Gülay Doğan
Avrupa’da Sokak Isınıyor, Ekonomi Ne Kadar Etkilenir?
Avrupa’da Sokak Isınıyor, Ekonomi Ne Kadar Etkilenir?
Sevgili Okurlarım,
Fransa’da başlayan öğrenci gösterileri artık yalnızca eğitim meselesi olmaktan çıkıp Avrupa’nın sosyal ve ekonomik dengeleri açısından da yakından izlenen bir gelişme haline geldi.
Fransa’da yüzlerce okulun kapanması, gösterilerin ülke geneline yayılması ve bazı eylemlerin şiddet olaylarına dönüşmesi, ekonomik hayat üzerinde de baskı oluşturuyor. 7 Ekim itibarıyla 500’ün üzerinde okulun kapalı olduğu, 24 okulun ise yangın veya vandalizm nedeniyle ciddi şekilde zarar gördüğü açıklandı. Fransız hükümeti, bu okulların onarım maliyetini 20–30 milyon avro olarak tahmin ediyor.
Peki mesele bununla mı sınırlı?
Hayır.
Çünkü ekonomi sadece fabrikalardan, bankalardan ve borsadan ibaret değildir.
Güven de ekonominin bir parçasıdır.
Avrupa ekonomisinin en büyük düşmanı belirsizlik
Bugün Avrupa ekonomisinin önünde zaten ciddi sorunlar var.
Avrupa Merkez Bankası, euro bölgesi ekonomisinin 2026 yılında yüzde 0,9, 2027 yılında yüzde 1,4 büyümesini bekliyor. Yani Avrupa ekonomisi büyüyor ama hızlı büyüyen bir ekonomi görüntüsü vermiyor.
Üstelik Avrupa Birliği'nin kendi ekonomi birimi de belirsizliğin yatırımlar üzerinde olumsuz etkisi bulunduğuna dikkat çekiyor. Avrupa Komisyonu'nun eylül ayında yayımladığı çalışmada, ekonomik belirsizliğin birçok üye ülkede yatırımları istatistiksel olarak anlamlı biçimde aşağı çektiği belirtiliyor.
Şimdi bunun üzerine uzun süreli sokak olaylarını, grevleri, ulaşım aksamalarını ve siyasi belirsizliği ekleyin.
Ne olur?
Yatırımcı beklemeye geçer.
Şirket yeni fabrika yatırımını erteler.
Turist seyahat planını değiştirir.
Tüketici alışverişini erteler.
Devletin güvenlik ve onarım harcamaları artar.
Ekonominin çarkları tamamen durmaz ama daha yavaş dönmeye başlar.
Fransa'nın sorunu sadece Fransa'yı ilgilendirmiyor
Fransa, Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomilerinden biri.
Dolayısıyla Fransa'daki uzun süreli ekonomik ve siyasi istikrarsızlık, Avrupa'nın geri kalanını da ilgilendiriyor.
Üstelik Fransa'nın kamu maliyesi zaten baskı altında.
Son günlerde Fransız devlet tahvillerinin faizleri 2002'den bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşırken, Fransa ile Almanya arasındaki borçlanma maliyeti farkı da önemli ölçüde açılmış durumda.
Burada çok önemli bir ekonomik gerçek var:
Devletin borçlanma maliyeti yükseldiğinde yalnızca devlet pahalı borçlanmaz.
Bankaların, şirketlerin ve tüketicilerin finansman maliyetleri de zamanla etkilenebilir.
Bu nedenle sokaktaki olayların ekonomiye etkisi bazen gösteri sırasında değil, aylar sonra ortaya çıkar.
Avrupa'da ticaret hâlâ güçlü ama alarm ışıkları yanıyor
Bütün bunlara rağmen Avrupa ekonomisini “çöküyor” diye tarif etmek doğru değildir.
Euro bölgesi 2026'nın ilk yedi ayında 17 milyar avroluk mal ticareti fazlası verdi. Aynı dönemde euro bölgesi dışına yapılan ihracat yüzde 1,2 arttı. Euro bölgesi ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret ise yüzde 5 yükseldi.
Yani Avrupa ekonomisinin güçlü damarları hâlâ çalışıyor.
Fakat sorun şu:
Ekonominin güçlü olması, siyasi ve sosyal çalkantılardan etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor.
Özellikle grevler enerji, ulaştırma, limanlar veya üretim merkezlerine sıçrarsa mesele bir anda büyüyebilir.
Nitekim daha önce Fransa'daki enerji sektörü grevi sırasında ülkenin Dunkirk LNG terminalinin teslimat kapasitesi önemli ölçüde düşmüş ve bunun Avrupa'nın diğer ülkelerindeki enerji arzını da etkileyebileceği belirtilmişti.
İşte Avrupa ekonomisinin birbirine ne kadar bağlı olduğunun küçük ama önemli bir örneği.
Peki Türkiye zarar görür mü?
Evet, görebilir.
Ama bu zararın doğrudan “Fransa'daki protesto → Türkiye ekonomisi zarar gördü” şeklinde kurulması doğru olmaz.
Türkiye'ye esas etki dolaylı kanallardan gelir.
Birinci kanal:
İhracat
Avrupa, Türkiye'nin en önemli ihracat pazarlarından biridir.
Avrupa ekonomisi yavaşlarsa Avrupalı tüketici ve şirketlerin siparişleri azalabilir.
Bu durumda otomotivden tekstile, makineden demir-çeliğe kadar birçok sektörde Türkiye'nin Avrupa'ya yaptığı ihracat baskı görebilir.
Kahramanmaraş açısından bakarsak konu daha da önemlidir.
Çünkü şehrimizin tekstil, hazır giyim, metal, makine ve çeşitli sanayi ürünlerinde Avrupa pazarı önemli bir yere sahiptir.
Avrupa'daki talep düşüşü Kahramanmaraş'taki fabrikanın kapısına aynı gün gelmez.
Ama siparişlerin azalmasıyla birkaç ay sonra kendisini gösterebilir.
İkinci kanal: Euro
Avrupa'daki siyasi ve ekonomik belirsizlik euro üzerinde baskı oluşturursa bunun Türkiye açısından farklı sonuçları olabilir.
Euro'nun değer kaybetmesi, Avrupa'ya ihracat yapan Türk firmalarının rekabet ve gelir hesaplarını etkileyebilir.
Ancak Türkiye açısından sadece euroya bakmak da yeterli değildir.
Dolar, enerji fiyatları, faizler, küresel risk iştahı ve Türkiye'nin kendi ekonomik politikaları birlikte değerlendirilmelidir.
Yani Avrupa'daki her olumsuz gelişmeyi Türkiye ekonomisinin tek sebebi haline getirmek doğru değildir.
Üçüncü kanal: Turizm
Avrupa'da uzun süreli toplumsal olaylar, tüketici güvenindeki düşüş ve ekonomik yavaşlama turizmi de etkileyebilir.
İnsanlar gelirlerinin geleceğinden endişe etmeye başladığında ilk vazgeçebilecekleri harcamalardan biri tatil olabilir.
Bu da Türkiye'nin Avrupa'dan gelen turist sayısı ve turizm gelirleri açısından önem taşır.
Ancak burada da tek yönlü bir sonuç yoktur.
Avrupa'da seyahat maliyetleri yükselirken Türkiye'nin fiyat avantajı bazı turistler açısından Türkiye'yi cazip hale de getirebilir.
Dördüncü kanal: Finans piyasaları
Bence en dikkat edilmesi gereken alanlardan biri burası.
Sokak olayları uzun sürer, hükümetler üzerinde siyasi baskı artar ve bütçe sorunları büyürse yatırımcıların risk algısı değişebilir.
Risk algısı değiştiğinde para daha güvenli görülen piyasalara yönelebilir.
Bu hareket sadece Avrupa borsalarını değil, gelişmekte olan ülkelerin finans piyasalarını da etkileyebilir.
Türkiye de gelişmekte olan bir ekonomi olduğu için küresel risk iştahındaki değişimlerden tamamen bağımsız değildir.
Ama bunun Türkiye'ye etkisinin boyutunu belirleyecek asıl unsurlar yine Türkiye'nin kendi ekonomik dengeleri olacaktır.
Türkiye için tehlike nerede?
Bence asıl tehlike Fransa'daki öğrencilerin sokağa çıkması değildir.
Asıl tehlike, Avrupa'daki sosyal huzursuzluğun ekonomik durgunlukla birleşmesi ve bunun uzun süre devam etmesidir.
Bir ülkede gösteri olur.
Devlet müdahale eder.
Hayat normale döner.
Ekonomi yoluna devam eder.
Bunda olağanüstü bir durum yoktur.
Fakat gösteriler;
grev + üretim kaybı + ulaşım aksaması + siyasi belirsizlik + yüksek faiz + kamu borcu + tüketici güveninde düşüş
şeklinde birbirini besleyen bir zincire dönüşürse iş değişir.
O zaman mesele sadece Fransa'nın iç meselesi olmaktan çıkar.
Avrupa'nın tamamını etkileyebilecek ekonomik bir probleme dönüşebilir.
Türkiye ne yapmalı?
Türkiye açısından çıkarılacak ders çok açık.
Avrupa pazarını kaybetmemek ama Avrupa'ya bağımlılığı da azaltmak.
Avrupa ile ticaretimizi artırırken aynı zamanda Orta Doğu, Afrika, Asya, Türk Cumhuriyetleri ve diğer pazarlardaki ihracat imkanlarını geliştirmemiz gerekiyor.
Türkiye'nin güçlü tarafı üretim kabiliyeti.
Kahramanmaraş'ın da burada önemli bir avantajı var.
Tekstil, metal, makine, gıda ve diğer sanayi kollarında üretim yapan şehrimizin daha fazla katma değerli ürüne yönelmesi gerekiyor.
Çünkü dünyada artık sadece “ucuz üreten” değil, kaliteli, hızlı ve güvenilir tedarikçi olan kazanıyor.
Son söz
Fransa'daki olaylara bakıp “Avrupa batıyor” demek de yanlış,
“Bizi hiç ilgilendirmez” demek de...
İkisi de gerçekçi değil.
Avrupa hâlâ dünyanın en büyük ekonomik merkezlerinden biri.
Fakat Avrupa'nın karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar birbirinden bağımsız değil.
Bugün bir okulun kapısında başlayan protesto, yarın bütçe tartışmasına;
bütçe tartışması siyasi krize;
siyasi kriz yatırımcı güvenine;
yatırımcı güvenindeki bozulma da ekonomiye yansıyabilir.
Türkiye'nin yapması gereken ise Avrupa'daki olayları seyretmek değil, muhtemel etkilerine karşı ekonomik dayanıklılığını artırmaktır.
Çünkü küresel ekonomide artık hiçbir ülke “bana dokunmaz” diyemez.
Ama güçlü üretim, güçlü ihracat, farklı pazarlara erişim ve sağlam ekonomik politikalar varsa dışarıdaki fırtınanın etkisi azaltılabilir.
Fransa'nın sokaklarında başlayan hareketin Türkiye'ye vereceği en büyük ders de budur:
Ekonomik bağımsızlığın yolu, dünyadan kopmak değil; dünyaya daha güçlü üretimle bağlanmaktır.
Gazeteci Yazar Bekir Doğan
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.