Gülay Doğan
Karadeniz’in Soğuk Sularında Kalan Çığlıklar…
Karadeniz’in Soğuk Sularında Kalan Çığlıklar…
21 Mayıs…
Takvim yapraklarında bir tarih gibi görünse de, aslında bir milletin yüreğine kazınmış kara bir gündür.
Bir halkın anayurdundan koparıldığı, çocukların annesiz, annelerin vatansız kaldığı, gözyaşının denize karıştığı gündür…
Bugün Göksun’un Fındık Mahallesi’nde yapılan anma programı sadece geçmişi hatırlamak değildi…
Aslında insanlığın hafızasını diri tutma çabasıydı.
1864 yılında Çarlık Rusya’sının zulmüyle Kafkasya’dan sürülen yüz binlerce Çerkes, Karadeniz’in azgın dalgalarında açlığa, hastalığa ve ölüme terk edildi. Gemilere insan değil, adeta acı yüklenmişti. O gemiler kıyıya vardığında ise geriye sadece yetim çocuklar, suskun analar ve yarım kalmış hayatlar kaldı.
Bugün aradan tam 162 yıl geçti…
Ama bazı acılar vardır ki; zaman geçtikçe dinmez, aksine nesilden nesile büyüyerek devam eder.
Çerkes sürgünü işte böyle bir yaradır.
Göksun’da yapılan anma töreninde konuşan Serdar Atalar’ın sözleri aslında sadece bir konuşma değildi; bir halkın hafızasının tercümesiydi:
“Karadeniz’in soğuk sularında hayata veda edenlerin acısı hâlâ yüreğimizde…”
Evet…
Çünkü bazı ölümler toprağa değil, insanlığın vicdanına gömülür.
Çerkesler sürgün edildi…
Ama dillerini unutmadılar.
Ocakları söndü…
Ama kültürlerini yaşattılar.
Yurtlarından koparıldılar…
Ama onurlarını kaybetmediler.
Kahramanmaraş’ta, Göksun’da, Afşin’de yaşayan Çerkes aileler bugün hâlâ düğünlerinde o hüzünlü ezgileri çalarken, aslında atalarının kaybolan vatanına ağıt yakıyor.
Bir millet düşünün…
Gemilerde çocuklarını denize vermiş…
Anneler kıyıya cansız bedenlerle ulaşmış…
Yaşlılar “bir gün geri döneriz” umuduyla gözlerini kapatmış…
Ve dünya uzun yıllar bu acıya sessiz kalmış…
İşte insanlığın en büyük ayıbı da bazen sessizliktir.
Bugün Gazze’de ağlayan çocuk ile 1864’te Karadeniz kıyısında ağlayan Çerkes çocuğun gözyaşı aynı renktir.
Mazlumun dili, dini, ırkı değişebilir; ama acısının rengi değişmez.
Bu yüzden Çerkes sürgününü anmak yalnızca Çerkeslerin meselesi değildir.
Bu; insan kalabilmenin meselesidir.
Göksun’daki programda sürgün anıtına bırakılan her karanfil, aslında denizde kaybolan bir canın hatırasına bırakıldı.
Adatepe Göleti’ne düşen her çiçek, Karadeniz’in karanlık sularında kaybolan umutların sessiz duası gibiydi.
Bugün bizlere düşen görev; geçmişin acılarından kin değil, insanlık çıkarmaktır.
Çünkü tarih unutulursa, acılar yeniden yaşanır.
Ve bazı sürgünler bitmez…
Bir halk anayurdunu kaybettiğinde değil; yaşadığı acı unutulduğunda gerçekten yok olur.
21 Mayıs 1864’te hayatını kaybeden tüm Çerkes soydaşlarımızı rahmetle anıyorum…
Karadeniz’in o soğuk sularında kaybolan çığlıklar, insanlığın vicdanında sonsuza kadar yankılanacaktır.
Hayırlı Cumalar Diliyorum Sevgili Okurlarım !
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.