Çünkü siyasi partilerin kongre ve kurultay süreçleri yalnızca iç siyasi mesele değildir; seçim hukuku boyutu da taşır. Bu nedenle bazı hukukçular, seçim süreci tamamlandıktan ve YSK tarafından sonuçlar kesinleştirildikten sonra ortaya çıkan “mutlak butlan” tartışmasının anayasal açıdan yeni bir kriz alanı oluşturabileceğini savunmaktadır.
Ancak Türkiye’de siyaset yalnızca mahkeme salonlarında şekillenmez. Hukuki meşruiyet ile siyasi meşruiyet her zaman aynı noktada buluşmayabilir.
Bugün CHP örgütünün önemli bir bölümü fiilen Özgür Özel yönetiminin yanında görünmektedir. Bu nedenle mahkemenin verdiği karar ile parti tabanının siyasi tercihi arasında ciddi bir gerilim oluşma ihtimali vardır. İşte asıl risk de budur.
![]()
Tam da bu noktada Tolstoy’un “Diriliş” eserindeki şu çarpıcı tespit akıllara geliyor:
“Pek çok insan, mahkemelerin asıl amacının adaleti bulmak olduğunu zanneder. Oysa mahkemelerin tek bir amacı vardır: mevcut düzeni korumak…”
Elbette hukuk devletlerinde mahkemelerin temel görevi adaleti tesis etmektir. Ancak toplumda oluşan “adalet algısı”, bazen verilen kararların önüne geçebilir. İnsanlar eğer hukukun herkese eşit uygulanmadığını düşünmeye başlarsa, sadece bir mahkeme kararı değil; kurumlara olan güven de tartışılmaya başlanır.
Tolstoy’un dikkat çektiği mesele tam olarak budur:
Küçük aktörlerin hızla yargılandığı, büyük güç odaklarının ise sistem içerisinde korunabildiği düşüncesi toplumlarda derin kırılmalar oluşturur. Bu nedenle hukuk sadece doğru karar vermekle değil, aynı zamanda vicdani meşruiyet üretmekle de yükümlüdür. Sadece bu konu özelinde değil, son günlerde ki bazı olaylar da verilen kararlar açıdan değerlendirirsek.
Yeniden bu konumuza dönersek;
Önümüzdeki süreçte üç temel alan belirleyici olacaktır:
Birincisi hukuk…
Dosya büyük ihtimalle Yargıtay’a taşınacak. Son sözü üst yargı söyleyecek. Ancak seçim hukukuna ilişkin boyutlarda YSK’nın kesin kararları da tartışmanın en önemli anayasal sınırlarından biri olacaktır.
İkincisi parti örgütü…
Kararın sahada nasıl karşılanacağı, il ve ilçe teşkilatlarının tavrı, delegelerin duruşu ve milletvekillerinin pozisyonu sürecin yönünü etkileyecek.
Üçüncüsü ise toplum psikolojisi…
Çünkü seçmen gözünde uzun süren iç krizler, partilerin enerjisini tüketen en önemli sebeplerden biridir.
Bugün yaşanan gelişme sadece CHP’nin iç meselesi değildir. Aynı zamanda Türkiye’de siyasi partilerin hukuk karşısındaki konumunun da önemli bir testidir.
Şurası unutulmamalıdır:
Demokratik sistemlerde siyasi mücadele sandıkta yapılır; ancak sandığın meşruiyeti de hukukun güvencesi altındadır. Hukuk zedelenirse siyaset tartışmalı hale gelir, siyaset kilitlenirse demokrasi yara alır.
Adalet yalnız mahkeme salonlarında değil, toplum vicdanında da kurulabildiği zaman gerçek anlamına kavuşur. Aksi halde hukuk karar verir; fakat tartışmalar bitmez.