Ali Aydın
Terör Bitsin Artık
Terör Bitsin Artık
10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” sürecinin önemli aşamalarından biri olarak değerlendirilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun kabul edildi.
Şimdi önümüzde tarihî bir mesele ve cevap verilmesi gereken çok önemli bir soru vardır:
Türkiye terörden kurtulurken devletin ve milletin onuru mu yükselecek, yoksa terör örgütü ve onun elebaşına siyasi itibar kazandırılmasının yolu mu açılacak?
Benim bu konudaki düşüncem nettir:
Terör bitsin.
Silahlar sussun.
Evlatlarımız ölmesin.
Annelerin gözyaşı dinsin.
Buna hangi vicdan sahibi insan karşı çıkabilir?
Fakat terörün bitmesi başka şeydir; terörün ve teröristin geçmişinin unutturulması başka şeydir.
Bizim itirazımız barışa değildir.
Bizim itirazımız kardeşliğe hiç değildir.
Bizim itirazımız, barış adına milletin hafızasının silinmesi ihtimalinedir.
BU MİLLETİN HAFIZASI VARDIR
Türkiye, kırk yılı aşkın süredir terörün ağır bedelini ödedi.
Askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi, korucumuzu, işçimizi, vatandaşımızı, hatta çocuklarımızı toprağa verdik.
Anneler evlatlarının tabutlarına sarıldı.
Babalar oğullarının ardından ağıt yaktı.
Nice ocaklara ateş düştü.
Nice çocuk babasız, nice anne evlatsız kaldı.
Bugün terörü bitirecek her samimi adıma elbette destek verilmelidir.
Ancak bu süreç yürütülürken terör örgütünün elebaşına siyasi meşruiyet veya itibar kazandıracak bir anlayışın ortaya çıkmasına da sessiz kalamayız.
Çünkü mesele yalnızca bir kişinin adı değildir.
Mesele, devletin terör karşısındaki duruşudur.
Abdullah Öcalan benim gözümde ne bir kahramandır ne bir siyasi liderdir ne de Kürt vatandaşlarımızın temsilcisidir.
O, PKK terör örgütünün elebaşıdır.
Tarih de kişileri propaganda ile değil, yaptıklarıyla yargılar.
Dökülen kanı, çekilen acıları, yetim kalan çocukları ve şehitlerimizi hiçbir siyasi söylem tarihten silemez.
PEKİ, MİLLET BU POLİTİKAYA OY VERDİ Mİ?
Burada ikinci ve belki de en önemli mesele ortaya çıkmaktadır.
Elbette Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun yapma yetkisi vardır.
Bunda hiçbir tartışma yoktur.
Fakat mesele yalnızca hukuki yetki meselesi değildir.
Bir de siyasi ve demokratik meşruiyet meselesi vardır.
Soruyorum:
2023 seçimlerinde vatandaşlardan oy istenirken böylesine kapsamlı ve tarihî sonuçlar doğurabilecek bir süreç açıkça milletin önüne konuldu mu?
Seçim meydanlarında;
“Bize yetki verirseniz terör örgütünün silah bırakmasının ardından böyle bir hukuki düzenleme yapacağız.”
denildi mi?
Partilerin seçim beyannamelerinde millet bu politikanın bugünkü kapsamını açıkça gördü mü?
Eğer görmediyse bugün bir vatandaşın:
“Böyle bir sürecin yürütüleceğini ve böyle bir kanunun çıkarılacağını bilseydim oyumu farklı kullanabilirdim.”
deme hakkı yok mudur?
Elbette vardır.
Çünkü demokrasi yalnızca dört veya beş yılda bir sandığa gidip oy kullanmak değildir.
Demokrasi aynı zamanda milletin, kendisine sunulan politikaları bilmesi, tartışması ve gerektiğinde yöneticilerine:
“Ben size verdiğim yetkinin bu şekilde kullanılmasını doğru bulmuyorum.”
diyebilmesidir.
NEDEN MİLLETE SORULMASIN?
Böylesine tarihî bir konuda milletin doğrudan iradesine başvurulması neden tartışılmasın?
Terör meselesi herhangi bir vergi düzenlemesi değildir.
Herhangi bir teknik kanun değişikliği değildir.
On binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın acısını taşıdığı, Türkiye’nin kırk yılına damgasını vurmuş bir meseleden söz ediyoruz.
Böyle bir konuda milletin sesini daha fazla duymak demokrasiyi zayıflatmaz.
Tam tersine güçlendirir.
Mecliste bu kanun çok geniş bir çoğunlukla kabul edilmiş olabilir.
Ancak şu soruyu sormak da demokrasinin gereğidir:
Mecliste oluşan geniş mutabakatın aynısı milletin vicdanında da var mıdır?
Bunu sormaktan neden korkalım?
Millet ne düşünüyorsa ortaya çıksın.
Çünkü egemenliğin gerçek sahibi millettir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE SONUNA KADAR EVET
Ben Terörsüz Türkiye idealine karşı değilim.
Tam tersine, çocuklarımızın terörün olmadığı bir ülkede yaşamasını bütün kalbimle isterim.
Fakat bunun bazı kırmızı çizgileri olmalıdır.
Terör bitecek ama devlet küçülmeyecek.
Silahlar bırakılacak ama milletin egemenliği pazarlık konusu olmayacak.
Kardeşlik güçlenecek ama teröriste siyasi itibar kazandırılmayacak.
Türkiye bütünleşecek ama şehitlerimizin hatırası incitilmeyecek.
Terör örgütünün silah bırakması, zaten yapması gereken şeydir.
Bir örgütün insan öldürmekten vazgeçmesi, o örgütün geçmişini temizlemez.
Silahı bırakmak geleceği değiştirebilir; fakat geçmişi değiştirmez.
KÜRT KARDEŞİMLE ARAMA TERÖR ÖRGÜTÜNÜ SOKMAM
Bir hususun özellikle altını çizmek istiyorum.
Bu mesele Türk-Kürt meselesi değildir.
Kürt vatandaşlarımızı PKK ile özdeşleştirmek, yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir.
Kürt kardeşim benim kardeşimdir.
Bu ülkenin eşit ve şerefli vatandaşıdır.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bu vatan hepimizindir.
Benim Kürt kardeşimle arama PKK’yı sokmaya kimsenin hakkı yoktur.
Çünkü düşman Kürt değildir.
Düşman Türk değildir.
Düşman terördür.
Düşman, kardeşi kardeşe düşürmek isteyen anlayıştır.
Öyleyse yapılacak iş bellidir:
Terör bitecek.
Silahlar gömülecek.
Devlet güçlenecek.
Millet bütünleşecek.
Kardeşlik büyüyecek.
Ama tarih unutulmayacak.
BARIŞ, HAFIZASIZLIK DEĞİLDİR
Türkiye Cumhuriyeti bir pazarlık masasının etrafında kurulmadı.
Bu devlet Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da; Maraş’ta, Antep’te, Urfa’da can veren insanların mücadelesiyle bugünlere geldi.
Daha yakın zamanda da bu vatan uğruna binlerce güvenlik görevlimizi şehit verdik.
Onların annelerinin yüzüne bakamayacağımız hiçbir siyasi dili doğru bulmam.
Barış istiyoruz.
Ama barış, hafızasızlık değildir.
Kardeşlik istiyoruz.
Ama kardeşlik, terörü meşrulaştırmak değildir.
Terörsüz Türkiye istiyoruz.
Ama Terörsüz Türkiye, teröristin itibarlı Türkiye’si olamaz.
Bu ayrımı çok iyi yapmak zorundayız.
TARİH DEĞİŞMEZ
Apo’nun önüne veya arkasına hangi sıfat konulursa konulsun, geçmiş değişmeyecektir.
Terör örgütünün elebaşına hangi siyasi tanımlama yapılırsa yapılsın, milletin hafızasında yaşananlar ortadadır.
Çünkü;
Silah bırakılabilir ama tarih yeniden yazılamaz.
Sıfatlar değiştirilebilir ama dökülen kan geri getirilemez.
Siyasi söylemler değişebilir ama şehitlerin hatırası değişmez.
Bizim görevimiz kin üretmek değildir.
Yeni düşmanlıklar meydana getirmek hiç değildir.
Tam tersine görevimiz, gelecek nesillere terörsüz, huzurlu, kardeşçe yaşayan güçlü bir Türkiye bırakmaktır.
Fakat geleceği kurarken geçmişi inkâr edersek, geleceğin temellerini sağlam atamayız.
SON SÖZ MİLLETİNDİR
Sandıkta alınan oy milletin iradesidir.
Ama o iradenin nasıl kullanıldığını sorgulamak da yine milletin hakkıdır.
Millet devletine sahip çıkar.
Bayrağına sahip çıkar.
Şehidine sahip çıkar.
Kardeşliğine sahip çıkar.
Ve gerektiğinde yöneticilerine soru sormaktan da çekinmez.
Bugün önümüzde duran mesele yalnızca bir kanun değildir.
Asıl mesele, Türkiye’nin terör sonrası geleceğinin hangi değerler üzerinde kurulacağıdır.
Bizim sözümüz açıktır:
Terörsüz Türkiye’ye evet.
Kardeşliğe evet.
Birliğe ve beraberliğe evet.
Annelerin artık ağlamamasına sonuna kadar evet.
Ama teröriste siyasi itibar kazandırılmasına hayır.
Şehitlerin hatırasının incitilmesine hayır.
Milletin hafızasının silinmesine hayır.
Millet iradesinin görmezden gelinmesine hayır.
Çünkü bu milletin hafızası vardır.
Bu milletin vicdanı vardır.
Bu milletin şehitleri vardır.
Ve hepsinden önemlisi;
Bu milletin iradesi vardır.
Türkiye’nin geleceğine terör örgütleri değil, Türk milleti karar verir.
Kalın Sağlıcakla
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.