Hulusi Özger ve Vefasızlık

Hulusi Özger ve Vefasızlık

Sevgili Okurlarım,

Taze fasulyeyi çok severim. Ailem bilir; bana üç öğün taze fasulye verseler, hiç usanmadan yerim.

Hayırdır inşallah...

Sabah ezanı okunmaya başladığında, rüyamda Hulusi Özger ağabey ile birlikte pazarda taze fasulye alıyorduk.

Köylünün biri, boyu kadar kocaman bir çuval dolusu taze fasulye getirmişti.

"Ben bunu toptan satacağım." diyordu.

Biz ise, "İki-üç kilo alalım. Ne fabrikamız var işçiye yemek yapalım, ne lokantamız var müşteriye pişirelim. Bu kadar fasulyeyi ne yapacağız?" diye kendi aramızda konuşuyorduk.

Tam o sırada camilerden yükselen o kutlu ses yankılandı:

"Allahu Ekber..."

Hoca efendinin ezanı ile birlikte gözlerimizi açtık.

Meğer hepsi bir rüyaymış...

Ama bazı rüyalar vardır ki, uyandığınızda bile peşinizi bırakmaz. Gün boyu zihninizde dolaşır, kalbinize dokunur, sizi düşünmeye sevk eder.

İşte bu da öyle bir rüyaydı.

Hulusi Özger, benim için sadece bir dost değil; gönül bağı kurduğum, aynı sofrayı paylaştığım, aynı dualara "Âmin" dediğim kıymetli bir ağabeydir.

Bir süredir rahatsız...

Yüce Allah'tan niyazım odur ki, çektiği her sıkıntıyı günahlarına kefaret eylesin. Biz inanıyoruz ki Rabbimiz, sevdiği kullarını bazen bu dünyada çeşitli imtihanlarla arındırır ve ahirete tertemiz uğurlar.

Fakat bu rüya bana başka bir gerçeği de hatırlattı...

Vefa...

Ne kadar büyük, ne kadar değerli bir kelime...

Vefa, sadece İstanbul'da bir semtin adı olmamalıdır.

Vefa; dostunu aramaktır.

Vefa; kapısını çalmaktır.

Vefa; "Nasılsın?" diye sormaktır.

Vefa; hastayı ziyaret etmek, dertliye omuz vermek, yalnız bırakmamaktır.

İnsan hayatın telaşı içinde öyle savruluyor ki...

Bazen aylar geçiyor, "Yarın giderim." diyoruz.

"Bir ara uğrarım."

"İlk fırsatta ararım."

Derken o fırsatlar hiç gelmiyor.

İşte ben de Hulusi Özger ağabeyime karşı bu vefayı gösteremediğimi fark ettim.

Rüyam bana adeta bir ikaz oldu.

Kendi kendime söz verdim:

Mersin dönüşü ilk işim Hulusi ağabeyi ziyaret etmek olacak.

Çünkü bizim aramızda sadece bir dostluk yok...

Birlikte Umre yaptık.

Beraber mübarek topraklarda secde ettik.

Aynı heyecanla "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk..." dedik.

Böyle dostluklar kolay kurulmaz.

Sevgili dostlar...

Atalarımız ne güzel söylemiş:

"Bir elma gönül alma."

Bazen bir telefon...

Bazen kısa bir mesaj...

Bazen içten bir selam...

İnanın, dünyanın en pahalı hediyesinden daha kıymetlidir.

Çünkü insan özellikle hastalandığında, sıkıntıya düştüğünde dostunu arıyor.

Bir "Geçmiş olsun." cümlesi bile yüreğine su serpiyor.

Bunu en iyi bilenlerden biriyim.

Geçirdiğim trafik kazasının ardından yaklaşık bir yıl süren tedavi döneminde evimin penceresinden dışarıyı seyrederdim.

Yoldan geçen tanıdıkları görünce içimden;

"İki dakika uğrasaydın ne olurdu?"

diye geçirirdim.

Belki söylemezdim ama gönlüm kırılırdı.

İnsan bazen en büyük yalnızlığı kalabalıkların içinde yaşar.

Şimdi düşünüyorum da...

Acaba Hulusi ağabey de bugün aynı duyguları mı yaşıyor?

Sabahları Ramazan Okumuş, Mehmet Dabaoğlu, Fatih Paköz ve Süleyman Şerbetçi ile Saraçhane'de buluşur, domates söğüşü eşliğinde uzun uzun sohbet ederdik. sıcak ekmek, acı biber, çay sohbet bal tadında !

Ne güzel günlerdi...

Ne çok gülerdik...

Meğer o günler ne kadar kıymetliymiş.

İnsan, elindekinin değerini çoğu zaman kaybetmeye başlayınca anlıyor.

Bugün bu satırları yazarken içim doldu.

Tüylerim diken diken oldu.

Kalemi elime aldım ve kendi kendime şu cümleyi söyledim:

Biz bu kadar vefasız olmamalıyız.

Hayat çok kısa...

Bugün aramayı ertelediğiniz bir dostun telefonunu yarın bir daha hiç açamayabilirsiniz.

Bugün ziyaret etmediğiniz bir büyüğünüzü yarın sadece mezarında ziyaret etmek zorunda kalabilirsiniz.

Onun için kırgınlıkları, bahaneleri ve yoğunlukları bir kenara bırakalım.

Sevdiklerimizi arayalım.

Büyüklerimizi ziyaret edelim.

Dostlarımızın omzuna dokunalım.

Çünkü geriye kalan ne makamdır, ne servettir, ne de dünya telaşı...

Geriye sadece vefa kalır.

Mersin'den bugünlük bu kadar...

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi