Paralar Nereye Kaçtı?
Sevgili Okurlarım,
İçimizde ülkesine ihanet edenler oldu, olmaya da devam ediyor. Ancak bugün meseleyi sadece kişiler üzerinden değil, Türkiye'nin ekonomik kaynaklarının nasıl korunacağı üzerinden konuşmamız gerekiyor.
Almanya'ya, Avrupa'nın çeşitli ülkelerine ve başka ülkelere giden paraları yıllardır tartışıyoruz. Fakat son dönemde gündeme gelen bazı büyük para hareketleri ve yurt dışına çıkarıldığı ileri sürülen kaynakları görünce insan ister istemez soruyor:
Paralar nereye gidiyor?
Türkiye'de okul ihtiyacı varken, geçmişte bazı bölgelerimizde sınıflarda 80-100 öğrencinin bulunduğu, ikili eğitimin uygulandığı dönemler yaşandı.
Tam da böyle bir Türkiye'de, 1980'lerden itibaren FETÖ yapılanmasının himmet adı altında topladığı paraların yurt dışında eğitim kurumları, yurtlar ve çeşitli yapılanmalar için kullanıldığına ilişkin çok sayıda soruşturma ve dava dosyası gündeme geldi.
Bu süreç 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine kadar devam etti.
15 Temmuz gecesi milletimizin ve devletimizin mücadelesiyle darbe girişimi başarısızlığa uğradı.
Biz de doğal olarak,
“Artık bu iş bitti.”
diye düşündük.
Ama mesele yalnızca 15 Temmuz gecesiyle bitmedi.
Darbe girişimi sonrasında yurt dışına kaçan veya yurt dışında bulunan bazı FETÖ mensuplarına ilişkin mal varlığı, para transferleri ve ekonomik bağlantılar da devletin gündemine girdi. Türkiye'deki bazı varlıkların el değiştirdiği, paraların dövize çevrildiği ve yurt dışına çıkarıldığı yönündeki iddialar da uzun süre kamuoyunda tartışıldı.
Burada asıl sorumuz şudur:
Türkiye'nin parasını, sermayesini ve ekonomik gücünü nasıl koruyacağız?
10 yılda nereden nereye geldik?
15 Temmuz 2016 döneminde dolar kuru yaklaşık 2,9 TL seviyesindeydi. Bugün ise 49 TL civarında.
Aradan yaklaşık 10 yıl geçti.
Elbette Türk lirasındaki değer kaybını tek bir sebebe bağlamak doğru değildir. Enflasyon, faiz politikaları, küresel ekonomik gelişmeler, enerji fiyatları, dış ticaret dengesi, sermaye hareketleri ve Türkiye'nin kendi ekonomik tercihleri gibi çok sayıda etken vardır.
Fakat bütün bunların yanında Türkiye'den yurt dışına çıkan sermayeyi de ciddi biçimde sorgulamak zorundayız.
Çünkü ihracatımızı artırmak elbette önemlidir.
Üretmek, satmak ve döviz kazanmak zorundayız.
Ama diğer taraftan kazandığımız kaynağın ne kadarını ülkede tutabiliyoruz?
İşte asıl mesele burada.
Cebimiz delikse bütçe ne yapsın?
Bir tarafta üretici, ihracatçı, işçi, memur, emekli ve dar gelirli vatandaş...
Diğer tarafta Türkiye'den yurt dışına çıkan milyarlarca liralık sermaye tartışmaları...
Devlet bir yandan gelirleri artırmaya, diğer yandan bütçeyi dengelemeye çalışıyor.
Vatandaş ise pazara, markete, kiraya, elektriğe, doğalgaza yetişmeye çalışıyor.
Cüzdan delik, cep delik, cepken delik!
Böyle bir ortamda bütçeye ne kadar para koyarsanız koyun, eğer ekonomik sistemde kaynak kaybını önleyemezseniz vatandaşın yükü hafiflemez.
Burada önemli olan, hukuka uygun ekonomik faaliyet ile yasa dışı para hareketini birbirinden ayırarak, kara para, kayıt dışı ekonomi, suç gelirleri ve şüpheli sermaye transferleriyle çok daha etkin mücadele etmektir.
Türkiye'nin mevcut mevzuatında da sermaye hareketleri ve yurt dışına yapılan döviz transferleri konusunda kurallar bulunuyor.
Mesele yeni yasaklar koymaktan önce, mevcut denetim mekanizmalarının ne kadar etkili çalıştığıdır.
Paramıza sahip çıkalım
Buradan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve ekonomi yönetimine bir vatandaş ve gazeteci olarak çağrıda bulunuyorum:
Türkiye'nin parasının yurt dışına çıkışını daha şeffaf ve daha etkin biçimde takip edelim.
Şüpheli para hareketlerinin üzerine kararlılıkla gidelim.
Kara para ile mücadeleyi güçlendirelim.
Vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçelim.
Gümrüklerde denetimleri teknolojik imkânlarla daha da güçlendirelim.
Bankacılık sisteminde şüpheli işlemlerin takibini artırıp, uluslararası para hareketlerinde gerçek kişi ve şirket bağlantılarının daha etkin incelenmesini sağlayalım.
Ama bunu yaparken hukuka uygun ticareti, ihracatı ve vatandaşın meşru ekonomik özgürlüğünü de zedelemeyelim.
Çünkü mesele dövizi yasaklamak değil;
Türkiye'nin parasının nereden geldiğini, nereye gittiğini ve hangi amaçla kullanıldığını bilmektir.
Bugün Türkiye'nin döviz mevduatları konusunda da Merkez Bankası'nın uyguladığı makroihtiyati düzenlemeler bulunuyor. 2026 yılında yabancı para mevduat ve katılım fonlarına ilişkin zorunlu karşılık oranlarında değişiklikler yapıldı.
Demek ki mesele yalnızca “döviz bulundurmayı yasaklayalım” demek kadar basit değil.
Mesele, ekonomiyi güvenli, şeffaf ve sürdürülebilir hale getirmektir.
Maliye, Dışişleri ve Ticaret Bakanlıklarına büyük görev düşüyor
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek...
Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan...
Sayın Ticaret Bakanı Ömer Bolat...
Bu üç bakanlığın görev alanları farklı olsa da Türkiye'nin yurt dışındaki ekonomik ilişkileri, para hareketleri, dış ticaret ve finansal güvenliği konusunda birbirini tamamlayan önemli sorumlulukları bulunuyor.
Türkiye'nin parasına sahip çıkmak sadece bir ekonomi politikası değildir.
Aynı zamanda milli bir meseledir.
Kimse parasını hukuka aykırı yollarla yurt dışına çıkaramamalı.
Kimse suç gelirini Türkiye'den kaçırarak başka ülkelerde güvence altına alamamalı.
Kimse vatandaşın alın teri üzerinden haksız kazanç elde edememeli.
Ama aynı zamanda ihracat yapan, yatırım yapan, ticaret yapan ve Türkiye'ye döviz kazandıran iş insanımızın da önünü kesmemeliyiz.
Yeniden “Bismillah” diyelim
Türk lirasının değerini koruyacak, üretimi artıracak, enflasyonu düşürecek ve sermayeyi Türkiye'de tutacak güçlü bir ekonomik düzen kurmak zorundayız.
İstersek rakamlardan bir sıfır silelim...
Ama asıl mesele rakamdan sıfır silmek değil.
Paranın değerini yükseltmektir.
Vatandaşın cebindeki 100 liranın yeniden değer kazanmasıdır.
Emeklinin, işçinin, memurun, esnafın, çiftçinin ve sanayicinin geleceğe güvenle bakabilmesidir.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey;
daha çok üretim, daha çok ihracat, daha az israf, daha güçlü denetim ve Türkiye'de kalan daha fazla sermayedir.
Artık şu soruyu daha fazla sormamız gerekiyor:
Paralar nereye gidiyor?
Ve daha önemlisi:
Türkiye'nin parasını, emeğini ve geleceğini nasıl koruyacağız?
Bu soruların cevabını hep birlikte aramak zorundayız.
Yoksa vatandaşın sırtına ne kadar yük koyarsak koyalım, delik cüzdanı doldurmak mümkün olmaz.
Paramıza sahip çıkalım.
Türkiye'nin kaynaklarına sahip çıkalım.
Üretelim, kazanalım ve kazandığımızı Türkiye'de büyütelim.
Kalın sağlıcakla.
Kaynak : Gazeteci Bekir Doğan köşe yazısından alıntıdır.