350 GAZETECİYLE TARİHE YOLCULUK: SYEDRA'DA TAŞLAR KONUŞUYOR, TARİH DİLE GELİYOR!
Sevgili Okurlarım,
Bazı yolculuklar vardır, sadece bir yerden başka bir yere gitmek değildir. İnsanı geçmişe götürür, düşündürür, duygulandırır. Bazen bir taşın önünde durup dakikalarca düşünür, bazen de uçsuz bucaksız bir manzaraya bakarken tarihin derinliklerinde kaybolursunuz.
İşte benim için Syedra Antik Kenti gezisi böyle bir yolculuk oldu.
Alanya'ya bu 6. gelişim ama Syedra görmemiştim, büyük eksiklik , Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK) çatısı altında bir araya gelen, Türkiye'nin farklı şehirlerinden ve dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 350 gazeteci arkadaşımızla birlikte Antalya'nın Alanya ilçesinde bulunan Syedra Antik Kenti'ni ziyaret ettik.
Yüzlerce gazeteci, yüzlerce fotoğraf makinesi, yüzlerce meraklı göz… Hepimiz aynı tarihi mekânda, aynı heyecanla geçmişin izlerini sürüyorduk.
Bizler her gün haber yazan, olayları takip eden, insanların hikâyelerini kamuoyuna taşıyan gazetecileriz. Ancak bu defa haberin peşinden koşmuyor, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan bir medeniyetin izlerini takip ediyorduk.
AKDENİZ'İN MAVİLİĞİNE KARŞI BİN YILLIK TARİH!
Syedra'ya doğru ilerlerken insanı ilk etkileyen şey, antik kentin bulunduğu coğrafyanın güzelliği oluyor.
Bir tarafta masmavi Akdeniz, diğer tarafta Torosların heybetli görüntüsü… Yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş bu antik kent, sanki yüzyıllardır Akdeniz'i seyrediyor.
Burada durup manzaraya baktığınızda zamanın nasıl geçtiğini unutuyorsunuz.
Denizin maviliğiyle tarihî taşların sessizliği birleşiyor. İnsan kendisini bir anda binlerce yıl öncesine götüren bir yolculuğun içinde buluyor.
Düşünüyorum…
Acaba bu tepelerde yaşayan insanlar sabah güne nasıl başlıyordu? Bu sokaklarda kimler yürüyordu? Çocuklar nerelerde oynuyor, anneler evlerinde nasıl bir hayat sürüyor, tüccarlar hangi malları taşıyorlardı?
Bugün bizim fotoğraf çektiğimiz, önünde hatıra resmi verdiğimiz taşların arasında kim bilir kaç insanın sevinci, hüznü, emeği ve hatırası saklı!
İşte tarih dediğimiz şey biraz da budur. Geçmişte yaşayan insanların hayatına bugünden bakabilmek…
2 BİN 900 YILLIK BİR MEDENİYETİN İZLERİNDE…
Syedra Antik Kenti'nin geçmişi MÖ 9. yüzyıla kadar uzanıyor. Özellikle Roma döneminde gelişen kent, ticareti, sosyal yaşamı ve mimarisiyle önemli bir yerleşim merkezi olmuş.
Antik kentin kalıntıları arasında yürürken Roma medeniyetinin şehircilik anlayışını daha iyi anlıyorsunuz.
Sütunlu cadde…
Bir zamanlar insanların alışveriş yaptığı, birbirleriyle buluştuğu, günlük hayatın aktığı bu cadde bugün sessiz. Fakat o sessizliğin içinde anlatılacak binlerce hikâye var.
Yaklaşık 250 metre uzunluğundaki sütunlu caddede yürürken insanın aklına şu geliyor: Bir zamanlar burada hayat ne kadar canlıydı!
Bugün ayaklarımızın altında duran taşlar, belki de binlerce insanın ayak seslerine tanıklık etti.
Roma hamamının kalıntıları, surlar, sarnıçlar ve diğer tarihî yapılar, bu şehrin ne kadar gelişmiş bir yerleşim olduğunu gösteriyor.
Özellikle su sarnıçlarını görünce insan bir kez daha geçmişin insanlarına hayran kalıyor. Bugünün teknolojik imkânlarının olmadığı dönemlerde, insanların suyu toplamak, saklamak ve kullanmak için geliştirdiği sistemler gerçekten düşündürücü.
Demek ki medeniyet yalnızca bugünün teknolojisiyle ölçülmüyor. Akıl, emek, tecrübe ve ihtiyaçlar karşısında çözüm üretme becerisi, binlerce yıl önce de insanlığın en büyük zenginliğiymiş.
TAŞLARIN ARASINDA GEÇMİŞİ ARADIK!
Antik kentte gezerken insanın duyguları değişiyor.
Bir yandan gördüğünüz eserlerin güzelliğine hayran kalıyorsunuz, diğer yandan zamanın karşısında ne kadar küçük olduğunuzu hissediyorsunuz.
Bugün büyük gördüğümüz şehirler, görkemli binalar, makamlar, unvanlar ve servetler bir gün tarihin sayfalarında kalıyor.
Bir zamanlar bu kentte yaşayan insanlar da kendilerince büyük hayaller kurmuş, evler yapmış, sokaklar inşa etmiş, aileler kurmuş, hayatlarını sürdürmüşler.
Şimdi onlardan geriye taşlar, duvarlar, sütunlar ve arkeolojik kalıntılar kalmış.
İnsan ister istemez hayatı sorguluyor.
Ömür dediğimiz şey ne kadar kısa! İnsan dünyaya geliyor, çalışıyor, mücadele ediyor, iz bırakmak istiyor. Ancak geriye kalan, çoğu zaman yaptığı iyilikler, yetiştirdiği insanlar ve insanlığa kazandırdığı değerler oluyor.
Syedra'nın taşları arasında dolaşırken bu düşünceler zihnimden geçti.
HERAKLES MOZAİĞİ VE GEÇMİŞİN SANAT ANLAYIŞI
Antik kentin önemli arkeolojik değerlerinden biri de Herakles'in (Herkül) 12 görevini tasvir eden mozaik.
Yaklaşık 164 metrekarelik bu eser, antik dönem insanının sanat anlayışını, estetik zevkini ve el emeğini ortaya koyuyor.
Binlerce yıl önce küçük taş parçalarını bir araya getirerek böylesine büyük bir sanat eseri meydana getiren insanları düşünün…
Bugün teknolojiyle pek çok işi kolaylıkla yapabiliyoruz. Ama o günün şartlarında ortaya konulan bu eserler, insan emeğinin ve sanatın zamana nasıl meydan okuduğunu gösteriyor.
Bir esere bakarken yalnızca taşları değil, o taşları sabırla birleştiren elleri de düşünmek gerekiyor.
350 GAZETECİ, 350 AYRI HİKÂYE, ORTAK BİR TARİH!
Bu gezinin benim açımdan bir başka anlamı da Küresel Gazeteciler Konseyi ailesinin bir arada olmasıydı.
Yaklaşık 350 gazeteci arkadaşımızla aynı güzergâhta yürümek, aynı tarihî eserleri görmek, aynı manzaraya bakmak çok güzeldi.
Her birimizin geldiği şehir farklı, yaşadığı hayat farklı, meslek tecrübesi farklıydı. Kimi yıllardır yerel basında görev yapıyor, kimi ulusal medyada çalışıyor, kimi de uluslararası gazetecilik faaliyetleri yürütüyordu.
Fakat Syedra'da hepimiz aynı noktada buluştuk.
Gazetecilik yalnızca haber aktarmak değildir. Gazeteci aynı zamanda yaşadığı toplumun hafızasıdır. Tarihi, kültürü, sanatı, doğayı ve insan hikâyelerini gelecek kuşaklara taşıyan kişidir.
Bizler bugün Syedra'yı gezdik, fotoğraflar çektik, arkadaşlarımızla hatıralar biriktirdik. Yarın bu fotoğraflara baktığımızda yalnızca bir geziyi değil, birlikte yaşadığımız güzel anları da hatırlayacağız.
Belki yıllar sonra bir arkadaşımız bu geziden söz ederken, "Hatırlıyor musunuz, Syedra'da hep birlikteydik" diyecek.
İşte dostluk da böyle anılarda büyüyor.
ANTALYA SADECE DENİZ, KUM VE GÜNEŞ DEĞİLDİR!
Antalya, Türkiye'nin dünyaya açılan önemli turizm kapılarından biri. Her yıl milyonlarca insan denizi, güneşi ve doğal güzellikleri için bu şehri ziyaret ediyor.
Ancak Antalya'nın bir de anlatılmayı bekleyen tarihî yüzü var.
Syedra, Aspendos, Perge, Side ve daha nice antik kent…
Bunların her biri Anadolu'nun ne kadar büyük bir medeniyet birikimine sahip olduğunu gösteriyor.
Turizm denildiğinde yalnızca otelleri, plajları ve tatil tesislerini düşünmemeliyiz. Kültür turizmi, tarih turizmi ve arkeolojik miras da ülkemizin tanıtımında çok önemli bir yere sahip.
Dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanların bu eserleri görmesi, Anadolu'nun tarihini tanıması ve ülkelerine döndüklerinde anlatması çok kıymetli.
Biz 350 gazeteci olarak Syedra'yı gezdik. Şimdi gördüklerimizi yazmak, anlatmak ve tanıtmak bizim görevimiz.
Çünkü bir güzelliği görmek başka, onu başkalarına anlatabilmek başkadır.
TARİHİ KORUMAK, GELECEĞE BORCUMUZDUR!
Sevgili Okurlarım,
Syedra Antik Kenti'nden ayrılırken geriye dönüp bir kez daha baktım.
O taş duvarlar, sütunlar, eski sokaklar ve Akdeniz'e uzanan manzara yerli yerinde duruyordu. Bizler ise yolumuza devam ediyorduk.
Belki bin yıl sonra başka insanlar da aynı yerde duracak, bizim bugün yaptığımız gibi geçmişi merak edecekler.
Kim bilir, o gün bu topraklarda yaşayan insanlar bizim hakkımızda neler düşünecek?
İşte bu nedenle tarihî eserleri korumak, sadece devletin veya arkeologların görevi değildir. Her vatandaşın, her kurumun, her insanın ortak sorumluluğudur.
Bir antik kentin taşını yerinden oynatmak, tarihî bir esere zarar vermek, geçmişimize zarar vermektir. Bu eserler bize atalarımızdan kalan bir miras değilse bile insanlığın ortak hafızasıdır. Onları gelecek nesillere sağlam ulaştırmak zorundayız.
Küresel Gazeteciler Konseyi ailesiyle gerçekleştirdiğimiz bu anlamlı gezi, bana bir kez daha şunu hatırlattı:
İnsan bazen geleceği anlamak için geçmişe bakmalıdır.
Syedra'da yalnızca antik bir kent gezmedik. Tarihin derinliklerine indik, medeniyetlerin izlerini takip ettik, dostluklarımızı pekiştirdik ve Anadolu'nun eşsiz zenginliğine bir kez daha hayran kaldık.
350 gazeteci olarak aynı tarihe tanıklık etmek, aynı manzaraya bakmak ve aynı heyecanı paylaşmak benim için unutulmayacak hatıralardan biri oldu.
Alanya'nın gökyüzüne yükselen bu tarihî tepesinden ayrılırken aklımda tek bir cümle vardı:
Taşlar susar sanırız ama tarih konuşur. Yeter ki onu dinlemesini bilelim!
Syedra'yı görün, tarihimizi tanıyın, kültürel mirasımıza sahip çıkın.
Küresel Gazeteciler Konseyi Genel Başkanı Mehmet Ali Dim, Meryem hanım, Tuçe kardeşimize ve KGK ailesine teşekkür ediyorum
Kalın sağlıcakla…