Bekir Doğan
ZAMAN DEĞİŞTİ, İNSANLAR DEĞİŞTİ, DOSTLUKLAR ESKİDİ!
ZAMAN DEĞİŞTİ, İNSANLAR DEĞİŞTİ, DOSTLUKLAR ESKİDİ!
Sevgili Okurlarım,
Çok değil, çeyrek asır öncesine gidelim…
Daha dün gibi hatırlıyorum. İnsanlar birbirine selam verir, hâl hatır sorar, kapısını çalanı boş çevirmezdi. Bir komşunun kapısı çalındığında evde ne varsa paylaşılır, bir dostun başına bir sıkıntı geldiğinde herkes elinden geleni yapardı. Bir insanın sözü senet, dostluğu güven, selamı ise gönülden bir bağlılık sayılırdı.
Bugün ne oldu bize?
Zaman mı değişti, insanlar mı değişti, yoksa insanlığımızı mı kaybettik?
Elbette zaman değişiyor, dünya değişiyor. Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, hayat hızlanıyor. Fakat bütün bu değişimin içinde kaybettiğimiz çok önemli bir değer var: Samimiyet!
Eskiden bir selam, gönülden gönüle uzanan bir köprüydü. Bugün ise bazen bir selamın bile hesabı yapılıyor. Kime selam vereceğiz, kimden ne fayda göreceğiz, kiminle işimiz var, kim bize ne kazandırır?
İnsan ilişkileri menfaat hesabına dönüştükçe dostluklar da değer kaybediyor.
İNSANIN BİR GÖRÜNEN YÜZÜ, BİR DE GÖRÜNMEYEN HESABI VAR!
Bugün toplumda insanları tanımak her zamankinden daha zor hâle geldi.
Güler yüzle karşılayan, sırtınızı sıvazlayan, “Her zaman yanındayım!” diyen insanlar var. Ancak bazen o sözlerin arkasında başka hesaplar, o gülümsemenin ardında başka niyetler saklanabiliyor.
İşiniz düştüğünde sizi arayanlar, işi bitince telefonunuza cevap vermeyenler var. Bir makama geldiğinizde çevrenizi saranlar, makamınızdan ayrıldığınız gün sizi tanımayanlar var. Sofranız doluyken yanınızda oturanlar, dara düştüğünüzde bir telefon açmayı bile çok görenler var.
İşte insanı asıl üzen de budur!
Çünkü insan, düşmanından gördüğü kötülüğe bir ölçüde hazırlıklıdır. Ama dost bildiği birinden gördüğü vefasızlık, yüreğinde daha derin bir yara açar.
Ne yazık ki bugün bazı ilişkiler, insanların birbirini sevmesine değil, birbirinden yararlanmasına dayanıyor.
Oysa dostluk, bir çıkar ortaklığı değildir. Dostluk, iki insanın birbirine karşılıklı fayda sağladığı sürece devam eden bir anlaşma hiç değildir.
Gerçek dost, sizin işiniz düştüğünde değil, sizin başınız dara düştüğünde yanınızda olandır.
DÜNDEN BUGÜNE DOSTLUK
Eskiden dostlukların başka bir anlamı vardı.
Bir köyde, mahallede veya şehirde birinin başına bir iş geldiğinde insanlar birbirine koşardı. Cenazede acı paylaşılır, düğünde mutluluk çoğaltılır, hastalıkta ziyaret eksik edilmezdi. Bir insanın evi yansa komşuları el birliğiyle yeniden ayağa kaldırmaya çalışırdı.
Kimse önce, “Bana ne faydası var?” diye sormazdı.
Çünkü yardımlaşma, insan olmanın gereğiydi. Bir tas çorba paylaşmak, bir ihtiyaç sahibinin elinden tutmak, yaşlı bir insanın kapısını çalmak büyük bir iyilik sayılırdı.
Bugün ise aynı apartmanda oturan insanların birbirini tanımadığı, yıllarca aynı sokakta yaşayan komşuların birbirine selam vermediği zamanlar yaşıyoruz.
Telefonlarımızda yüzlerce, hatta binlerce kişi kayıtlı. Sosyal medyada binlerce takipçimiz var. Her gün onlarca mesaj alıyor, yüzlerce paylaşım görüyoruz. Ama gecenin bir yarısı içimizi dökebileceğimiz, derdimizi anlatabileceğimiz kaç kişi kaldı?
Kalabalıklar içindeyiz ama yalnızız!
Dijital dünyada birbirimize çok yakınız; gönül dünyamızda ise bazen birbirimizden kilometrelerce uzaktayız.
Eskiden dostun kapısı çalınırdı, şimdi mesaj gönderiliyor. Eskiden bir dostun gözlerine bakılarak hâli sorulurdu, şimdi bir emojinin arkasına saklanılıyor.
Elbette teknoloji kötü değildir. İletişimi kolaylaştıran her imkân kıymetlidir. Ancak teknoloji, insanın yerini aldığında; mesaj, samimiyetin; takipçilik, gerçek arkadaşlığın; beğeni ise gönülden gelen ilginin yerine konulduğunda bir şeyleri kaybetmeye başlarız.
GERÇEK DOST KİMDİR?
Peki, gerçek dost nasıl anlaşılır?
Gerçek dost, yalnızca iyi gününüzde yanınızda olan kişi değildir. Kötü gününüzde de elinizi bırakmayandır.
Sizin başarınızı kıskanmayandır. Bir yere geldiğinizde sizinle birlikte sevinebilen, düştüğünüzde sizi küçümsemeyen, yanlış yaptığınızda yüzünüze doğruyu söyleyebilen kişidir.
Gerçek dost, arkanızdan konuşmak yerine karşınıza geçip konuşur. Hatanızı başkalarının önünde sergilemek yerine sizi incitmeden uyarmaya çalışır.
Sizin paranızla, makamınızla, şöhretinizle değil; kişiliğinizle ilgilenir.
Bugün varlıklı olabilirsiniz, yarın bütün imkânlarınızı kaybedebilirsiniz. Bugün makam sahibi olabilirsiniz, yarın sıradan bir vatandaş olarak hayatınıza devam edebilirsiniz. Bugün herkes çevrenizde olabilir, yarın telefonunuz hiç çalmayabilir.
İşte o gün yanınızda kalan insan, dostluğun ne olduğunu size gösterir.
Gerçek dost, sizinle yalnızca güzel günlerin fotoğrafında yer alan kişi değildir. Hayatın en zor sayfalarında da sizinle yürüyendir.
Dostluk, aynı sofraya oturmak kadar, gerektiğinde aynı yükü omuzlamaktır.
İŞİ BİTİNCE SELAMI KESENLER!
Toplumumuzda sıkça karşılaştığımız bir başka durum da menfaat ilişkileridir.
Ticarette, siyasette, bürokraside, sosyal hayatta veya günlük ilişkilerde bazı insanlar vardır. İşleri düşünce sizi arar, yardımınızı ister, kapınızı aşındırır. İşleri görüldüğünde ise birden ortadan kaybolurlar.
Bir zamanlar “Abi, kardeşim, dostum!” diye hitap edenlerin bir kısmı, artık sizi gördüğünde başını başka tarafa çevirir.
Daha acısı, insanın iyi gününde yanında olan bazı kişiler; cenazesinde, hastalığında, düğününde veya nişanında görünmez olur.
Elbette herkesin kendine göre şartları, imkânları ve mazeretleri vardır. Dostluğu yalnızca bir ziyarete indirgemek doğru değildir. Bazen insan gelemese de bir telefonla, içten bir sözle, samimi bir duayla dostunun yanında olduğunu hissettirir.
Mesele, mutlaka bir yerde görünmek değil; gönülden gönüle kurulan bağı koparmamaktır.
Bir insanın işi bitti diye selamı kesmek, onunla kurulan ilişkiyi yalnızca menfaat üzerine inşa ettiğinizi göstermez mi?
Dost dediğiniz kişiyle alışverişiniz, ortaklığınız veya bir makam ilişkisi sona erdiğinde insanlığınız da mı sona erecek?
Birlikte çalıştığınız insanla yollarınız ayrılabilir. Ticaretiniz bitebilir. Siyasi düşünceleriniz farklılaşabilir. Fakat bütün bunlar, yılların hatırını ve insanlığın gerektirdiği saygıyı ortadan kaldırmamalıdır.
Menfaat biter, makam gider, para tükenir; ama insanın geride bıraktığı hatır ve karakter kalır.
ÜÇ BEŞ CANDAN DOSTUNUZ VARSA KIYMETİNİ BİLİN!
Bugün üç beş tane gerçek dostunuz varsa kendinizi zengin sayın.
Çünkü dostluğun ölçüsü, çevrenizde kaç kişinin bulunduğu değil, kaç kişinin sizin için yüreğinde samimi bir yer ayırdığıdır.
Her gün görüştüğünüz onlarca insan olabilir. Ancak bunların içinden kaç kişi sizin derdinizi kendi derdi gibi dinler? Kaç kişi başarınıza içtenlikle sevinir? Kaç kişi bir çıkarı olmadığı hâlde sizi arar, hâlinizi sorar?
İşte asıl mesele budur.
Dostluk, sürekli konuşmak değildir. Bazen uzun süre görüşemeseniz de yeniden bir araya geldiğinizde kaldığınız yerden devam edebilmektir.
Dostluk, her konuda aynı düşünmek değildir. Farklı düşüncelere rağmen birbirine saygı duyabilmektir.
Dostluk, hiç hata yapmamak da değildir. Hata karşısında birbirini anlayabilmek, gerektiğinde özür dileyebilmek ve gönül alabilmektir.
En önemlisi dostluk, karşılık beklemeden sevebilmektir.
İnancımızda da Allah rızası için sevmek, iyilikte bulunmak ve karşılık beklemeden yardım etmek önemli bir yere sahiptir. Gerçek dost, dostluğunu kazanca bağlamayan; iyiliğini başa kakmayan, yaptığı yardımı bir gün koz olarak kullanmayandır.
DÜNYA DA DEĞİŞİYOR, İKLİM DE DEĞİŞİYOR!
Bir de yaşadığımız dünyanın hâline bakalım.
Mevsimler şaşıyor, aşırı yağışlar sele dönüşüyor, fırtınalar ağaçları deviriyor, evleri ve iş yerlerini su basıyor. Bir bölgede kuraklık yaşanırken başka bir bölgede büyük seller meydana geliyor. İklim değişikliği, insanlığın önündeki en önemli sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor.
Tabiatın dengesi bozulurken insan ilişkilerindeki denge de sarsılıyor.
Elbette yağışların, fırtınaların ve iklim değişikliğinin bilimsel nedenleri vardır. Bunları yalnızca insanların davranışlarıyla açıklayamayız. Ancak yaşadığımız her felaket bize bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan, ne kadar güçlü görünürse görünsün, yardımlaşmaya, dayanışmaya ve birbirine ihtiyaç duymaya devam ediyor.
Bir sel felaketinde komşusunun elini tutan, depremde hiç tanımadığı bir insanı enkazdan çıkarmak için koşan, yangında kendi imkânlarını paylaşan insanlar da var.
Demek ki insanlık bütünüyle kaybolmuş değil!
Kötülüklerin, vefasızlıkların ve çıkar ilişkilerinin arasında hâlâ iyilik yapan, dostluğunu koruyan, el uzatan insanlar var.
Bize düşen, bu insanları çoğaltmak ve onların kıymetini bilmektir.
SON SÖZÜM…
Sevgili Okurlarım,
Zaman değişti, dünya değişti, hayatın şartları değişti. Fakat insanın insana duyduğu ihtiyaç hiç değişmedi.
Bugün bir dostunuz varsa onu arayın. Hâlini hatırını sorun. Sadece işiniz düştüğünde değil, hiçbir şeye ihtiyacınız yokken de kapısını çalın.
Uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızı aramak için özel bir gün beklemeyin. Kırdığınız birinin gönlünü almak için gurur yapmayın. Size iyiliği dokunan bir insanı unutmayın. Bir zamanlar sizin için fedakârlık yapan kişiyi, bugün ihtiyacınız kalmadı diye hayatınızdan çıkarmayın.
Unutmayın; insanın gerçek zenginliği banka hesabındaki para, sahip olduğu makam veya çevresindeki kalabalık değildir.
Gerçek zenginlik, arkanızdan güzel söz söyleyen insanların olması, zor gününüzde kapınızı çalan bir dostunuzun bulunması ve insanların sizinle menfaati için değil, sizi sevdiği için görüşmesidir.
Dostluklarınızı menfaatinize göre değil, vicdanınıza göre seçin. İnsanları kullanmayın, kimsenin de sizi yalnızca bir iş gördürmek için hatırlamasına alışmayın.
Çünkü hayat kısa, zaman hızlı, dünya fani…
Bugün varız, yarın yokuz. Geride ne makamımız kalacak ne de kazandığımız paralar. Geride bırakacağımız, insanlara yaşattığımız güzellikler ve gönüllerde bıraktığımız izler olacak.
Selamı menfaate, dostluğu hesaba, sevgiyi çıkara bağlamayın.
Bir insanın gerçek değeri, size ne kazandırdığıyla değil, hayatınıza nasıl bir insan olarak dokunduğuyla ölçülür.
Kalın sağlıcakla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.