Bekir Doğan
“Ülkenin Sahibi Biz Miyiz?”
“Ülkenin Sahibi Biz Miyiz?”
Türkiye’de devlet, siyaset, bürokrasi ve çeşitli yapılanmalar arasındaki ilişki uzun yıllardır tartışılan bir konu olmaya devam ediyor. Özellikle yakın siyasi tarihimize baktığımızda, devlet kurumları içine sızma iddiaları, cemaat yapılanmaları, darbe girişimleri ve bürokratik mücadeleler toplum hafızasında derin izler bıraktı. Bu nedenle kamuoyunda “devletin gerçek sahibi kim?” sorusu zaman zaman yeniden gündeme geliyor.
Ancak bu tür konuları ele alırken; iddiaları, hukuki gerçekleri ve toplumsal hassasiyetleri birbirinden ayırmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nde herhangi bir kişi, grup, cemaat ya da oluşumun devlet üzerinde hukuk dışı hâkimiyet kurması demokratik sistem açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirilir. Nitekim 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası devlet kurumlarında kapsamlı tasfiyeler ve yeniden yapılanmalar gerçekleştirilmiştir.
Hanefi Avcı’nın yazdığı Haliç'te Yaşayan Simonlar yayımlandığı dönemde Türkiye’de büyük tartışma oluşturmuştu. Avcı, emniyet ve yargı içerisindeki örgütlü yapılara ilişkin dikkat çekici iddialar ortaya koymuş, kısa süre sonra hakkında soruşturma açılmıştı. O dönem yaşananlar, Türkiye’de “devlet içindeki güç mücadeleleri” tartışmasını daha görünür hale getirdi.
Masonluk ise dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de farklı yorumlarla değerlendirilen bir yapı olmuştur. Türkiye’de faaliyet gösteren mason dernekleri yasal statüde faaliyet yürütmektedir. Ancak kamuoyunda masonluk ile siyaset, bürokrasi ve ekonomi arasındaki ilişki üzerine yıllardır çeşitli iddialar ve komplo teorileri de üretilmektedir. Bu noktada somut bilgi ile söylentiyi birbirinden ayırmak önemlidir. Hukuki delile dayanmayan suçlamalar toplumsal kutuplaşmayı artırabilir.
Asıl mesele şudur:
Devletin içerisine hangi yapı olursa olsun — cemaat, tarikat, çıkar grubu ya da ideolojik organizasyon — liyakat yerine aidiyet anlayışıyla yerleşmeye çalışıyorsa, burada demokrasi adına ciddi bir sorun vardır. Çünkü devletin sahibi belli bir grup değil, millettir.
Bugün toplumun en büyük beklentisi; şeffaf, hesap verebilir ve liyakat esaslı bir devlet düzenidir. İnsanlar artık perde arkasındaki güç mücadelelerinden, gizli yapılardan ve kutuplaştırıcı tartışmalardan yorulmuş durumdadır. Vatandaş; güven veren kurumlar, bağımsız hukuk sistemi ve adalet duygusunun güçlü olduğu bir Türkiye görmek istemektedir.
Hanefi Avcı örneği de Türkiye siyasi tarihinin önemli kırılma noktalarından biri olarak hafızalarda yer almaya devam ediyor. Kimileri onu “erken uyarı yapan bir bürokrat” olarak görürken, kimileri farklı değerlendirmelerde bulunuyor. Ancak kesin olan bir gerçek var ki; Türkiye geçmişte yaşadığı acı tecrübelerden ders çıkarmak zorundadır.
Çünkü bir ülkede devlet mekanizması; kişilere, gruplara veya gizli yapılara göre değil, hukuka göre işlemelidir.
Aksi halde vatandaşın zihnindeki o soru hep canlı kalacaktır:
“Ülkenin gerçek sahibi biz miyiz?”
İslam Dini , üyelerine anlatan dernekler olduğu gibi : Hıristiyanlık, Masonluk, Dinsizlik , dinleri inkar etme üzerine çalışanlar da var !
Bugün Türkiye bu hale geldi ise bunun sebebi : Türk Milletini dinsizleştirmek için çalışan derneklerdir.
Hayırlı Günler Diliyorum
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.