Sus Duymasınlar!

Sus Duymasınlar!

Sus Duymasınlar!

Sevgili Okurlarım,

Gerçekleri söylemek zor…

Daha da zoru, söylediğiniz gerçeğin kabul görmesi!

Çünkü bugün birçok yerde “Ben yaptım, doğru oldu” anlayışı hâkim. Eleştiriye tahammül azalıyor, vatandaşın söylediklerini dinlemek yerine herkes kendi bildiğini okumaya devam ediyor.

Hani şair diyor ya:

“Bırak bu sevdamız gizli kalsın,
Bizden başka bilmesinler…
Bırak yüreğimiz yansın,
Sus da Leyla’m duymasınlar…”

İşte tam da öyle!

Susalım mı?

Yoksa gerçekleri söyleyelim mi?

Siyasette kirlenme, siyasette bıkkınlık, siyasetten uzaklaşma ve “Artık siyaset duymak istemiyorum” diyen vatandaşların tepkileri sahada açıkça görülüyor.

Peki, gören var mı?

Asıl mesele burada!

Vatandaş ne istiyor?

Milletimiz ne verirseniz verin, bir fazlasını istiyor.

Bu, siyasetin ve yöneticilerin önünde duran acı bir gerçek.

Ancak bunun yanında başka bir gerçek daha var:

Siyasilerimiz de iki oy uğruna zaman zaman çok şeyden taviz verebiliyor. bankamatik memurları gibi 10 binler 100 binler ile havaya giden kaynaklarımız !

Bu da acı bir gerçek!

Bugün Türkiye'ye baktığınızda bir kesim;

“Türkiye bataklığa düştü, batıyor” diyor.

Bir başka kesim ise;

“Türkiye çok iyi yolda, emin adımlarla ilerliyor” diyor.

Gerçek nerede?

Gerçek, çoğu zaman sloganlarda değil, sahada!

Mahalleye indiğimizde…

Gelin meseleyi biraz da kendi mahallemizden okuyalım.

Gurur ve kibirin zirve yaptığı yerde, vatandaşın ne söylediğini duymak zorlaşıyor. Güvenlik duvarı kurdular, önce vatandaş bıktı gitmiyor, sonra basın mensupları bu ziyaretlerde yer almıyor !

Bakan gelmiş…

Bakan gitmiş…

Açılış yapılmış…

Toplantılar gerçekleştirilmiş…

Fotoğraflar çekilmiş…

Bunların elbette bir karşılığı var.

Ama vatandaşın mutfağındaki sıkıntıyı, esnafın derdini, emeklinin beklentisini, gençlerin gelecek kaygısını ve toplumdaki siyaset yorgunluğunu görmezden gelirseniz, yapılanların vatandaş nezdindeki karşılığı da tartışılır hâle gelir.

Gerçeği söylemek bugün bazen sıkıntı!

Kimseyi kırmadan, kimsenin şahsiyetine dokunmadan, zülfiyâra dokunmadan yazmaya çalışıyoruz.

Ama yazmazsak da gazetecilik görevimizi yapmış olmayız.

“Sus, duymasınlar!”

Bana da zaman zaman diyorlar ki:

“Sus, duymasınlar!”

Ben de diyorum ki:

Duysunlar!

Çünkü sahadaki yansıma hiç de hoş değil.

Özellikle AK Parti ve MHP teşkilatlarında görev yapan dostlarım bu satırları kızarak değil, bir saha uyarısı olarak okumalı.

Çünkü vatandaşın içinde ciddi bir bıkkınlık ve değişim talebi olduğunu söylemek zorundayım.

Bunu kabul etmek zor olabilir.

Ama siyaset, sadece alkışlayanların söylediklerini dinleyerek yapılmaz.

Siyasetçinin asıl görevi, kendisini eleştiren vatandaşın da sesini duyabilmektir.

Körler, sağırlar birbirini ağırlar!

Bugün zaman zaman öyle bir tablo ortaya çıkıyor ki;

Körler, sağırlar birbirini ağırlar!

Herkes birbirini övüyor…

Herkes birbirinin yaptığını doğru kabul ediyor…

Ama vatandaşın sesi arada kayboluyor.

Bu sistem bir yere kadar yürür.

Ancak sonsuza kadar yürümez.

Çünkü siyaset canlı bir organizmadır.

Toplum değişir…

İhtiyaçlar değişir…

Beklentiler değişir…

Siyaset de buna göre kendisini yenilemek zorundadır.

Vatandaş değişim istiyor!

Bugün sahada gördüğüm en önemli şeylerden biri değişim beklentisidir.

Bu değişim sadece isim değişikliği değildir.

Yeni bir anlayış…

Yeni bir iletişim dili…

Yeni bir heyecan…

Vatandaşı dinleyen, esnafın kapısını çalan, gençlerin önünü açan, eleştiriden korkmayan ve “Ben bilirim” demek yerine gerektiğinde “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye sorabilen bir siyaset anlayışı…

Bence ihtiyaç burada.

“Taze kan” dediğimiz şey de tam olarak budur.

Yeni insanlar, yeni fikirler, yeni heyecanlar…

Çünkü yorulan siyaset, toplumu da yorar.

Susmayalım ama kırmayalım!

Bizim derdimiz kimseyi hedef almak değil.

Bizim derdimiz bağcıyı dövmek hiç değil.

Bizim derdimiz üzüm yemek!

Şehrimizin daha iyi yönetilmesini, vatandaşın daha fazla dinlenmesini, siyasetin yeniden güven veren bir zemine oturmasını istiyoruz.

Bunun için de gördüğümüz yanlışı söylemek zorundayız.

Bazen “Sus, duymasınlar” denilecek…

Bazen “Aman bunu yazma” denilecek…

Ama gazetecinin görevi alkışlamak kadar uyarmaktır da.

Onun için kusura bakmasınlar…

Duysunlar!

Sahadan gelen sesi duysunlar.

Vatandaşın bıkkınlığını görsünler.

Değişim talebini dikkate alsınlar.

Çünkü bugün duymazdan gelinen küçük bir tepki, yarın çok daha büyük bir siyasi faturaya dönüşebilir.

Siyaset, vatandaşın sesini duyduğu sürece güçlüdür.

Vatandaş susuyorsa, bu her zaman memnun olduğu anlamına gelmez.

Bazen susmak, sadece beklemektir.

Dün bakan geldi ! hoş geldi, kaç vatandaş vardı , bakanı kim karşıladı ? vatandaş bu işin neresinde, bu şehrin emekçi gazetecileri nerede ?

Kalın sağlıcakla…

Gazeteci-Yazar
Bekir DOĞAN

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri