Bekir Doğan
DONUMUZA KADAR SOYDULAR!
DONUMUZA KADAR SOYDULAR!
FON KRİZİNDE TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR?
Sevgili Okurlarım,
Sultan Abdülhamid Han, 1909 yılında tahttan indirildi. O dönemin siyasi hesapları, dış güçlerin etkisi ve içeride yaşanan gelişmeler bugün de tarih üzerinden tartışılıyor. Şimdi soruyorum: Türkiye’de yaşanan fon krizi, tarihin tekerrürü mü?
Bugün yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren, milyarlarca dolarlık büyüklükten söz edilen bir fon tartışmasıyla karşı karşıyayız. 455 bin, 580 bin mağdur veya yatırımcıdan söz ediliyor. Ortada cevap bekleyen ciddi sorular var.
Basına yansıyan iddialara göre Tera ve bağlantılı şirketler üzerinden İngiltere, İsviçre, Lüksemburg, Dubai ve Britanya Virjin Adaları gibi merkezlere uzanan para ve hisse hareketleri inceleniyor. Yaklaşık 20 milyar dolarlık büyüklükten söz ediliyor. Ancak bu rakamların ne kadarının doğrulandığı, ne kadarının yurt dışına çıkarıldığı ve yatırımcıların gerçek zararının ne olduğu, bağımsız soruşturmalarla ortaya konulmalıdır.
Peki, asıl soru şu: Bu paraların akıbeti ne olacak?
Britanya Virjin Adaları gibi finans merkezlerine aktarıldığı öne sürülen paralar geri getirilebilecek mi? Yatırımcıların kayıpları nasıl karşılanacak? Eğer oluşan zararın faturası kamu kaynaklarından ödenecekse bunun bedelini yine millet mi üstlenecek?
Vatandaşın alın teriyle biriktirdiği paralar söz konusuysa hiç kimse bu soruların üzerini örtemez.
Bir başka mesele de işin siyasi boyutudur. 2028 seçimleri yaklaşırken bu tür büyük ekonomik olayların siyasi hesaplaşmalara alet edilmesi ihtimali göz ardı edilebilir mi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan bir plan bulunduğu yönündeki iddiaların dayanağı nedir?
Elbette bu sorular sorulmalıdır. Ancak iddialar, kanıtlanmış gerçekler gibi sunulmamalıdır. Kimin ne yaptığı, paranın nereye gittiği ve kimlerin sorumluluğu bulunduğu belgelerle ortaya çıkarılmalıdır.
TARİHTEN DERS ALMAK GEREKİYOR!
Sultan Abdülhamid Han döneminde yaşananları bugünün olaylarıyla bire bir aynı kabul etmek doğru olmaz. Fakat tarih bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Devletlerin ekonomik güveni sarsıldığında bunun bedelini yalnızca yöneticiler değil, bütün millet ödeyebilir.
Bugün de Türkiye’nin ihtiyacı suçlamalar, söylentiler ve siyasi polemikler değil; şeffaflık, adalet ve güçlü denetimdir.
Eğer milyarlarca dolarlık para hareketlerinde usulsüzlük yapıldıysa, yatırımcıların mağduriyetine sebep olanlar kimlerse ortaya çıkarılmalı, mal varlıkları hukuki yollarla tespit edilmeli ve sorumlular adalet önüne çıkarılmalıdır.
Burada MİT’e, Dışişleri Bakanlığına, yargıya ve ilgili mali denetim kurumlarına önemli görevler düşüyor. Yurt dışına kaçtığı belirlenen şüpheliler varsa uluslararası iş birliğiyle bulunmaları ve Türkiye’ye iadeleri için gerekli hukuki süreçler işletilmelidir.
Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmamalıdır. Ancak cezalar da öfkeyle değil, hukuk çerçevesinde verilmelidir.
Son sözüm şudur:
Milletin parasını kimseye peşkeş çektirmeyin! Vatandaşın alın terini koruyun! Eğer ortada bir soygun varsa faillerini bulun, paraları takip edin ve sorumluları hesap vermeye zorlayın.
Türkiye’nin kaynakları milletindir. Bu kaynakları korumak da devletin görevidir.
**Kalın sağlıcakla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.