Gülay Doğan
KÜLTÜR SANAT NEREYE?
KÜLTÜR SANAT NEREYE?
Kültürümüz Alzheimer mı Oluyor?
Sevgili Okurlarım,
Bugün sizlerle biraz içimi dökmek, biraz da hepimizi düşündürmek istiyorum.
Şöyle geriye dönüp bakıyorum…
Türk Sanat Müziği denildiğinde aklımıza Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk, Alaeddin Yavaşça, Hamiyet Yüceses, Bülent Ersoy, Muazzez Abacı, Emel Sayın, Behiye Aksoy gibi sanatçılar geliyor.
Bestecilerimizi düşündüğümüzde Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Yesari Asım Arsoy, Şevki Bey, Tanburi Cemil Bey, Bekir Sıtkı Sezgin gibi musiki tarihimize damga vurmuş isimler karşımıza çıkıyor.
Peki bugün?
Bu isimlerin yerini kimler dolduruyor?
Elbette bugün de sanatçılarımız var. Gençlerimiz var, güzel sesler var, konservatuvarlarımız var. Fakat mesele sadece güzel ses değil ki…
Mesele eser üretmek, makamı bilmek, geleneği yaşatmak, söz söylemek, toplumun hafızasına girebilmek.
TÜRK HALK MÜZİĞİ DE AYNI SORUYU SORUYOR
Türk Halk Müziği denildiğinde…
Âşık Veysel…
“Uzun İnce Bir Yoldayım” dediğinde Türkiye'nin tamamı onu tanıyor.
Neşet Ertaş…
Bozkırın Tezenesi…
Âşık Mahzuni Şerif, Muhlis Akarsu, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Ali Ekber Çiçek, Ruhi Su, Nesimi Çimen, Davut Sulari, Âşık Daimi, Feyzullah Çınar…
Ardından Sabahat Akkiraz, Belkıs Akkale, Güler Duman, Muzaffer Sarısözen, Neriman Altındağ Tüfekçi, Yıldıray Çınar, Zara, Selda Bağcan gibi isimler geliyor.
Bu isimlerin her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir türküsü, ayrı bir emeği var.
KAHRAMANMARAŞ'IN OZANLARI NEREDE?
Hele Kahramanmaraş…
Sazı ve sözüyle nice yiğit evlat yetiştirmiş bir şehir.
Âşık Mahzuni Şerif başlı başına bir derya…
Ama onun yanında Selahattin Cesur, Kul Ahmet, Mehmet Bozdoğan, Hilmi Şahballı, Engin Nurşani, Ali Nurşani, Necla Akben, Âşık Yener ve daha nice değerimiz var.
Bizim şehirlerimizin, köylerimizin, mahallelerimizin türkülerini kim söyleyecek?
Bizden sonra gelen nesil bunları nereden öğrenecek?
BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZUN SANATÇILARI…
Bir de bizim çocukluğumuz var.
Televizyonun iki kanallı olduğu, radyonun evimizin başköşesinde bulunduğu yıllar…
İbrahim Tatlıses, Kahtalı Mıçı, Bedri Ayseli, Malatyalı İbrahim, Seyfettin Sucu, Kazancı Bedih, İzzet Altınmeşe, Bedia Akartürk, Gönül Akkor, Selma İstanbullu ve daha nice sanatçı…
Türkü vardı.
Şarkı vardı.
Şiir vardı.
Saz vardı.
Söz vardı.
Ve en önemlisi…
Sanatçının bir derdi vardı.
Bugün teknoloji ilerledi.
Televizyonlar çoğaldı.
İnternet geldi.
YouTube, sosyal medya, dijital platformlar hayatımıza girdi.
Milyonlarca şarkıya bir telefonla ulaşabiliyoruz.
Ama garip bir şekilde…
Kendi türkümüzü, kendi şiirimizi, kendi sanatçımızı unutmaya başladık.
KÜLTÜRÜN ALZHEİMER'I OLUR MU?
Ben buna kendi kendime “Kültürün Alzheimer hastalığı” diyorum.
Çünkü Alzheimer nasıl insanın geçmişini, hatıralarını ve kimliğini yavaş yavaş unutturuyorsa…
Toplum da kendi türküsünü, ozanını, şairini, sanatçısını, bestecisini unutmaya başlarsa ne olur?
Kültürel hafızasını kaybeder.
Bir toplumun yazarı olmazsa…
Şairi olmazsa…
Ozanı olmazsa…
Bestecisi olmazsa…
Sanatçısı olmazsa…
O toplumun geleceğe bırakacağı hatıra ne olur?
MESELE SADECE MÜZİK DEĞİL
Burada mesele yalnızca Türk Sanat Müziği veya Türk Halk Müziği değildir.
Mesele biz kimiz?
Mesele çocuklarımıza ne bırakacağız?
Bir milletin kültürü, yalnızca müzelerde duran eski eserlerden ibaret değildir.
Türkü de kültürdür.
Şiir de kültürdür.
Saz da kültürdür.
Makam da kültürdür.
Âşık geleneği de kültürdür.
Kahramanmaraş'ın âşıkları da kültürdür.
Eğer bunları yaşatamazsak, yarın çocuklarımız kendi kültürünü internetten başkasının anlattığı şekilde öğrenmek zorunda kalır.
1980'LERDEN BUGÜNE…
Ben 1970'li ve 1980'li yılları yaşamış bir gazeteci olarak söylüyorum:
O yıllarda sanatçının toplumda başka bir ağırlığı vardı.
Bir sanatçı ortaya çıktığında yalnızca şarkı söylemezdi.
Bir tarzı, bir sözü, bir duruşu, bir hikâyesi olurdu.
Bugün de çok değerli sanatçılarımız var.
Ancak yeni kuşakların içinden, geçmişteki büyük ustalar kadar geniş toplum kesimlerinin hafızasına yerleşen sanatçı, ozan, şair ve bestecilerin yetişmesi konusunda ciddi bir kültür ve sanat tartışmasına ihtiyacımız var.
Çünkü mesele bir sanatçının ünlü olması değildir.
Mesele eser bırakmasıdır.
Şöhret geçer…
Eser kalır.
PEKİ NE YAPACAĞIZ?
Okullarda türkülerimizi daha çok dinleteceğiz.
Gençlerimizi sazla, şiirle, sanatla buluşturacağız.
Mahalli sanatçılarımızı unutmayacağız.
Kahramanmaraş'ın ozanlarını kayıt altına alacağız.
Eski sanatçılarımızın eserlerini dijital arşivlere taşıyacağız.
Televizyonlarımızda, radyolarımızda ve kültür merkezlerimizde kendi musikimize daha fazla yer vereceğiz.
Çünkü bir millet kendi kültürünü yaşatırsa geleceğini de yaşatır.
Benim derdim gençleri eleştirmek değil.
Tam tersine…
Gençlerimize kızmıyorum.
Onlara bizim kültürümüzü yeterince anlatamadığımız için kendimizi sorguluyorum.
Çünkü gençler bizim geleceğimizdir.
Onlara kültürümüzü öğretmezsek, başka kültürlerin peşinden gitmelerine şaşırmaya hakkımız yok.
SON SÖZ…
Sevgili Okurlarım…
Bir gün Âşık Veysel'in sazı susarsa…
Neşet Ertaş'ın bozlağı duyulmaz olursa…
Mahzuni'nin sözleri unutulursa…
Zeki Müren'in sesi hafızalardan silinirse…
Müzeyyen Senar'ın, Safiye Ayla'nın, Münir Nurettin Selçuk'un eserleri dinlenmez olursa…
Biz sadece sanatçıları kaybetmiş olmayız.
Kendi hafızamızdan bir parçayı kaybetmiş oluruz.
İşte benim korkum budur.
Kültürümüz Alzheimer olmadan, hafızamızı yeniden tazelememiz gerekiyor.
Türkülerimizi dinleyelim.
Şiirlerimizi okuyalım.
Ozanlarımızı tanıyalım.
Bestecilerimizi analım.
Çocuklarımıza kendi kültürümüzü sevdirelim.
Çünkü kültürünü unutan millet,
kim olduğunu da zamanla unutabilir.
Kültür ve sanatımıza sahip çıkalım.
Kalın sağlıcakla…
Gazeteci-Yazar
Bekir Doğan
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.