Gülay Doğan
Mafya Dizilerden Çıktı, Gerçek Hayata Girdi!
Mafya Dizilerden Çıktı, Gerçek Hayata Girdi!
Sevgili Okurlarım,
Bir dönem televizyon ekranlarında mafya dizileri izliyorduk.
"Bu kadar da olmaz." diyorduk.
Meğer oluyormuş...
Bugün mafya, dizilerin senaryosundan çıkıp sokağın gerçeği hâline gelmiş durumda.
İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi, Emniyet Genel Müdürümüz, valilerimiz ve il emniyet müdürlerimiz kusura bakmasın; sokaktaki vatandaşın hissettiği gerçek şudur:
Mafya korkusu yeniden yükseliyor.
Özellikle büyükşehirlerde esnaf üzerinde baskı kuran organize suç örgütleri, "koruma parası" adı altında haraç istiyor. Vermeyenlerin iş yerleri kurşunlanıyor, araçları yakılıyor, aileleri tehdit ediliyor.
En acı tarafı ise tetikçilerin yaşının giderek düşmesidir.
Bugün 15-16 yaşındaki çocuklar, birkaç bin lira karşılığında motosikletin arkasına bindirilip silahla iş yeri kurşunlamaya gönderiliyor. Yakalansalar bile "çocuk" oldukları için cezai süreç farklı işliyor. Suç örgütleri de tam bu boşluktan yararlanıyor.
Neredeyse her gün İstanbul'dan, İzmir'den, Adana'dan, Mersin'den ya da başka bir şehirden bir iş yerinin kurşunlandığı haberi geliyor.
Bir restoran...
Bir kafe...
Bir oto galeri...
Bir kuyumcu...
Bir eğlence mekânı...
Gazetelerin üçüncü sayfaları artık bu haberlerle dolu.
İçişleri Bakanlığı'nın son yıllarda yürüttüğü operasyonlarda yüzlerce organize suç örgütü çökertildi. Binlerce kişi gözaltına alındı, çok sayıda ruhsatsız silah ele geçirildi ve suçtan elde edilen milyarlarca liralık mal varlığına el konuldu.
Bunlar önemli ve başarılı operasyonlardır.
Ancak vatandaşın ölçüsü operasyon sayısı değildir.
Vatandaşın ölçüsü şudur:
"Ben iş yerimi akşam kapatırken korkuyor muyum, korkmuyor muyum?"
Bir ülkede esnaf, siftah yapmayı değil de dükkânının kurşunlanıp kurşunlanmayacağını düşünüyorsa, orada sadece polisiye tedbirler yetmez.
Sorunun sosyal, ekonomik ve hukuki boyutları da masaya yatırılmalıdır.
Çünkü organize suç örgütleri yalnızca silahla büyümüyor.
Ekonomik sıkıntılardan, genç işsizliğinden, uyuşturucu ticaretinden, yasa dışı bahisten ve kolay para hayalinden besleniyor.
Bugün mafyanın kullandığı en büyük silah tabanca değil...
Korkudur.
İnsanları susturan, tanık konuşturmayan, esnafı şikâyet etmekten vazgeçiren de bu korkudur.
Devletin görevi ise bu korkuyu ortadan kaldırmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir suç örgütünün vatandaşından daha güçlü olmadığını göstermek zorundadır.
Kanun, suç örgütlerinden daha caydırıcı olmalıdır.
Cezalar, suç işlemeyi göze aldırmayacak kadar ağır olmalıdır.
Gençler, üç kuruş uğruna tetikçi olmayı değil; eğitim almayı, üretmeyi ve meslek sahibi olmayı tercih etmelidir.
Çünkü mafyanın kazandığı her gün, devlet otoritesi yara alır.
Devlet otoritesinin zayıfladığı yerde ise yatırım azalır, ticaret durur, huzur kaybolur.
Bu ülke mafyanın değil, hukukun ülkesi olmalıdır.
Türk polisi bugüne kadar birçok başarıya imza attı.
İnanıyorum ki aynı kararlılıkla organize suç örgütlerine karşı da mücadele devam edecektir.
Çünkü bu mücadele yalnızca birkaç çetenin değil, Türkiye'nin huzurunun mücadelesidir.
Hiç kimse emeğiyle kazanan esnafın kapısına korku bırakmamalıdır.
Hiçbir anne, çocuğunun üç beş kuruş uğruna suç örgütlerinin eline düşmesinden endişe etmemelidir.
Ve hiçbir vatandaş, "Acaba yarın benim dükkânım mı kurşunlanacak?" korkusuyla yaşamamalıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey korkunun değil, hukukun egemen olduğu bir düzendir.
Kalın sağlıcakla...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.