DEĞİŞİM ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAR
DEĞİŞİM ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAR
Lev Tolstoy der ki:
“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi aklından geçirmez.”
İnsanoğlu gözünü çoğu zaman dışarıya dikmeye meyillidir. Başkalarının kusurlarını görür, toplumdaki eksiklikleri fark eder, yöneticileri eleştirir, sistemi sorgular, hayatın zorluklarından şikâyet eder. Fakat dönüp aynaya bakmayı çoğu zaman ihmal eder.
Oysa gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek vardır:
Büyük değişimler dışarıda değil, insanın kendi içinde başlar.
Dünyayı değiştirmek; gösterişli salonlarda yapılan konuşmalarla, yüksek perdeden atılan sloganlarla veya başkalarına verilen nasihatlerle gerçekleşmez. Gerçek değişim, insanın kendi nefsiyle yüzleştiği, hatalarını kabul ettiği, gururunu sorguladığı ve “Önce ben düzelmeliyim” diyebildiği anda başlar.
Çünkü insanın en büyük mücadelesi başkalarıyla değil, kendi nefsiyle verdiği mücadeledir.
Önce kapımızın önünü temizlemeliyiz…
Önce evimizi düzene koymalıyız…
Önce çocuklarımıza örnek olmalıyız…
Önce kinlerimizle, öfkelerimizle, hırslarımızla ve zaaflarımızla yüzleşmeliyiz…
Çünkü çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenirler. Anne ve babalarının anlattıklarını değil, yaşadıklarını örnek alırlar. Bu sebeple gönüller sözlerle değil, hâllerle fethedilir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), toplumsal dönüşümün temelini insanların birbirlerine karşı sergiledikleri güzel ahlâka bağlamıştır. Bir hadis-i şeriflerinde:
“Gülümsemen sadakadır.”
buyurmuştur.
Bir başka hadis-i şeriflerinde ise:
“Güzel söz sadakadır.”
buyurarak iyiliğin küçük görülen davranışlarla başladığını bizlere öğretmiştir.
Çünkü bazen bir tebessüm, uzun nasihatlerden daha etkili olabilir. Bazen samimi bir söz, yıllarca süren kırgınlıkları sona erdirebilir.
Kur’an-ı Kerim de aynı hakikate işaret etmektedir:
“Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d Suresi, 11)
Bu ilahi kanun, toplumsal dönüşümün temel prensibini ortaya koymaktadır. Önce insan değişecektir. Önce nefis terbiye olacaktır. Önce aile düzelecektir. Sonra toplum düzelecektir.
Yine Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed Suresi, 7)
Demek ki zaferin de, başarının da, huzurun da yolu önce insanın kendisini düzeltmesinden geçmektedir.
Kur’an’ın şu uyarısı ise üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir ikazdır:
“Siz insanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?” (Bakara Suresi, 44)
Başkalarına doğruluğu anlatırken kendimiz doğruluktan uzaklaşırsak…
Başkalarına adaleti tavsiye ederken kendimiz adaletsizlik yaparsak…
Başkalarına ahlâkı anlatırken kendi hayatımızda uygulamazsak…
Sözlerimizin tesiri de bereketi de kalmayacaktır.
Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız; ya da Allah size katından bir ceza gönderir.”
Çünkü iyilik yalnızca konuşularak değil, yaşanarak yayılır.
Merhum Seyyid Kutub’un şu tespiti de bu gerçeği ne güzel özetlemektedir:
“Söz kalpten çıkarsa kalbe ulaşır. Dilden çıkarsa kulaktan öteye geçmez.”
Samimiyetin yerini hiçbir hitabet dolduramaz. İnsan yaşamadığı bir hakikati ne kadar güzel anlatırsa anlatsın tesir edemez. Fakat yaşadığı bir gerçeği en sade ifadelerle anlatsa bile gönüllerde karşılık bulur.
Hazreti Ömer’e nispet edilen şu söz de aynı hakikati ifade etmektedir:
“Doğru olun ki çocuklarınız da doğru olsun.”
Çünkü çocuklar kulaklarından çok gözleriyle öğrenirler. Anne ve babalarının sözlerinden çok hayatlarına bakarlar. Bu sebeple gelecek nesilleri değiştirmek isteyenler, önce kendi hayatlarını düzeltmek zorundadırlar.
Tolstoy’un söylediği de budur…
Seyyid Kutub’un anlattığı da budur…
Hazreti Ömer’in işaret ettiği de budur…
Ayetlerin ve hadislerin öğrettiği de budur…
Dünyayı değiştirmek istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız.
Çünkü insan kendisini düzelttiği gün, dünyayı değiştirmeye de başlamış demektir.
Mehmet Akpınar
25 Haziran 2026
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.