Bekir Doğan
Dijital Dünyanın Köleleri !
Dijital Dünyanın Köleleri !
Dijital bağımlılık çağın sessiz hastalığı mı?
Sevgili Okurlarım,
Bir video bitiyor, yenisi başlıyor.
Bir oyun tamamlanıyor, başka bir oyun açılıyor.
Bir sosyal medya paylaşımı görülüyor, ardından yüzlercesi geliyor.
Çocuk farkına varmadan saatlerini, günlerini, hatta yıllarını ekran karşısında tüketebiliyor.
Zaman geri gelmiyor
Teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.
Cep telefonu, tablet ve bilgisayar doğru kullanıldığında eğitimden iletişime, bilimden bilgiye kadar büyük imkânlar sunuyor.
Sorun teknolojinin kendisi değil.
Sorun, teknolojinin hayatımızı yönetmeye başlaması. Dijital dünya bizi kendisine köle yapmasındadır.
Bir çocuğun eline telefonu vermek kolaydır.
“Al, biraz oyalan.”
“Al, sus.”
“Al, ders çalışırken lazım olur.”
“Al, arkadaşlarınla konuş.”
Derken telefon çocuğun elinden düşmez hale geliyor.
Anne-baba da bazen farkında olmadan bu düzenin parçası oluyor.
Çocuk ağlamasın…
Çocuk sıkılmasın…
Çocuk bizi rahatsız etmesin…
Ve telefon devreye giriyor.
Oysa çocuk biraz sıkılmalı.
Biraz beklemeli.
Biraz hayal kurmalı.
Biraz koşmalı.
Biraz düşmeli, kalkmalı.
Arkadaşlarıyla yüz yüze konuşmayı, paylaşmayı, tartışmayı ve barışmayı öğrenmeli.
Çünkü hayat sadece bir ekran değildir.
Çocukluğumuz ekrandan ibaret değildi
Bizim çocukluğumuzda televizyon bile sınırlıydı.
Mahalle vardı.
Sokak vardı.
Komşuluk vardı.
Arkadaşlık vardı.
Aile sohbetleri vardı.
Birlikte yenilen yemekler vardı.
Bayramlar, düğünler, taziyeler, ziyaretler vardı.
Bugünün çocukları ise bazen aynı evin içinde birbirleriyle mesajlaşır hale geldi.
Anne başka ekranda…
Baba başka ekranda…
Çocuk başka ekranda…
Herkes aynı odada ama herkes birbirinden uzak.
Yan yana ama ayrı dünyalarda yaşıyoruz.
Asıl kaybettiğimiz nedir?
Dijital bağımlılık sadece zamanı çalmıyor.
Bazen dikkatimizi, sabrımızı, aile içindeki iletişimimizi ve çocuklarımızın gerçek hayatla kurduğu bağı da zayıflatabiliyor.
Çocuk saatlerce ekranda kalırken kitap okumaya, spor yapmaya, arkadaşlarıyla oynamaya, ailesiyle konuşmaya ayıracağı zaman azalıyor.
Dijital dünya yapay zeka oyunları çocuklarımızı katil yapıyor, Şanlıurfa Maraş , Manisa daki okul saldırısı gibi..
Bir gün…
İki gün…
Bir hafta…
Bir ay…
Bir yıl…
Sonra çocuk büyüyor.
Anne-baba ise “Çocuğum ne zaman büyüdü?” diye şaşırıyor.
İşte burada çok önemli bir gerçekle karşı karşıyayız:
Kaybettiğimiz para yeniden kazanılabilir.
Kaybettiğimiz eşya yeniden alınabilir.
Ama kaybettiğimiz zaman geri gelmez.
Telefonu çocuğun susturucusu yapmayalım
Anne ve babalara büyük görev düşüyor.
Çocuğun elinden telefonu almak tek başına çözüm değildir.
Çocuğa alternatif bir hayat sunmak gerekir.
Birlikte yürümek…
Birlikte kitap okumak…
Birlikte yemek yemek…
Spor yapmak…
Sohbet etmek…
Çocuğu parka götürmek…
Büyüklerini ziyaret etmek…
Birlikte bir şey üretmek…
Çünkü çocuk, “Telefonu bırak” sözünden çok, “Gel birlikte bir şey yapalım” sözünü duymaya ihtiyaç duyuyor.
Önce büyükler örnek olmalı
Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğreniyor.
Anne-baba yemek masasında sürekli telefonuna bakıyorsa çocuğa “telefonu bırak” demek ne kadar etkili olabilir?
Baba eve geldiğinde önce telefona bakıyor, anne sürekli sosyal medyada vakit geçiriyorsa çocuğun da aynı davranışı göstermesi şaşırtıcı değildir.
Bu nedenle dijital bağımlılıkla mücadele önce evde başlamalı.
Belki evimizde “ekransız saatler” belirlemeliyiz.
Örneğin yemek masasında telefon olmayacak.
Aile sohbetinde telefon olmayacak.
Uyumadan önce ekran olmayacak.
Hafta sonunun bir bölümü mutlaka açık havada geçirilecek.
Bunlar küçük adımlar gibi görünür.
Ama çocuklarımızın geleceği açısından büyük anlam taşır.
Teknoloji düşmanımız değil
Burada teknolojiyi kötülemek doğru olmaz.
Dijital dünya hayatımızın gerçeği.
Çocuklarımız teknolojiyi kullanacak.
Önemli olan teknolojinin çocuğu kullanmaması.
Telefon bizim hizmetkârımız olmalı, efendimiz değil.
Tablet eğitim için kullanılmalı.
Bilgisayar üretmek, öğrenmek ve araştırmak için kullanılmalı.
Sosyal medya hayatın tamamı değil, hayatın küçük bir parçası olmalı.
Çocuklarımız gerçek dünyayı sanal dünyaya tercih edebilmeli.
Bir gün çocuklarımız bize şunu sormasın:
“Baba, anne…
Ben küçükken neden benimle daha fazla konuşmadınız?
Neden birlikte oyun oynamadık?
Neden beni parka götürmediniz?
Neden hep telefonunuzla ilgilendiniz?”
Bu soruların cevabını yıllar sonra vermek çok zor olabilir.
Çünkü çocukluk geri gelmez.
Gençlik geri gelmez.
Bugün geri gelmez.
Dün geçti, yarın henüz gelmedi. Elimizde sadece bugün var.
Öyleyse çocuklarımızın eline yalnızca telefon vermeyelim.
Onlara zaman verelim.
İlgi verelim.
Sevgi verelim.
Sohbet verelim.
Kitap verelim.
Spor verelim.
Arkadaşlık verelim.
Ve en önemlisi, gerçek bir çocukluk yaşayabilecekleri bir hayat verelim.
Unutmayalım:
Ekranda geçirilen her dakika hayatın tamamından çalınmış değildir; ancak kontrolsüz hale geldiğinde çocukluğun, gençliğin ve ailece geçirilen güzel günlerin yerini almaya başlayabilir.
Bugün telefonu bir kenara bırakıp çocuğumuzun gözlerinin içine bakalım.
Belki de uzun zamandır görmediğimiz bir gülümsemeyle karşılaşacağız.
Sevgili Okurlarım, zaman geçiyor…
Günler, aylar, yıllar elimizden sessizce kayıp gidiyor.
Hiç olmazsa çocuklarımızın çocukluğunu kaybetmeyelim.
Dijital Köleliğe hayır hayır diyelim, mankutlaşmaya hayır diyelim, hayırlı cumalar diliyorum
Kalın Sağlıcakla
Gazeteci-Yazar Bekir DOĞAN
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.