TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR DEMEKTEN ÖTE, RTÜK NEREDE DEMEK GEREKİYOR!
Mafya dizileri, şiddet kültürü, sokak magandaları… Gençlerimizi kim, nasıl bu hale getiriyor? suçlu televizyon kanalları , sosyal medya ağlarının denetimsiz olması.
Türkiye'de her gün yeni bir şiddet haberiyle uyanıyoruz. Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Manisa'da okullara yönelik saldırılar… Dün Afyonkarahisar'da yaşanan seri cinayet olayı…
Artık insan ister istemez soruyor: Türkiye nereye gidiyor?
Ancak ben artık bu soruyu sormaktan vazgeçip başka bir soru sormak istiyorum: RTÜK nerede?
Çünkü mesele yalnızca sokaklarda, okullarda, caddelerde yaşanan şiddet olayları değil. Mesele, yıllardır evlerimizin içine kadar giren şiddet kültürü, mafya özentiliği, silahı güç, kabadayılığı delikanlılık, korku salmayı itibar zanneden bir anlayıştır.
Televizyonları açıyoruz; mafya dizileri, silahlı çatışmalar, intikam sahneleri, adam kaçırmalar, infazlar, racon kesmeler…
Her dizide bir mafya babası, etrafında emir bekleyen adamları, elinde silahı, belinde kabadayılığı! Kan döken kahraman, adam vuran delikanlı, tehdit eden güçlü adam olarak gösteriliyor.
Peki, bunun çocuklar ve gençler üzerindeki etkisini kim düşünüyor?
Elbette her şiddet olayının sebebini televizyon dizilerine bağlamak doğru değildir. Ancak sürekli şiddetin normalleştirildiği, silahın güç sembolü olarak sunulduğu, hukukun değil kaba kuvvetin kazandığı bir ekran dünyasının gençler üzerindeki etkisini de görmezden gelemeyiz.
Bugün trafikte bir sürücü, yol vermedi diye başka bir sürücünün üzerine yürüyor. Bir korna sesi kavgaya, bir tartışma cinayete dönüşebiliyor. Elinde silahı olan kendisini devletin, hukukun, kanunun üzerinde görüyor.
Trafik magandaları, sokak kabadayıları, sosyal medyada silahıyla, bıçağıyla, tehditleriyle gösteriş yapan gençler…
Bunlar nereden çıktı?
Gençlerimiz kendilerine rol model arıyor. Ne yazık ki bazıları bilim insanlarını, öğretmenleri, sanatçıları, başarılı iş insanlarını değil; dizilerde racon kesen, adam döven, silah çeken karakterleri örnek alıyor.
Bir toplumda silah taşıyanın sözü dinleniyor, dürüst insanın sesi duyulmuyorsa orada ciddi bir sorun var demektir.
Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Manisa'da gündeme gelen okul saldırıları hepimizi derinden düşündürmelidir. Okul kapılarındaki güvenlikten gençlerin psikolojik ve sosyal sorunlarına, aile içi iletişimden akran zorbalığına kadar her konu ciddi biçimde ele alınmalıdır.
Bir çocuğun eline silah geçiyorsa, bir genç öfkesini cinayetle ifade ediyorsa, bir öğrenci okulda şiddete başvuruyorsa sadece olayın son anını değil, o noktaya gelene kadar yaşananları da sorgulamalıyız.
Aile, okul, eğitim sistemi, emniyet, sosyal hizmetler ve medya… Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. erkan yobazlığı izlenme rekorları kırıyorsa devlet nerede sosyal medya kanunu nerede demek gerekiyor . TV kanalları için ise
RTÜK NE İŞ YAPIYOR?
Buradan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'na açıkça sesleniyorum:
Siz neyi denetliyorsunuz?
Çocukların izlediği saatlerde şiddeti özendiren, mafya kültürünü parlatan, silahı ve kabadayılığı cazip gösteren yapımlar konusunda daha ciddi bir denetim mekanizması oluşturulamaz mı?
Dizilerdeki şiddet sahneleri, kullanılan dil, suçun ve suçlunun sunuluş biçimi, çocukların erişimine açık içerikler daha dikkatli incelenemez mi?
Elbette sanat ve ifade özgürlüğü korunmalıdır. Her polisiye veya mafya dizisi yasaklansın demiyoruz. Ancak suçluyu kahramanlaştıran, şiddeti sıradanlaştıran, hukuku ve adaleti yok sayan anlayışa karşı RTÜK'ün de yayıncıların da sorumluluğu vardır.
Televizyon yalnızca para kazanma aracı değildir. Aynı zamanda toplumu etkileyen, kültürü şekillendiren güçlü bir iletişim aracıdır.
Reyting uğruna toplumun geleceği feda edilmemelidir!
GENÇLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ!
Bir tarafta öğretmenlerimiz çocuklarımıza eğitim vermek için mücadele ediyor, diğer tarafta ekranlarda şiddet ve mafya kültürü pazarlanıyor.
Bir tarafta anne babalar evlatlarını iyi yetiştirmek için çırpınıyor, diğer tarafta sosyal medyada silah, kavga, tehdit ve kabadayılık üzerinden prim yapanlar boy gösteriyor.
Sonra da dönüp gençlerimiz neden böyle oldu diye soruyoruz.
Gençlerimizi suçlamak kolaydır. Peki, onlara nasıl bir dünya bıraktığımızı hiç düşündük mü?
Gençlerimize kitap okumayı, üretmeyi, çalışmayı, emeğe saygı duymayı, hukuka bağlı olmayı, insan hayatının kutsallığını öğretmeliyiz.
Mafya babalarını değil, bilim insanlarını; silahlı kabadayıları değil, ülkesine hizmet eden insanları örnek göstermeliyiz.
Türkiye'nin daha fazla silaha, daha fazla kabadayılığa, daha fazla şiddete değil; daha fazla eğitime, adalete, ahlaka ve merhamete ihtiyacı var.
Bugün Şanlıurfa'da, Kahramanmaraş'ta, Manisa'da ve Afyonkarahisar'da yaşanan olayları yalnızca birer adli vaka olarak görüp geçemeyiz.
Bu olaylar hepimize bir uyarıdır.
Devlet kurumları, aileler, eğitimciler, medya kuruluşları ve televizyon yayıncıları artık sorumluluk almalıdır.
Yarın çok geç olabilir!
Ben artık sadece "Türkiye nereye gidiyor?" diye sormuyorum.
RTÜK nerede? Aile ve Sosyal Hizmetler nerede? Eğitim politikalarımız nerede? Gençlerimizi bu şiddet sarmalından kurtarmak için kim ne yapıyor?
Unutmayalım: Bir ülkenin geleceği, gençlerinin elindeki silahla değil, zihnindeki bilgiyle ölçülür.
Çocuklarımızı mafya dizilerinin kahramanlarına değil, hayatın gerçek kahramanlarına özendirelim. Çünkü kaybedecek tek bir gencimiz bile yok!
kalın sağlıcakla