Hayat Bir İp, Dengeyi Kaybeden Düşer

Hayat Bir İp, Dengeyi Kaybeden Düşer
Hayata atılmak, yüksek bir ipin üstüne çıkmak gibidir. Aşağı bakarsan korkarsın, sağa sola savrulursan düşersin. O ipte yürüyebilmenin tek şartı va

Hayat Bir İp, Dengeyi Kaybeden Düşer

Hayata atılmak, yüksek bir ipin üstüne çıkmak gibidir. Aşağı bakarsan korkarsın, sağa sola savrulursan düşersin. O ipte yürüyebilmenin tek şartı var: denge. Ne aşırı rahatlık ne de sürekli panik… Hayat ikisini de affetmez…

Gençlik yıllarında çoğumuz hayatın sert yüzünü görmeyiz. Lise, üniversite… Aile var, destek var, bir şekilde işler yürüyor. Bu yüzden sorumluluk hep erteleniyor. “Sonra bakarız”, “bir şekilde olur” cümleleri dilden düşmüyor. Ama hayat öyle işlemiyor. Mezuniyetle birlikte faturalar geliyor. Para, iş, gelecek kaygısı, insanlar, rekabet… İşte o zaman gerçek hayat başlıyor…

Hayatın içinde olunca şunu anlıyorsun: Sadece istemek yetmiyor. İnanmak, sabretmek ve direnmek gerekiyor. Düşünce sağlam değilse, insan en küçük rüzgârda savruluyor. Bugün bir şey söylüyor, yarın tam tersini savunuyor. Çünkü bir omurga yok…

Hep söylenir ya, “tecrübe en iyi öğretmendir” diye. Doğru. Ama her dersi kendi canımız yanarak almak zorunda değiliz. Daha önce o yollardan geçmiş insanların kitapları, yaşanmışlıkları var. Okuyarak, dinleyerek, düşünerek yolu kısaltmak mümkün. Ama insan tuhaf bir varlık; illa düşmek istiyor. İlla duvara toslamak istiyor…

Bir de şu var: Gençken herkesin bir ideali oluyor. Öğretmen olmak isteyen, doktor olmak isteyen, dünyayı değiştirmek isteyen… Ama hayatın içine girince o idealler yavaş yavaş eriyor. Küçük çıkarlar, rahatlık, “idare eder”ler devreye giriyor. Bir köşe başında hayaller bırakılıyor. Sonra da “hayat böyle” denip geçiliyor. Oysa sorun hayat değil, hedefi koruyamamak…

Zor olan da bu zaten. Kolay zamanda herkes iyi, herkes inançlı, herkes cesur. Asıl mesele zor zamanda kim olduğun. Baskı varken doğruyu savunabiliyor musun? Kaybederken bile çizgini koruyabiliyor musun? İyilik zorlaştığında hâlâ iyilikte ısrar edebiliyor musun?…

Hayatta bir de fikirsiz kalmak diye bir tehlike var. Okumayan, düşünmeyen, kendini geliştirmeyen insan; hayatın ortasında yüzme bilmeden denize atlamış gibidir. Bir süre idare eder ama ilk dalgada bocalar. Karşısına farklı fikirler çıktığında neye inanacağını, nerede duracağını bilemez. Çabuk kaybolur…

O yüzden fikri olan insan kıymetlidir. Ama daha kıymetlisi şudur: fikre tahammül edebilen insan. Bugün herkes konuşuyor, herkes yargılıyor, herkes biliyor. Ama fikre fikirle cevap verildiğinde rahatsız olan çok. Çünkü fikri zayıf olan, sesini yükseltir. Düşüncesi biten, saldırganlaşır. Bu hep böyledir…

Boşuna dememişler: Cahille yol alan yük taşır, bilgeyle yol alan yol alır. Cehalet insana sahte bir cesaret verir; bilgi ise insana duruş kazandırır…

Bugün bu ülkenin, bu toplumun en çok ihtiyacı olan şey; duruşu olan gençlerdir. Rüzgâra göre yön değiştirmeyen, zor zamanda da ayakta kalabilen, kendini yetiştiren, okuyan, düşünen gençler…

Çünkü hayat ipi sallanır.
Ama dengeyi bilen düşmez…

Mehmet AKPINAR
09.01.2026

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.