Ali Aydın
Muhabbet Bitmiş
Muhabbet Bitmiş
Hafta sonu dolayısı bir bulunduğum bir sahil ortamında düşündürdü beni gördüklerim.
Sahilde oturanlara, Dağ yoluna gittim oralar da ki ailelere, esnaflara, velhasıl etrafıma baktım,
Sonra telefonlara baktım.
Neredeyse herkesin elinde bir telefon.
Yan yana oturan iki insan, birbirinden habersiz.
Aynı masada oturanlar, ayrı ayrı ekranlarda.
Çocuk annesinin yanında, anne telefonunda…
Baba çocuğunun yanında, gözü ekranda… çoçuğun da eline bir telefon verilmiş, o da ekranda…
Kalabalık büyümüş ama yakınlık azalmış.
Muhabbet bitmiş.
Eskiden insanlar bir araya gelince konuşurdu. Tanışır,
Hâl hatır sorardı.
Gülüşürdü.
Bir hikâye anlatır, eskilerden bahseder, birbirinin yüzüne bakardı.
Şimdi ise aynı ortamda bulunmak yetiyor.
Konuşmak yerine gösteriyoruz.
Dinlemek yerine bakıyoruz.
Anlatmak yerine paylaşıyoruz.
Yaşamak yerine kaydediyoruz.
Telefon hayatımızı kolaylaştırdı elbette.
Ama fark etmeden hayatımızın içine öyle yerleşti ki artık boş kaldığımızda çevremize değil, ekrana bakıyoruz.
Bir bekleme anı…
Telefon.
Bir yolculuk…
Telefon.
Bir yemek…
Telefon.
Bir sohbet…
Yine telefon.
Sanki birkaç dakika ekrandan uzak kalsak bir şeyleri kaçıracakmışız gibi.
Oysa asıl kaçırdığımız şey çoğu zaman yanı başımızda yaşanıyor.
Çocuğumuzun büyüdüğü anı…
Eşimizin anlatmak istediği bir cümleyi…
Arkadaşımızın yüzündeki hüznü…
Yanımızdaki insanın söylemeden beklediği bir sözü…
Ekrana bakarken hayatın kendisini kaçırıyoruz.
Bir de bunun garip bir tarafı var.
Uzakta olan herkesle bağlantımız var.
Ama yanımızdakine ulaşamıyoruz.
Dünyanın öbür ucundaki insanın ne yaptığını biliyoruz.
Yanımızda oturanın ne hissettiğini bilmiyoruz.
Ne büyük çelişki…
Uzakları yakın ettik, yakınları uzaklaştırdık.
Bütün bunların suçlusu elbette telefon değil.
Mesele, telefonu nasıl kullandığımız.
Bir araç olmaktan çıkarıp hayatımızın merkezine koyduğumuzda başlıyor sorun.
Çünkü insanın ihtiyacı yalnızca bilgi değil.
İnsanın ihtiyacı muhabbet.
Göz göze gelmek.
Yan yana oturmak.
Birlikte gülmek.
Bazen hiçbir şey konuşmadan aynı sessizliği paylaşmak…
Bunların hiçbirinin yerini ekran tutamıyor.
Bu yüzden biraz telefonu bırakmak gerekiyor.
Bir sofrada…
Bir çay başında…
Bir sahilde…
Bir aile toplantısında…
Ve yeniden birbirimizin yüzüne bakmak gerekiyor.
Çünkü hayat, ekranda akan görüntülerden ibaret değil.
Asıl hayat yanı başımızda.
Çocuğumuzun yanında.
Dostumuzun karşısında.
Ailemizin içinde.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir uygulama değil.
Yeni bir telefon hiç değil.
Biraz insanlık, biraz samimiyet ve biraz muhabbet.
Çünkü telefonların şarjı bitince ne yapacağımızı düşünmeden önce, muhabbetimiz bitmesin diye ne yapacağımızı düşünmeliyiz.
Ve bugün 30 Ağustos…
Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Bu vatanı bizlere emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, istiklalimiz uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Bugün aynı bayrağın altında huzurla yaşayabiliyorsak, bunu bize bıraktıkları en büyük miraslardan biri olan birlik ve beraberliğimize borçluyuz.
Muhabbetimiz bitmesin, birliğimiz bozulmasın, kardeşliğimiz daim olsun.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.