SİYASETTE PARTİ DEĞİŞTİRMEK: MİLLÎ İRADE Mİ, SİYASİ HESAP MI?
Sevgili Okurlarım,
Türkiye siyasetinde zaman zaman öyle gelişmeler yaşanıyor ki insan sormadan edemiyor: Seçmenin oyuyla belediye başkanı olanlar, milletvekili sıfatını kazananlar, seçildikleri partiden ayrılıp başka bir siyasi partiye geçtiklerinde acaba kendilerine oy veren vatandaşın iradesini ne kadar düşünüyor?
Siyasette parti değiştirmek yeni bir olay değil. Türk siyasi tarihinde bunun pek çok örneği var. Ancak her parti değişikliği, beraberinde aynı soruyu getiriyor: Bu değişim, ülkeye ve millete daha iyi hizmet etmek için mi yapılıyor, yoksa siyasi geleceği garanti altına almak, makamı korumak veya yeni hesaplar yapmak için mi?
İşte asıl mesele burada!
SEÇMENİN OYU KİME VERİLDİ?
Bir belediye başkanını düşünün…
Seçim meydanlarında bir partinin bayrağı altında dolaşıyor, o partinin programını anlatıyor, aday gösterildiği siyasi hareketin vaatlerini sıralıyor. Vatandaş da bu vaatlere, partiye ve adaya güvenerek oyunu kullanıyor. Sandıklar açılıyor ve o isim belediye başkanı seçiliyor.
Aradan bir süre geçiyor. Belediye başkanı, seçildiği partiden ayrılarak başka bir partiye katılıyor.
Peki, o belediye başkanına oy veren vatandaş ne düşünüyor?
Elbette seçmenlerin tamamının aynı görüşte olduğunu söyleyemeyiz. Bazıları bu geçişi doğru bulabilir, bazıları da sert biçimde eleştirebilir. Ancak şu gerçek değişmiyor: Seçmen, yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda o kişinin temsil ettiğini düşündüğü siyasi anlayışa da oy vermiş olabilir.
Belediye başkanının görevi elbette bütün vatandaşlara hizmet etmektir. Ancak seçildiği siyasi kimliği değiştirmesi, seçmen karşısındaki siyasi sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
MİLLETVEKİLLİĞİ KİŞİSEL BİR KAZANÇ KAPISI DEĞİLDİR
Aynı durum milletvekilleri için de geçerlidir.
Milletvekili, vatandaşın iradesini Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyan kişidir. Seçim döneminde bir partinin adayı olarak halkın karşısına çıkar, o partinin politikalarını savunur ve seçmenin desteğini alır.
Sonra bir gün başka bir partiye geçer.
Hukuki açıdan milletvekilliğinin parti üyeliğinden ayrı bir yönü vardır. Milletvekili, Anayasa'nın 80. maddesi uyarınca yalnızca kendisini seçen bölgeyi değil, bütün milleti temsil eder. Dolayısıyla milletvekilinin siyasi parti değiştirmesi, tek başına milletvekilliğinin sona ermesi anlamına gelmez.
Fakat hukuki durum ile siyasi etik aynı şey değildir.
Bir milletvekili, seçildiği partinin politikalarını artık savunamadığını düşünebilir. Partisiyle ciddi görüş ayrılıkları yaşayabilir. Hatta vicdanen başka bir siyasi hareketin içinde yer alması gerektiğine inanabilir. Böyle durumlarda parti değiştirmek, kişisel siyasi tercihinin bir sonucu olabilir.
Ancak seçmenin bilmesi gereken şudur: Bu değişikliğin gerekçesi nedir? Milletvekili, hangi politikaya itiraz etmiştir? Yeni katıldığı partide hangi düşünceyi savunacaktır? Seçim döneminde verdiği sözlerden hangileri değişmiştir?
Bu sorulara açık ve inandırıcı cevaplar verilemiyorsa, seçmenin kafasında soru işaretleri oluşması kaçınılmazdır.
HER GEÇİŞİN ARKASINDA AYNI HESAP MI VAR?
Burada bir ayrım yapmak gerekiyor.
Her parti değiştiren siyasetçiyi aynı kefeye koymak doğru değildir. Siyasi partilerde fikir ayrılıkları yaşanabilir. Parti yönetimleri değişebilir, politikalar farklılaşabilir, siyasi çizgiler zaman içinde dönüşebilir. Bir siyasetçi, temsil ettiği görüşün artık kendi düşünceleriyle örtüşmediğine karar verebilir.
Bunlar siyasetin doğal süreçleridir.
Ancak parti değişiklikleri seçim takvimine, makam dağılımlarına, adaylık beklentilerine veya siyasi güç dengelerine göre şekilleniyorsa, o zaman kamuoyunun sorgulama hakkı vardır.
Siyasetçinin kişisel kariyer planı ile milletin kendisine verdiği görev arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?
İşte bu sorunun cevabı, siyasi ahlakın ölçüsüdür.
Bir partiden ayrılmak tek başına ihanet değildir. Bir partiye katılmak da tek başına yanlış değildir. Yanlış olan, seçmene verilen sözleri önemsiz görmek; siyasi tercihini değiştirirken bunun hesabını halka vermekten kaçınmaktır.
ASIL PATRON SEÇMENDİR!
Türkiye'de siyasetçilerin zaman zaman unuttuğu bir gerçek var: Siyasi partiler siyasetçinin kişisel mülkü değildir. Belediye başkanlığı bir şahsi makam, milletvekilliği de ömür boyu taşınacak bir ayrıcalık değildir.
Bunlar millete hizmet etmek için üstlenilen görevlerdir.
Vatandaş, sandıkta kendisine sunulan seçenekler arasında tercihini yapar. Siyasetçi de bu tercihin getirdiği sorumluluğu taşır. Seçimden sonra yaşanan her gelişmenin seçmenin iradesiyle birebir aynı doğrultuda ilerlemesi beklenemeyebilir; demokrasi değişen şartlara ve farklı siyasi tercihlere de alan açar. Ancak bu durum, seçmene karşı şeffaf olma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Parti değiştiren belediye başkanı da milletvekili de çıkıp açıkça konuşmalıdır:
“Şu gerekçelerle ayrıldım. Şu nedenlerle yeni partiye katıldım. Seçmene verdiğim sözler konusunda tutumum budur.”
Böyle bir açıklama, siyasi sorumluluğun asgari gereğidir.
VATANDAŞIN HAFIZASI SANDIKTA ORTAYA ÇIKAR
Siyasetçiler bazen bir parti tabelasını değiştirmenin, geçmişteki siyasi kimliklerini de unutturacağını düşünebilirler. Oysa vatandaş kimin hangi sözleri verdiğini, hangi vaatlerle oy istediğini ve seçimden sonra nasıl bir tutum sergilediğini takip eder.
Bugün bir partiye geçen siyasetçi, yarın başka bir siyasi hareketin kapısını çalabilir. Ancak siyasi güven bir tabela değişikliğiyle kurulmaz. Güven; tutarlılıkla, dürüstlükle, hizmetle ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almakla kazanılır.
Hele belediye başkanları açısından mesele daha da önemlidir. Çünkü belediye başkanlığı doğrudan vatandaşın günlük hayatına dokunan bir görevdir. Yol, su, ulaşım, altyapı, sosyal hizmetler ve kentsel dönüşüm gibi konularda vatandaş, siyasi tartışmalardan çok hizmetin sonucuna bakar. Parti değiştiren bir başkanın da hizmet üretmeye devam etmesi, kararlarını kamu yararına göre alması ve bütün vatandaşlara eşit yaklaşması gerekir.
Milletvekilleri için de ölçü aynıdır: Meclisteki tutumları, ülke meselelerine yaklaşımları ve seçmene verdikleri sözler…
Çünkü siyaset yalnızca parti değiştirmek değil, milletin güvenini taşıyabilmektir.
SON SÖZ
Sevgili Okurlarım,
Demokrasi, insanların siyasi tercihlerini değiştirebildiği bir rejimdir. Siyasetçilerin de düşüncelerini gözden geçirmesi, yanlış buldukları uygulamalara itiraz etmesi ve yeni siyasi tercihlerde bulunması mümkündür.
Ancak seçilmiş olmak, seçmene karşı sorumluluğu sona erdirmez; tam tersine artırır.
Bir belediye başkanı veya milletvekili, seçildiği partiden ayrılabilir. Fakat bu kararının gerekçesini açıklamak, siyasi tutarlılığını ortaya koymak ve kendisine güvenen vatandaşın sorularına cevap vermek zorundadır.
Unutulmamalıdır ki siyasi partiler değişebilir, ittifaklar kurulup bozulabilir, siyasi dengeler yeniden şekillenebilir. Ama demokrasiye duyulan güvenin temelinde, seçmenin iradesine saygı vardır.
Siyasetçi partisinden ayrılabilir; peki, kendisine oy veren seçmenin güvenini de yanında götürebilir mi?
Bu sorunun cevabını ne parti yöneticileri ne de siyasetçilerin açıklamaları tek başına verebilir.
Son sözü, günü geldiğinde yine millet söyler.
Çünkü sandık yalnızca oy kullanılan bir yer değil, aynı zamanda siyasi hesapların görüldüğü yerdir.
Bekir DOĞAN
Gazeteci-Yazar
