Gülay Doğan
Ortadoğu yine ateş çemberi…
Su Savaşları, Büyük Haritalar ve Türkiye’nin Savunma Mecburiyeti
Ortadoğu yine ateş çemberi…
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, bölgede zaten pamuk ipliğine bağlı olan dengeleri daha da kırılgan hâle getirdi. Savaşın kazananı olmaz; en ağır bedeli yine siviller, çocuklar ve kadınlar öder. Bombaların düştüğü her yerde insanlık yara alır.
Bugün yaşananları sadece bir İran–İsrail gerilimi olarak okumak büyük bir hata olur. Bu mesele, enerji hatlarının, su kaynaklarının, jeopolitik geçiş koridorlarının ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendirilme sürecidir.
Su: 21. Yüzyılın Petrolü
Dün petrol için savaşanlar, bugün su için strateji kuruyor.
Türkiye; Fırat ve Dicle gibi iki büyük nehrin kaynağına sahip. Ceyhan havzası, verimli tarım arazileri, yer altı zenginlikleri ve enerji potansiyeliyle bölgenin en kritik ülkelerinden biri.
yüzyılın en stratejik gücü artık sadece petrol değil; sudur.
Kuraklık arttıkça, suya sahip ülkeler daha da değerli hâle geliyor.
Ortadoğu’da çizilen haritaların arkasında sadece ideolojik hayaller değil, aynı zamanda su ve enerji jeopolitiği vardır.
Büyük Haritalar ve Güç Mücadelesi
Zaman zaman kamuoyuna yansıyan “Büyük İsrail” haritaları ya da bölgesel genişleme iddiaları, bölgedeki güvensizliği artırmaktadır. Bu tür haritalar doğru olsun ya da olmasın, Türkiye açısından önemli olan şudur:
Devletler niyet okumayla değil, kapasiteyle caydırılır.
Bir ülke güçlü değilse, haritalar masada çizilir. Güçlü ise kimse o haritaları yüksek sesle konuşamaz.
Savunma Sanayi: Tercih Değil Mecburiyet
Türkiye son yıllarda savunma sanayinde önemli adımlar attı. Ancak bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Hava savunma sistemleri, balistik füze kapasitesi, yerli ve millî savaş uçağı projeleri, akıllı mühimmat ve özgün yazılımlar artık birer lüks değil; caydırıcılığın temel unsurlarıdır.
Caydırıcılık şu demektir:
Savaşı kazanmak değil, savaşı başlatmayı düşmana pahalı hâle getirmek.
Bu nedenle savunma sanayine ayrılan kaynak bir gider kalemi değil, ulusal güvenlik sigortasıdır. Üretimin seri kapasiteye ulaşması, insan kaynağının artırılması ve teknolojik bağımsızlığın güçlendirilmesi stratejik zorunluluktur.
Bölgesel Gerçeklik
Irak, Suriye ve Lübnan yıllardır istikrarsızlık içinde. İran’a yönelik baskı artıyor. Doğu Akdeniz’de enerji gerilimi sürüyor. Ege’de Yunanistan ile sorunlar devam ediyor. Güney Kafkasya hassas.
Türkiye, jeopolitik olarak dünyanın en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Böyle bir coğrafyada “tarafsız ve zayıf” kalma lüksü yoktur.
Duygusal Tepki Değil, Stratejik Akıl
Ramazan ayında ya da başka bir zamanda sivillerin ölmesi insanın vicdanını yaralar. Ancak devlet yönetimi duyguyla değil stratejiyle yapılır.
Türkiye’nin yapması gereken;
• Savunma kapasitesini artırmak,
• Enerji ve su güvenliğini korumak,
• Ekonomik dayanıklılığı güçlendirmek,
• Diplomatik manevra alanını genişletmek.
Çünkü güçlü ekonomi olmadan güçlü savunma olmaz. Güçlü savunma olmadan da bağımsız politika yürütülemez.
Son Söz
Ortadoğu’da haritalar değişebilir. İttifaklar değişebilir. Rejimler değişebilir.
Ama değişmeyen tek şey şudur: Güç dengesi.
Türkiye, kendi uçağını, füzesini, hava savunma sistemini üretmek zorundadır. Gerektiği kadar stok yapmak zorundadır. Savunma sanayiinde insan kaynağını büyütmek zorundadır.
Bu bir savaş çağrısı değil; caydırıcılık çağrısıdır.
Bu bir korku siyaseti değil; hazırlıklı olma mecburiyetidir.
Güçlü Türkiye, barışın teminatıdır.
Hayırlı haftalar diliyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.