Utanmaz Yüzsüzler Şeref Arıyor
Sevgili Okurlarım,
Bir hırsızlık olayını anlattılar. Onu yazacağım. Ama önce sizlere 1970’li yıllardan yaşanmış bir olayı anlatmak istiyorum.
1970’li yıllarda Saraçhane Camii altında Tenekeci ve Camcı Zekeriya Usta vardı.
Bir gün, kasım ayında bir adam dükkâna geldi ve bir soba almak istedi. Ancak parasının olmadığını, “15 Haziran’da buğday biçildiğinde, buğdayımı satıp parasını öderim.” dedi.
Zekeriya Usta, sobayı ve borularını verdi. Adam da sobayı alıp gitti.
Kalfeler şaşırdı:
“Usta, adamın adını bile sormadınız. Ya sobayı alıp parasını getirmezse?”
Zekeriya Usta’nın verdiği cevap bugün bile kulaklarımda:
“Sobayı vermeyelim de çocukları soğuktan hasta olup ölsün mü? Adam hırsızlık mı yapsın? Benim param helal. Kimse benim paramı yemez, getirir.”
Aradan aylar geçti.
Haziran ayı geldi, buğday biçme zamanı başladı.
Bir sabah namazından sonra, o adam elinde parayla Zekeriya Usta’nın dükkânının önünde bekliyordu.
Olayın şahidi benim.
Adam söz verdiği gibi gelmiş, borcunu ödemişti.
İşte 1970’li yılların Maraş’ı böyleydi.
Aradan tam 56 yıl geçti.
Bugün ise ne yazık ki çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Çek ve senetlerin bile zaman zaman değerini yitirdiği, malı alanın üreticiyi ve esnafı adeta enayi yerine koyduğu, borcunu ödemeden ortadan kaybolduğu bir dönem yaşıyoruz.
Koca fabrikalar borçlarını ödememek için konkordato ilan ediyor.
Peki, biz bu hale nasıl geldik?
Bizim ahlakımızı kim bozdu?
Haram, helal, kul hakkı ve Allah korkusu nereye gitti?
Bir dostumuz yaşadığı bir olayı anlatıyor:
Üç kişi ortak bir işe giriyor. Deprem enkazından çıkan ortak paranın üzerine yatıyor ve diğer ortaklarına adeta kazık atıyor.
Arkadaşlarının hakkını yiyen bu insan, hiçbir şey olmamış gibi dolaşmaya devam ediyor.
Üstelik utanmadan, sıkılmadan giyiniyor, süsleniyor, geziyor.
Borçlu olan kendisi olduğu halde, sanki alacaklıymış gibi bir edayla ortalıkta dolaşıyor.
İşte asıl mesele burada!
İnsan, başkasının hakkını nasıl yiyebilir ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilir?
1970’lerin Maraş’ında bir insan, parası olmadığı halde sobayı alıyor ve aylar sonra söz verdiği gün gelip borcunu ödüyordu.
2026’nın Maraş’ında ise bazı insanlar, arkadaşının, ortağının, esnafın, üreticinin hakkını yiyip hiçbir şey olmamış gibi dolaşabiliyor.
1970 Maraş’ı şanlı ve şerefliydi.
2026 Maraş’ında ise ne yazık ki utanmayı, sıkılmayı ve kul hakkını unutmuş bir nesille karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.
Elbette bu şehirde herkes böyle değil.
Hâlâ sözüne sadık, helalinden kazanan, kul hakkından korkan, komşusunun ve ortağının hakkını kendi hakkından üstün tutan insanlar var.
Ama sayıları azaldıkça toplumun vicdanı da yara alıyor.
Sevgili okurum diyor ki:
“Deprem bile akıllandırmadı. Allah’ın gazabından korkmayan, kul hakkı yiyen bu insanların hem bu dünyada hem de ahirette yaptıklarının karşılığını bulmasını diliyorum. Biz bu kişiyi Allah’a havale ettik.”
Ne diyelim?
Biz de kul hakkı yiyenleri Allah’a havale ediyoruz.
Çünkü insanın hesabından kaçması mümkün olsa bile Allah’ın hesabından kaçması mümkün değildir.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun çok anlamlı bir sözü vardır:
“Beş saniyesine hâkim olamadığın dünya için fırıldak olmaya değer mi?”
Gerçekten değer mi?
Bugün iki ortağının parasını yiyen, arkadaşının hakkına giren, esnafın alın terini ödemeyen insan yarın ne yapacak?
Yarın ölüm geldiğinde o paraları yanında götürebilecek mi?
Götüremeyecek!
Peki, hesabını kim verecek?
İşte insanın düşünmesi gereken asıl mesele budur.
Dünya malı geçicidir.
Makam geçicidir.
Para geçicidir.
Ama kul hakkı ağırdır.
Bir insanın hakkını yemek, sadece birkaç liralık bir borcu ödememek değildir. Bir ailenin rızkına, bir çocuğun geleceğine, bir esnafın emeğine, bir işçinin alın terine dokunmaktır.
Onun için sözümüz açık:
Haramdan hayır gelmez. Kul hakkından zenginlik olmaz. Başkasının alın teriyle kurulan hayatın sonu huzur olmaz.
Dünya için insanlığımızı satmaya değmez.
Çünkü yarın hepimiz öleceğiz.
Ve herkes, yaptıklarının hesabını verecek.
Şerefsiz Maraş sokaklarında : süslenip gezerek iş insanları ile fotoğraf çektirerek aranmaz bunu bilmesi gerek !
Bizden söylemesi…
Kalın sağlıcakla.