Gülay Doğan
Türkiye Nereye Gidiyor!
Türkiye Nereye Gidiyor!
Sevgili Okurlarım,
Son yıllarda yalnız Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde gençlerin din, inanç, ibadet ve gelenekle ilişkilerinde önemli değişimler yaşanıyor.
Bunu görmezden gelmek, konuşmamak veya gençleri suçlamak çözüm değildir.
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Gençler neden dinden uzaklaşıyor?
Önce inancımızın temelini hatırlayalım.
İslam inancına göre Allah, insanları başıboş bırakmamış; tarih boyunca peygamberler göndermiştir. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (SAV) kadar pek çok peygamber insanları Allah’a inanmaya, doğru yaşamaya, adalete, ahlaka ve iyiliğe davet etmiştir.
İslamî kaynaklarda 124 bin peygamber gönderildiğine dair bir rivayet bulunmaktadır. Ancak bu sayı Kur’an-ı Kerim’de kesin bir sayı olarak verilmemektedir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerin sayısı ise 25’tir.
Dört büyük ilahî kitap ise şöyle özetlenebilir:
Tevrat: Hz. Musa’ya gönderilmiştir. İnanç, ibadet, hukuk ve ahlakla ilgili hükümler bildirmiştir.
Zebur: Hz. Davud’a gönderilmiştir. Dua, öğüt, Allah’ı övme ve hikmetli sözler ağırlıktadır.
İncil: Hz. İsa’ya gönderilmiştir. Tevhid, güzel ahlak, merhamet ve Allah’a kulluk mesajlarını içerir.
Kur’an-ı Kerim: Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (SAV) gönderilmiştir. İslam’ın temel kitabıdır. İnanç, ibadet, ahlak ve insan hayatına ilişkin esasları bildirir. Müslümanlara göre son ilahî kitap ve korunmuş vahiydir.
Peki bugün ne oluyor?
Gençlerimizin bir kısmında deizm, ateizm, agnostisizm ve dinî hayattan uzaklaşma gibi eğilimlerin konuşulduğunu görüyoruz.
Ancak bu kavramların hepsi aynı şey değildir.
Deizm, Tanrı’nın varlığına inanmakla birlikte vahiy ve peygamberlik anlayışını kabul etmeyen düşüncedir.
Ateizm, Tanrı’nın varlığını kabul etmemektir.
Agnostisizm, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun kesin olarak bilinemeyeceğini savunan görüştür.
Sekülerleşme ise dinin bireysel ve toplumsal hayattaki etkisinin azalması sürecini ifade eder.
Bir de bütün bunlardan daha geniş bir kavram var:
Dinsizleşme veya dinden uzaklaşma.
İşte üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.
Gençler neden uzaklaşıyor?
Bir gence sadece:
“Sen neden inanmıyorsun?”
demek kolaydır.
Fakat asıl mesele:
“Seni bu noktaya getiren ne oldu?”
diye sorabilmektir.
Ailede yaşanan sorunlar, yanlış din anlatımları, din adına yapılan yanlış davranışlar, sosyal medya, internet kültürü, arkadaş çevresi, popüler kültür, bilim ile dinin karşı karşıya gösterilmesi ve gençlerin sorularına doyurucu cevaplar verilememesi bu tartışmanın farklı boyutlarıdır.
Bir genç soru soruyorsa onu susturmak yerine dinlemek gerekir.
“Bunu sorma!”
demek yerine,
“Gel, birlikte araştıralım.”
diyebilmeliyiz.
Çünkü soru sormak, her zaman inançsızlık anlamına gelmez.
Bazen genç sadece anlamak istemektedir.
Din anlatılırken hayat da anlatılmalı
Bugünün genci adalet istiyor.
Dürüstlük istiyor.
Hakkaniyet istiyor.
Kul hakkının yenmediği bir toplum istiyor.
İnsanların birbirine saygı gösterdiği bir hayat istiyor.
Öyleyse din anlatılırken sadece şekilden değil, ahlaktan da söz etmeliyiz.
Namazı anlatırken dürüstlüğü,
orucu anlatırken sabrı,
zekâtı anlatırken paylaşmayı,
haccı anlatırken kardeşliği,
Kur’an’ı anlatırken adaleti ve merhameti de anlatmalıyız.
Çünkü genç, söylediğimiz ile yaptığımız arasındaki farkı görüyor.
Söylediğimiz başka, yaşadığımız başka ise genç bize değil, davranışımıza bakıyor.
Türkiye nereye gidiyor?
Türkiye’nin geleceği gençlerdir.
Gençleri kazanmanın yolu onları korkutmak, küçümsemek veya suçlamak değildir.
Onları dinlemek, anlamak, doğru bilgiye ulaştırmak ve inançla akıl arasında sağlıklı bir ilişki kurmalarına yardımcı olmaktır.
Din adına yapılan her yanlışın dine mal edilmemesi gerektiği gibi, gençlerin her sorusunun da “dinsizlik” olarak görülmemesi gerekir.
Bugün gençlerimize kızmak yerine onların neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışmalıyız.
Evde anne-baba…
Okulda öğretmen…
Camide imam…
Üniversitede akademisyen…
Toplumda kanaat önderleri…
Hepimize görev düşüyor.
Çünkü bir gencin gönlünden inanç çıktığında, yerine ne koyacağını düşünmek zorundayız.
Bilgi mi?
Ahlak mı?
Sorumluluk mu?
Tüketim kültürü mü?
Sosyal medya mı?
Yalnızlık mı?
İşte asıl mesele burada.
Türkiye'nin geleceğini konuşuyorsak, önce gençlerin dünyasını anlamamız gerekiyor.
Gençleri kaybetmeden, onlarla konuşmalıyız.
Onlara sadece neye inanacaklarını değil, neden inanacaklarını da anlatmalıyız.
Unutmayalım:
Bir gencin sorusundan korkan toplum, yarının cevabını da kaybedebilir.
Türkiye'nin geleceği için gençlerimizi suçlamak değil, anlamak; dışlamak değil, kazanmak; susturmak değil, dinlemek zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca din meselesi değildir.
Mesele, geleceğimizin nasıl bir toplum olacağı meselesidir.
Kalın sağlıcakla.
Gazeteci-Yazar Bekir Doğan
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.