Yıkım Çağı ve Biz!
17 Mayıs 2026 Pazar : bugün size uzun bir pazar yazısı yazıyorum huzur içinde güzel güzel okumanız dileği ile !
Şehirler sadece taş, beton ve asfaltla kurulmaz; hafıza ile yaşar.
Bir medeniyetin büyüklüğü yalnızca yaptığı eserlerle değil, o eserleri koruyabilme iradesiyle de ölçülür. Bugün dönüp geçmişe baktığımızda; binlerce yıllık kalelerin, hanların, kervansarayların hâlâ ayakta olduğunu görüyoruz. Çünkü geçmiş toplumlar, “eser bırakmayı” bir medeniyet görevi sayıyordu.
Bizim coğrafyamızda da bunun en önemli örneklerinden biri Dulkadiroğulları Beyliği dönemidir. 14. yüzyıldan 16. yüzyıl başlarına kadar hüküm süren bu beylik; 209 yıl , başta Kahramanmaraş ve Elbistan olmak üzere Gaziantep, Malatya, Kayseri, Adıyaman ve çevresinde camiler, medreseler, köprüler, kaleler ve hanlar inşa etti. Aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen bu eserlerin bir kısmı hâlâ ayakta durabiliyorsa, bunun sebebi “kalıcı eser anlayışı”dır.
Fakat modern döneme geldiğimizde bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Beton Çağı: Yapıyoruz Ama Yaşatamıyoruz
Bugünün şehirleri büyük ölçüde beton üzerine kurulu. Betonarme yapıların teknik ömrü ortalama 50-75 yıl arasında kabul ediliyor. Çok iyi korunursa belki bir asır yaşayabiliyor. Yani bugün yaptığımız apartmanların büyük bölümü, torunlarımızın torunlarına ulaşamayacak. : Bugünkü Şehirler 100 yıl sonra yok yani 2126 yılına geldiğimizde bu şehirler olmayacak !
Daha acı olan ise şu:
Biz yalnızca dayanıksız yapılar üretmiyoruz; aynı zamanda kendi yaptığımızı kendimiz yok ediyoruz.
Türkiye’de özellikle yerel yönetim kültüründe sıkça rastlanan bir anlayış var:
“Öncekinin yaptığını silmek, yıkmak, yok etmek ! ”
Bu sadece siyasi rekabet değil; şehir hafızasının yok edilmesidir.
Bir belediye başkanı bir eser yapıyor, ardından gelen yönetim onu yıkıyor, işlevsiz bırakıyor ya da unutturuyor. Böylece şehirler süreklilik yerine kopuş yaşıyor. kaynaklarımız boşa gidiyor.
Kahramanmaraş’ın Hafızası Nasıl Silindi?
Kahramanmaraş bu konuda çok çarpıcı örneklere sahip.
Dr. Sait Emir Mahmutoğlu döneminde yapılan hal binası ve kasap hali bugün yok.
İbrahim Sadi Öztürk döneminde planlanan dev fuar ve park alanının büyük kısmı zamanla parçalandı, satıldı, küçültüldü.
Bir başka dramatik örnek ise eski belediye binasıdır.
1925 de Tevfik Kadıoğlu döneminde yapılan tarihi belediye binası; sadece bir idari yapı değil, aynı zamanda şehrin belleğiydi. Bir dönem yüksekokul olarak da kullanılan bu yapı 1979 daha dönemin belediye başkanı tarafından yıkıldı. Bugün o tarihi belediye binası arıyoruz !
12 Eylül sonrası Belediye Başkanlığı görevini de yürüten İsa Kalkan dönemindeki fuar vizyonu ise bugün hâlâ konuşuluyor. Yapay gölü, raylı sistem düşüncesi, minyatür kale projesi ve geniş yeşil alanlarıyla o dönem için oldukça ileri bir şehircilik anlayışı hedeflenmişti. Ancak sonraki yıllarda bu alanların önemli kısmı parçalanarak farklı amaçlarla kullanıldı. Satıldı yok edildi.
Şekerdere örneği de aynı kaderi yaşadı.
Dünyaca ünlü Mimar Selami Sözer , Şekerdere ve kale çevresi için proje hazırlamıştı.
Bir dönem modern şehircilik projesi olarak düşünülen alan, zaman içerisinde plansız yapılaşma ve rant baskısıyla kimliğini kaybetti. yandaşlara satıldı ve bugünkü hale geldi.
Bu örnekler yalnızca bina yıkımı değildir; şehir hafızasının parçalanmasıdır.
Sorun Siyasi Değil, Zihniyet Sorunu
Burada mesele yalnızca bir partiyi ya da bir dönemi eleştirmek değildir. Çünkü bu durum Türkiye’nin birçok şehrinde tekrar ediyor.
Sorun; “emanet bilinci” eksikliğidir.
Gelişmiş şehirlerde yeni yönetimler, önceki dönemlerin iyi projelerini korur ve geliştirir. Çünkü şehir kişisel değil, toplumsal bir mirastır.
Bizde ise çoğu zaman:
- Yeni gelen eskiyi reddediyor,
- Önceki dönemin izlerini silmeye çalışıyor,
- Şehri ortak akılla değil, dönemsel bakışla yönetiyor.
Bu yüzden şehirlerimiz katmanlaşmıyor; sürekli yeniden başlayıp sürekli hafızasını kaybediyor.
Dünyanın sembolü olan Sarı bina, yada 18 Katlı Özel İdare binası, Dünyanın en ucube binası, dünyanın en saçma binasını yıkan belediye başkanı şehrin kimliğini yok etti .
Medeniyet İnşa Etmek Nedir?
Medeniyet yalnızca bina yapmak değildir.
Asıl mesele, yapılanı koruyabilmektir.
Bugün Selçuklu eserleri hâlâ ayaktaysa, Dulkadiroğlu eserleri, Osmanlı köprüleri hâlâ kullanılıyorsa bunun sebebi taşın sağlamlığı kadar devlet ve toplum hafızasının devam etmesidir.
Modern Türkiye’nin en büyük problemi ise “kalıcı eser kültürü” oluşturamamasıdır.
Çünkü:
- İmar var ama estetik yok,
- Yapı var ama kimlik yok,
- Proje var ama devamlılık yok.
Bu yüzden şehirler büyüyor ama şehir ruhu küçülüyor.
Sonuç: Yıkımcılık Kanımızda mı?
Hayır…
Yıkımcılık bizim genetik kaderimiz değil. Ancak kısa vadeli düşünme alışkanlığı, siyasi kutuplaşma ve şehir kültürünün zayıflaması bizi bu noktaya sürüklüyor.
Bugün yapılması gereken şey;
yeni bina yapmak kadar eskiyi korumayı da bir görev kabul etmektir.
Çünkü şehirler sadece yaşayanlar için değil, henüz doğmamış nesiller için de inşa edilir.
Eğer bir şehir kendi hafızasını koruyamazsa, geleceğe yalnızca beton bırakır; medeniyet bırakamaz.
Maraş'ın hafızası
Belediye Binamız yok, Tarihi Cezaevi yok, Tarihi Valilik binası , Kızıl kabırlık karşısı yani Karacaoğlan halk kütüphanesi karşısı , bugün yok, 37 camimiz yok, 6 Şubat 2023 sonrası çarşımız yok sözün özü hafısasız bir şehir olduk.
Yıkımcı Belediye Başkanları kendinden önce gelen belediye başkanın yaptığını yıkıyor, her gelen belediye başkanı kendinden önce ki belediye başkanların verdiği isimi silmeyi marifet sayıyor.
Hayırlı Günler Diliyorum