NEREDE OLDUĞUN DEĞİL, KİMİNLE OLDUĞUN ÖNEMLİ!
Sevgili Okurlarım,
Bugün köşemi bir okuyucumun gönderdiği mektuba ayırıyorum.
Mektup oldukça sert…
Ama bazı sözler vardır ki insanı rahatsız ederken aynı zamanda düşündürür.
“Nerede olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.”
Dürüstlükten söz edeceksin…
Mertlikten, namustan, ahlaktan bahsedeceksin…
Sonra hakkında ağır iddialar bulunan, çevresindeki insanlarla para ve emanet meseleleri yüzünden sorun yaşadığı söylenen kişilerle aynı masaya oturup dost sohbetleri yapacaksın!
Burada insan ister istemez soruyor:
Sen kimin yanında duruyorsun?
Arkadaşını mağdur ettiği iddia edilen, borcunu ödemediği söylenen, kendisine emanet edilen şey konusunda güven problemi yaşattığı ileri sürülen bir insanla hâlâ yol yürüyorsan, bir dakika durup düşünmek gerekmez mi?
“İflas ettim” deyip borcunu ödememek başka…
Emanetin üzerine yatmak başka…
İnsanların alın terini, emeğini, hakkını görmezden gelmek ise bambaşka bir meseledir.
Çünkü para kaybedilir, yeniden kazanılır.
Ama itibar kaybedildi mi yeniden kazanmak çok zordur.
MAKAM DEĞİL, KARAKTER ÖNEMLİ!
Bugün bir derneğin başkanı olabilirsiniz.
Gazeteci olabilirsiniz.
Belediye başkanı olabilirsiniz.
Milletvekili olabilirsiniz.
Devletin veya toplumun herhangi bir makamında bulunabilirsiniz.
Fakat makamınız, yaptığınız yanlışları temizlemez.
Unutmayalım:
Makamlar geçicidir, karakter kalıcıdır.
Bugün alkışlayanlar yarın arkanızı döndüğünüzde başka konuşabilir.
Bugün etrafınızda menfaat için bulunanlar, yarın sizden uzaklaşabilir.
Ama yaptığınız iyilik de kötülük de insanların hafızasında kalır.
Daha da önemlisi…
Kul hakkı varsa, mesele sadece insanlarla bitmez.
DEPREMİ GÖRDÜK, PANDEMİYİ GÖRDÜK… HÂLÂ AKILLANMADIK MI?
6 Şubat depremini hep birlikte yaşadık.
Enkazların altında kalan canları gördük.
Evlerimizi, işyerlerimizi, yakınlarımızı kaybettik.
Bir gecede dünyanın malının mülkünün ne kadar değersiz olabileceğini gördük.
Pandemiyi yaşadık.
İnsanların bir nefes için mücadele ettiği günleri gördük.
Zengin-fakir ayrımı yapmadan ölümün kapıya geldiğine şahit olduk.
Peki bütün bunlardan sonra hâlâ dünya malına tapıyorsak, hâlâ başkasının hakkını kendimize hak görüyorsak, hâlâ emanete ihanet ediyorsak neyi anlamış olduk?
İnsan, ölümün kapısını gördükten sonra biraz olsun kendine çeki düzen vermez mi?
HIRSIZLIĞIN MAKAMI OLMAZ!
Okuyucumun mektubunda çok ağır bir cümle var:
“Hırsızlık yapan kişi gazeteci de olsa, dernek başkanı da olsa, belediye başkanı da olsa, milletvekili de olsa sonuç değişmez.”
Ben bu cümleyi biraz daha farklı ifade etmek istiyorum:
Bir insanın makamı, onun ahlakının ölçüsü değildir.
Ahlaklıysa makamında da ahlaklıdır.
Dürüstse makamında da dürüsttür.
Kul hakkından korkuyorsa makamı yükseldikçe sorumluluğu da artar.
Çünkü insanın gerçek kimliği, kartvizitinde yazan unvan değil, kimsenin görmediği yerde yaptığıdır.
HAK YENİRSE, O HAK YAKANIZI BIRAKMAZ!
Bugün başkasının hakkını yiyen kişi, “Kim görecek?” diye düşünebilir.
Bugün birinin parasını vermeyen, yarın başka birinin hakkına göz diken kişi, kendisini haklı çıkarmak için bin türlü bahane üretebilir.
Ama hayat böyle değildir.
Haksızlık yapan, önce vicdanını kaybeder.
Sonra güvenini…
Sonra dostlarını…
Sonra itibarını…
Ve sonunda insanlığından çok şey kaybeder.
Allah'ın adaletinden ise kimse kaçamaz.
Bizim yapacağımız bellidir:
Hakkımızı Allah'a havale ederiz.
Çünkü bazen insanın adaleti yetmez.
Ama Allah'ın adaleti şaşmaz.
ALTIN DA PARA DA DÜNYADA KALIR
Kuyumcu esnafımız Halil Dilli'nin yaşadığı ve kamuoyuna yansıyan olaylar üzerinden tartışmalar devam ediyor.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var:
Bir kişinin yaptığı iddia edilen yanlış ile başka bir kişinin yaptığı iddia edilen yanlış aynı şey değildir.
Ancak mesele ahlak açısından ele alındığında ortak bir gerçek vardır:
Hırsızlık iddiası, emanete ihanet iddiası, kul hakkı iddiası hafife alınacak meseleler değildir.
Kim yaparsa yapsın…
Gazeteci de olsa…
Esnaf da olsa…
Dernek başkanı da olsa…
Siyasetçi de olsa…
Makam sahibi de olsa…
Hakkın sahibi bellidir.
Ve hak, sahibine mutlaka döner.
SON SÖZÜM
Sevgili dostlar,
Bu dünya kimseye kalmadı.
Ne padişaha kaldı…
Ne zengine…
Ne siyasetçiye…
Ne patrona…
Ne makam sahibine…
Bugün varız, yarın yokuz.
Geride ise malımızdan çok yaptıklarımız, unvanımızdan çok karakterimiz, kazandığımız paradan çok insanların gönlünde bıraktığımız iz kalacak.
Onun için diyorum ki:
Başkasının hakkına göz dikmeyin.
Emanete ihanet etmeyin.
Kul hakkından korkun.
Dostunuzu menfaat için değil, karakteri için seçin.
Çünkü insanı bulunduğu makam değil, yanında taşıdığı insanlar da anlatır.
Ve unutmayalım:
Nerede olduğunuzdan çok, kiminle olduğunuz önemlidir.
Biz hakkımızı, hukukumuzu ve adaletimizi Allah'a havale ediyoruz.
Rabbim kimseyi kul hakkına girmekten korusun.
Haksızlığa uğrayanlara sabır, hakkı yenenlere de hakkını teslim edecek vicdan nasip etsin.
Hayırlı Cumalar.
