Yargıya Saygımız Var Ama!

Yargıya Saygımız Var Ama!

Kamuoyu Baskısı mı, Dosyadaki Deliller mi?

Sevgili Okurlarım,

Bir gazeteci olarak tam 27 yıl Kahramanmaraş Ağır Ceza Mahkemelerinde dava takip ettim. Çok sayıda cinayet davasının duruşmasını izledim, olayların perde arkasını araştırdım, mahkeme salonlarında yaşananlara tanıklık ettim.

O dönem Kahramanmaraş Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan, daha sonra İYİ Parti Antalya Milletvekilliği de yapan Feridun Bahşi ile birçok olayın hukuki boyutunu ve mahkeme kararlarını değerlendirme fırsatımız oldu.

Hafızamda hâlâ canlılığını koruyan bir olay var.

Bir şahıs, bir evin kapısını ve camını kırarak içeri giriyor, evdeki kadına tecavüz etmeye kalkışıyor. Kadın, eşine ait ruhsatlı silahla saldırganı vurarak öldürüyor.

Ölen kişinin anne ve babası mahkemede, "Biz davacı değiliz, oğlumuz ölümü hak etmişti." diyor. Cumhuriyet savcısı da dosyadaki mevcut delillere dayanarak kadının beraatini talep ediyor.

Buna rağmen mahkeme, duruşmayı 45 gün sonraya erteliyor ve sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar veriyor.

Ben de merak edip sordum:

"Bu kadını neden tutuklu tutuyorsunuz?"

Mahkeme başkanının verdiği cevap bugün bile aklımdadır:

"Biz bu sanığı korumak için tutuklu tutuyoruz. Kardeşi, eşi veya yakınları, yaşanan olayın öfkesiyle bir tepki gösterebilir, bir olay çıkarmaya kalkışabilir. Bunu önlemek istiyoruz."

Bir sonraki duruşmada ise kadın hakkında beraat kararı verildi.

İşte yargının hassasiyeti, olaylara farklı yönlerden bakabilmesi ve bazen sanığı da koruyabilmesi böyle bir şeydir.

GELELİM AHMET DURAN BALSUSU DAVASINA!

Kahramanmaraş iş dünyasının tanınmış isimlerinden, sanayici ve iş insanı Ahmet Duran Balsuyu hakkında verilen 10 yıl hapis cezası, kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Ben bu dosyanın bazı raporlarını, belgelerini ve kamuoyuna yansıyan fotoğraflarını biliyorum. Olayın aydınlatılması açısından önemli gördüğüm hususlar var.

Olayda ayağından yaralanan Mikdat Gökçe'nin 35 gün sonra hayatını kaybettiği belirtiliyor. Dosyada bulunduğu ifade edilen doktor raporlarının, ölümün kurşun yarasından değil, mevcut hastalığından kaynaklandığını gösterdiği iddia ediliyor. Ayrıca yaralanmaya neden olan kurşunun hangi silahtan çıktığının da tespit edildiği ifade ediliyor.

Diğer tarafta Ahmet Duran Balsuyu'nun çiftliğinde çalışan Ergün Tilki'nin, karşı taraftan açılan ateş sonucu hayatını kaybettiğine ilişkin raporlar bulunduğu belirtiliyor.

Balsuyu'nun kullandığı aracın üzerinde 27 kurşun izi bulunduğunu gösteren fotoğraflar ve belgeler de kamuoyuna yansımış durumda.

Şimdi soruyorum:

Bütün bu hususlar mahkeme tarafından nasıl değerlendirildi?

Balistik raporları, doktor raporları, otopsi sonuçları ve olay yeri incelemeleri kararın hangi bölümünde ele alındı?

İlk ateşi kimin açtığı, tarafların hangi silahları kullandığı ve ölümlerle eylemler arasındaki hukuki bağ nasıl kuruldu?

Bunlar cevaplanması gereken önemli sorulardır.

Benim gazeteci olarak beklentim, mahkemenin bütün bu belgeleri ve raporları ayrıntılı şekilde incelemesi, gerekirse olay yerinde yeniden keşif ve inceleme yaparak kararını somut delillere dayandırmasıdır.

KAMUOYU BASKISI MI, DELİLLER Mİ?

Son yıllarda sosyal medyada, gazetelerde ve televizyonlarda yayımlanan haberlerin, bazı davalarda kamuoyu baskısı oluşturduğunu görüyoruz.

Elbette basın haber yapacak, gazeteciler olayları araştıracak, vatandaşlar düşüncelerini ifade edecek. Bunlar demokratik toplumun doğal unsurlarıdır.

Ancak mahkemeler karar verirken sosyal medyanın sesine değil, dosyadaki delillere bakmalıdır.

Çünkü mahkeme salonu, sosyal medyanın mahkemesi değildir!

Hukuk, alkışa veya tepkiye göre değil; belgeye, rapora, tanığa ve kanıta göre işlemelidir.

BİR DE OKUL SALDIRISI MESELESİ VAR!

Son dönemde gündeme gelen okul saldırıları da üzerinde dikkatle durulması gereken olaylardır.

Bir olayda baba polis, evde çok sayıda silah bulunuyor ve çocuğuna atış eğitimi verdiği iddiaları gündeme geliyor. Babanın sorumluluğu, silahların muhafazası ve çocuğa silah kullanmayı öğretmesinin hukuki sonuçları elbette araştırılmalıdır.

Ancak aynı olayda anne de öğretmen ve çocuğu da saldırıda hayatını kaybetmişse, annenin hukuki sorumluluğu hangi somut delile dayanarak belirlenecektir?

Burada da peşin hüküm vermeden, herkesin sorumluluğunu kendi eylemi ve ihmali üzerinden değerlendirmek gerekir.

Vicdanları doğru yönlendirmek, adaleti doğru anlamak zorundayız.

AHMET DURAN BALSUSU BU ŞEHRİN BİR DEĞERİDİR!

Ahmet Duran Balsuyu, yaklaşık 60 yıldır Kahramanmaraş'ta sanayicilik yapan, üretim gerçekleştiren, ihracat yapan, istihdam sağlayan ve şehrin ekonomisine katkıda bulunan bir iş insanıdır.

Tekstil sektöründe yaptığı yatırımlarla birçok insana iş ve aş kapısı olmuştur. Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanlığı döneminde de şehrin ekonomik gelişimi için çalışmalar yürütmüştür.

Elbette geçmişte yapılan hizmetler kimseye hukukun üzerinde bir ayrıcalık sağlamaz. Herkes kanun önünde eşittir.

Ancak bir insanın geçmişteki hizmetleri de, yaşadığı olayın hukuki gerçekleri de göz ardı edilmemelidir.

Benim üzerinde durduğum konu budur:

Kamuoyu baskısı mı, eldeki deliller mi?

Mahkememiz kararını verirken bütün raporları, belgeleri, fotoğrafları ve tanık ifadelerini titizlikle değerlendirmelidir. Gerekirse olay yerinde yeniden keşif yapılmalı, bütün şüpheler hukukun imkânları çerçevesinde giderilmelidir.

CEZAEVİNDE VEFAT EDEN BİR BALSUSU'NUN KİMSEYE FAYDASI OLMAZ!

Ahmet Duran Balsuyu'nun kalp rahatsızlığı bulunduğunu biliyoruz. Bu nedenle sağlık durumu cezaevinde yatmaya hiç müsait değil, yaşı çok fazla ve cezaevi koşulları da hukukun öngördüğü çerçevede dikkate alınmalıdır.

Ben, istinaf ve Yargıtay süreçleri devam ederken, tutukluluk şartlarının yeniden değerlendirilmesi ve sağlık durumu da gözetilerek tutuksuz yargılanma veya uygun görülmesi hâlinde ev hapsi gibi adli kontrol tedbirlerinin değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Çünkü adaletin amacı yalnızca ceza vermek değil, hukuku doğru uygulamaktır.

Elbette mahkeme kararlarına saygılıyız. İstinaf var, Yargıtay var. Hukuki yollar açık.

Ama insan ömrü de var!

Bir insanın hayatı, sağlığı ve adil yargılanma hakkı söz konusu olduğunda zamanın ne kadar kıymetli olduğunu unutmamalıyız.

Ben 27 yıl mahkeme salonlarında dava takip etmiş bir gazeteci olarak şuna inanıyorum:

Adalet, kamuoyunun istediği kararı vermek değil, delillerin gösterdiği doğru karara ulaşmaktır.

Yargıya saygımız var ama adaletin her aşamasında vicdan, hukuk ve delil birlikte değerlendirilmelidir.

Bizden söylemesi...

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi