasında kıyaslamayı ve memnuniyetsizliği büyütüyor.

Ancak mesele sadece ekonomi değil. Sabır kültürünün zayıflaması, fedakârlık anlayışının gerilemesi ve “hemen tüket, hemen vazgeç” anlayışının ilişkilere de sirayet etmesi, evlilikleri kırılgan hale getiriyor. Artık sorun çözmek yerine “bitirmek” daha kolay görülüyor.

Dijital Çağın Yalnızlığı

Bir evin içinde herkesin elinde bir telefon, ama kalpler arasında mesafe kilometrelerce… Dijital dünya, iletişimi artırdığı kadar yüz yüze teması azaltıyor. Eşler aynı koltukta otururken farklı dünyalarda yaşıyor. Bu kopuş, zamanla duygusal uzaklığa dönüşüyor.

Aile içi iletişimin zayıflaması; çocukların da en büyük kaybı oluyor. Boşanma sürecinin en ağır yükünü çoğu zaman çocuklar taşıyor. Güven duygusu zedeleniyor, aidiyet hissi sarsılıyor. Oysa güçlü bir toplum, güçlü bireylerden; güçlü bireyler ise sağlıklı ailelerden doğar.

Çözüm Nerede?

Aileyi korumak, sadece devlet politikalarıyla çözülecek bir mesele değil; toplumsal bir bilinç meselesidir. Elbette sosyal destek mekanizmaları, aile danışmanlık merkezleri, ekonomik iyileştirmeler önemli. Ancak asıl ihtiyaç, evlilik öncesi bilinçlendirme ve evlilik sürecinde iletişim kültürünün güçlendirilmesidir.

Gençlerimize evliliğin yalnızca bir düğün töreni değil; bir sabır, emek ve sorumluluk yolculuğu olduğu anlatılmalıdır. Aile büyüklerinin tecrübesi küçümsenmemeli; “biz yaparız” özgüveni ile “biz birlikte yaparız” anlayışı arasında denge kurulmalıdır.

Aileyi Savunmak Geleceği Savunmaktır

Boşanma her zaman kötü niyetin sonucu değildir. Şiddet, ağır geçimsizlik ve sağlıksız ilişkiler elbette sürdürülmemelidir. Ancak her anlaşmazlıkta ilk seçenek ayrılık olmamalıdır.

Çünkü aile çözüldüğünde yalnız iki insan ayrılmaz; bir düzen dağılır, bir gelecek etkilenir, bir toplum yara alır.

Bugün belki yeniden sormamız gereken soru şu:
Modernleşirken neyi kaybettik?

Cevap basit ama ağır: Birlikte sabretme kültürünü…

Toplumu ayakta tutan en güçlü yapı aile ise, aileyi ayakta tutan da sevgi kadar sorumluluk ve fedakârlıktır. Unutmayalım; güçlü aile, güçlü Türkiye demektir.

Sağlıcakla kalın, güzel kalın , aile olun !

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Gülay Doğan Arşivi