Bekir Doğan
“Sen Yanmazsan, Ben Yanmazsam…”
“Sen Yanmazsan, Ben Yanmazsam…”
“Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”
Yunus Emre diyor ya : Suriye Hama daki su dolapları için , söylediği şu sözler :
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim
Bu söz, sadece bir cümle değil; bir mesuliyetin, bir vicdanın, bir duruşun haykırışıdır. Kalemin namusunu omzuna yükleyen her gazeteci için adeta yazılmamış bir yemindir.
Hakikatı Yazan Gazeteci Bulmak !
Gazeteci dediğin, sadece haber yazan değildir. Gazeteci dediğin, gerektiğinde ateşe yürüyen, gerektiğinde yalnız kalan ama asla susmayan insandır. Çünkü o bilir; hakikat susarsa, yalan konuşur. Ve yalan konuştuğunda bir memleket, önce vicdanını kaybeder.
Bu yüzden gazeteci, memleket sevdasıyla yanar.
Tıpkı Abdurrahim Karakoç gibi… Yunus Emre gibi,
O, “Vur Emri”ni yazarken sadece bir şiir yazmadı; bir dönemin karanlığına ışık tuttu. Haksızlığa karşı kalemiyle direndi. Çünkü onun kalemi, korkunun değil, hakikatin tarafındaydı.
Tıpkı Aşık Mahsuni Şerif gibi…
Mahsuni’nin sazından çıkan her söz, Anadolu’nun çığlığıydı. O, türkülerinde sadece ezgi değil; adalet arayışı, hak mücadelesi taşıdı. “Yuh Yuh” derken, aslında suskun kalanlara sesleniyordu.
Tıpkı Hayati Vasfi Taşyürek gibi…
Kelimeleriyle gönüllere dokunan, halkın içinden gelen sesi yine halka ulaştıran bir duruşun sahibiydi. Onun şiirleri, sadece okunmaz; hissedilirdi. "Lugatçamız " gibi
Tıpkı Kul Ahmet gibi…
Sazı eline aldığında sadece türkü söylemezdi; bir milletin derdini dillendirirdi. Çünkü halk ozanı olmak, halkın yükünü taşımak demekti. şu sözleri , " Söyledi yoh yoh "
Ve tıpkı Aşık Yener gibi…
Sözün, sazın ve hakikatin peşinde yürüyenlerden biri… Sessiz kalmanın en büyük suç olduğunu bilenlerden… Kız sen İstanbul neresinden diyen Aşık Yener gibi.
İşte gazeteci de böyledir.
Bir bakıma modern zamanın ozanıdır.
Kalemi onun sazıdır.
Mürekkebi ise vicdanıdır.
Eğer o kalem susarsa, şehirler sessizliğe gömülür.
Eğer o kalem eğilirse, doğrular yerini yalanlara bırakır.
Bugün Türkiye’de gazetecilik, sadece bir meslek değil; adeta bir imtihandır. Doğruyu yazmanın bedeli vardır. Ama susmanın bedeli, çok daha ağırdır. Çünkü sustuğun her hakikat, yarın karşına daha büyük bir karanlık olarak çıkar.
Gazeteci yanmalıdır…
Ama öfkeyle değil, hakikat aşkıyla…
Kavga için değil, adalet için…
Kırmak için değil, uyandırmak için…
Çünkü bu millet, her zaman kendisine doğruyu söyleyenleri baş tacı etmiştir.
Dün ozanlar vardı, bugün gazeteciler…
Ama değişmeyen tek şey şudur:
Hakikatin sesi hiçbir zaman tamamen susturulamaz.
Yeter ki o sesi taşıyacak yürekler yanmaya devam etsin…
Edem ! Maraş için sen yanmazsan, Ben yanmazsam , Biz yanmazsak , kim yanacak ?
Hayırlı Günler Dilerim
Kibir, Gurur ve Benciliği Kurban Etmek !
26 Mayıs 2026 Salı 09:28CHP Genel Merkezi’nde Yaşananlar: Siyaset mi, Talan mı?
25 Mayıs 2026 Pazartesi 05:52Tuz Koktu! Zübükler Ülkeyi Nasıl Soyuyor?
24 Mayıs 2026 Pazar 12:26Bugün Kılıç - Kalkan Ekibi Oldum!
23 Mayıs 2026 Cumartesi 07:20Uykusuz Gecenin Sabahı !
22 Mayıs 2026 Cuma 06:15Deprem Gerçeğiyle Yaşamak Zorundayız
21 Mayıs 2026 Perşembe 07:03Ali Çam ve Reisin Yüzde 83 Oyu!
20 Mayıs 2026 Çarşamba 05:26Türkiye’yi Tuzağa Kim Çekiyor?
18 Mayıs 2026 Pazartesi 21:49Yıkım Çağı ve Biz!
17 Mayıs 2026 Pazar 09:24İşi Ehline Vermek!
15 Mayıs 2026 Cuma 05:59
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.