Gülay Doğan
AK PARTİ İÇİNDEKİ FON’CULARA: SAVUNMAYIZ, KESER ATARIZ!
AK PARTİ İÇİNDEKİ FON’CULARA: SAVUNMAYIZ, KESER ATARIZ!
Sevgili Okurlarım,
Sözün bittiği yerdeyiz!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fon soruşturmalarıyla ilgili yaptığı açıklamayı dikkatle okuyup bir kez daha düşünmek gerekiyor. Erdoğan’ın şu sözleri, yalnızca fon soruşturmalarına değil, AK Parti’nin kendi içindeki yanlışlara karşı nasıl bir tavır alması gerektiğine de ışık tutuyor:
“Biz, millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana sahip çıkmayız!”
İşte meselenin özü budur!
Ben bu sözü şöyle anlıyorum: Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kimin yakını olursa olsun, milletin hakkına el uzatanın arkasında durulmayacak!
Peki, bu sözün gereğini kimler yerine getirecek?
Asıl soru budur!
FON MESELESİ, SADECE PARA MESELESİ DEĞİLDİR!
Türkiye’de yıllardır farklı isimler ve yöntemlerle ortaya çıkan finansal istismar iddiaları, vatandaşın cebini yaktığı kadar devlete ve siyaset kurumuna duyulan güveni de yaralıyor.
Son dönemde tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili yürütülen soruşturmalar da bu açıdan büyük önem taşıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasına göre, tasfiyesine karar verilen fonlardan etkilenen yatırımcıların sayısı 455 bini aşmış durumda. Bu rakamın arkasında yalnızca yatırımcılar değil, aileleriyle birlikte geçim derdi yaşayan yüz binlerce insan var.
Kimi yıllarca dişinden tırnağından artırdığı parasını yatırdı.
Kimi ev almak için biriktirdiği parayı değerlendirmek istedi.
Kimi çocuklarının geleceği için kenara koyduğu birikimini bu sistemlere emanet etti.
Şimdi bu insanlar haklı olarak soruyor:
Bizim alın terimiz ne olacak? Paramızı kim koruyacak? Sorumlular kimler?
Bu soruların cevabı verilmek zorundadır.
Devletin görevi yalnızca soruşturma açmak değildir. Mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi ve aynı olayların yeniden yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması da devletin sorumluluğudur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da konuyu üç aşamada ele aldıklarını açıkladı: Tasfiye edilen fonlardaki birikimlerin yatırımcılara ödenmesi, haksız kazanç elde ettiği iddia edilenlerin yargı önünde hesap vermesi ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli düzenlemelerin yapılması.
Bunlar önemli adımlardır. Şimdi gözler, bu adımların nasıl uygulanacağındadır.
AK PARTİ İÇİNDEKİ FON’CULARA SORUYORUM!
Sevgili Okurlarım,
Benim asıl üzerinde durduğum konu, AK Parti’nin kendi içindeki sorumluluk meselesidir.
Bir siyasi hareketi güçlü yapan yalnızca seçim kazanması, iktidarda kalması veya kalabalık meydanlarda mitingler düzenlemesi değildir. Bir siyasi hareketin gerçek gücü, kendi içindeki yanlışlarla yüzleşebilmesidir.
Bir insanın AK Partili olması, onu eleştiriden muaf tutmaz.
Bir yöneticinin yıllarca partiye hizmet etmiş olması, varsa yanlışlarının görmezden gelinmesini gerektirmez.
Bir siyasetçinin Cumhurbaşkanı’na yakın olması, hakkında ortaya atılan iddiaların araştırılmasına engel değildir.
Suçun partisi olmaz! Yolsuzluğun bahanesi olmaz! Milletin hakkı, hiçbir siyasi hesabın üzerinde değildir!
Elbette burada önemli bir ayrım var: Hakkında iddia bulunan herkes suçlu ilan edilemez. İddialar araştırılır, deliller ortaya konur, savunmalar alınır ve karar bağımsız yargı tarafından verilir.
Ancak hiç kimse de siyasi kimliğini, makamını veya çevresini bir dokunulmazlık kalkanı olarak kullanmamalıdır.
Eğer birileri siyasi nüfuzunu kullanarak haksız kazanç elde etmişse, bunun hesabı sorulmalıdır. Eğer birileri milletin parasını istismar etmişse, kim olduğuna bakılmadan hukuk işletilmelidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasındaki temel mesaj da budur: Millete yanlış yapanın arkasında durulmayacak!
Öyleyse bu sözün gereği, parti içinde de eksiksiz yerine getirilmelidir.
FON KAZANCIYLA ÖVÜNENLER, MAĞDURİYETTE NEREDE?
Bir dönem yüksek kazanç vaatleriyle gündeme gelen finansal sistemlere para yatıran vatandaşlar, bugün yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesini bekliyor.
Peki, dün bu sistemleri övenler, insanları yatırım yapmaya teşvik edenler, yüksek kazanç beklentilerini büyütenler bugün ne söylüyor?
Kimseyi delilsiz suçlamıyorum. Ancak kamuoyunun cevap beklediği sorular var.
Bu sistemleri kimler tanıttı?
Yatırımcıların güvenini kazanmak için hangi ilişkiler kullanıldı?
Siyasi veya bürokratik nüfuz iddiaları varsa bunların üzerine gidildi mi?
Haksız kazanç elde edildiği belirlenirse, bu kazançların peşine düşülecek mi?
Ve en önemlisi, mağdur vatandaşın parasını geri alabilmesi için hangi somut adımlar atılacak?
Bunlar muhalefetin de iktidarın da sorumluluktan kaçamayacağı sorulardır.
Siyaset, yalnızca başkalarının yanlışlarını anlatmak değildir. Kendi çevrendeki yanlışları da ortaya çıkarmak ve gereğini yapmaktır.
ERDOĞAN’IN SÖZÜNÜN GEREĞİ YERİNE GETİRİLMELİ!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin belediyelerde yaşanan skandallara sahip çıktığını ileri sürerek kendi siyasi anlayışlarının buna benzemediğini söyledi. Ardından da açık bir mesaj verdi:
“Biz, millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana sahip çıkmayız.”
Ben bu sözün altını çiziyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı, bu sözünüzün arkasında durmanız, yalnızca muhalefet belediyelerinde değil, AK Parti teşkilatlarında, belediyelerinde, bürokrasisinde ve parti çevrelerinde de aynı hassasiyetin gösterilmesiyle mümkün olacaktır.
Yanlış yapan kimse, gereği yapılmalıdır.
Bir kişi partiye yakın diye korunmamalı, bir kişi partiye uzak diye de haksız yere suçlanmamalıdır.
Ölçü; siyasi yakınlık değil, hukuk ve adalet olmalıdır.
AK Parti’nin yıllardır kendisine destek veren seçmeninin beklentisi de budur. İnsanlar, kendi partilerindeki yanlışların üzerinin örtülmesini değil, varsa ortaya çıkarılmasını istiyor.
Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi, hakikati söyleyen, soran, sorgulayan ve eleştiren bir tabanın varlığı siyasi hareketler için bir zayıflık değil, güç kaynağıdır.
Eleştiren seçmeni düşman görmek yerine onun uyarısını dikkate almak gerekir.
Çünkü seçmen, sandıkta yalnızca hizmeti değil, adaleti ve dürüstlüğü de değerlendirir.
455 BİN YATIRIMCININ GÖZÜ DEVLETTE!
Bugün tasfiyesine karar verilen fonlardan etkilenen 455 bini aşkın yatırımcı, açıklamaların uygulamaya dönüşmesini bekliyor.
Meclis gündemindeki yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle ödeme süreçlerinin hızlanacağı ifade ediliyor. Bu sürecin şeffaf biçimde yürütülmesi, yatırımcıların haklarının korunması ve soruşturmaların sonuçlandırılması büyük önem taşıyor.
Ancak bir husus unutulmamalıdır: Mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların hesap vermesi ve yeni mağduriyetlerin önlenmesi birbirinden ayrı düşünülemez.
Bir tarafta parasını geri almak isteyen vatandaş, diğer tarafta varsa haksız kazanç elde edenlerin hukuk önünde hesap vermesi beklentisi var.
Devlet, her iki konuda da kararlı olmalıdır.
Milletin parasını korumak, siyasi tartışmaların üzerinde bir görevdir.
SON SÖZÜM: MİLLETİN HAKKI HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR!
Sevgili Okurlarım,
Ben 47 yılı geride bırakan gazetecilik hayatımda çok şey gördüm. İktidarlar geldi, iktidarlar gitti. Siyasetçiler yükseldi, siyasetten çekilenler oldu. Fakat değişmeyen bir gerçek var:
Milletin güvenini kaybeden, sonunda bunun bedelini öder.
Siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, milletin kendisine duyduğu güvendir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana sahip çıkmayız” sözünü bu nedenle önemli buluyorum.
Şimdi bu sözün hayata geçirilmesini bekliyoruz.
AK Parti içindeki yöneticilere, teşkilat mensuplarına ve siyasetçilere de çağrım şudur:
Kendi içinizdeki yanlışları görmezden gelmeyin. İddiaları araştırın. Suçu sabit olanın arkasında durmayın. Masum olanı da haksız yere suçlamayın. Hukukun gereğini yerine getirin.
Çünkü mesele AK Parti’nin, CHP’nin veya başka bir siyasi partinin meselesi değildir.
Mesele, milletin alın teri ve devletin itibar meselesidir.
Milletin parasına göz diken kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını vermelidir. Siyasi kimliği ne olursa olsun, hiç kimse milletin hakkından üstün değildir!
İşte o zaman “Savunmayız, keser atarız” anlayışı sözde kalmaz, gerçek bir siyasi ilkeye dönüşür.
Kalın Sağlıcakla
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.