Mübarek Topraklar ve Osmanlı’nın Sessiz İzleri
Bugün sözüm, kutsal yolculuğa çıkan hacı adaylarımıza… Allah nasip eder bir gün bizde gideriz inşallah !
Mekke’de, Medine’de; o mübarek beldelerde attığınız her adım, sıradan bir yürüyüş değildir. Bastığınız toprak, sadece toprak değildir. Her zerresinde bir hatıra, her karışında bir fedakârlık, her gölgesinde bir şehit yatar.
Sakın “toprak” deyip geçmeyin… Eğilin, hissedin, düşünün… O sessizliğin altında kefensiz yatanları, dualarla yoğrulmuş bir tarihi hatırlayın.
Bizim hikâyemiz, öyle bir günde yazılmadı… Türklerin Anadolu’ya ilk adımları İskitler ve Hunlar ile başlasa da, kaderin mühürü 1071’de Malazgirt’te vuruldu. O günden sonra Anadolu, bir vatan; bu millet, bu coğrafyanın sarsılmaz sahibi oldu.
Selçuklu ile kök saldık, Osmanlı ile gölge olduk… Yalnız kendimize değil, bütün İslam âlemine bir sığınak, bir huzur kapısı olduk. beylikdik büyüdük devlet olduk, İmparatorluk olduk.
Hicaz toprakları… Orada yalnızca kutsiyet yoktur; aynı zamanda ecdadın alın teri, göz nuru ve canı vardır. Bugün gördüğünüz her taşta, her yapıda Osmanlı’nın izi, bir askerin hatırası, bir medeniyetin nefesi vardır. O topraklarda yalnız sahabeler değil, onların izinden yürüyen nice yiğitler de şehit düştü.
Unutma! Sen bir şehit evladısın… Bir medeniyetin mirasçısısın… Atalarının izine basarken incitmeden yürü; bakışını da, kalbini de ona göre ayarla.
Sevgili okurlarım,
Tarih yalnızca geçmişin hikâyesi değildir; bugünün aynasıdır. Dün, İslam dünyasının birliği Osmanlı’nın çatısı altında sağlanırken, bugün parçalanmışlığın ve belirsizliğin izlerini görüyoruz. Gücünü başka kapılarda arayanlar, zamanla o kapıların ne kadar zayıf olduğunu fark ediyor.
Dünya değişir, dengeler değişir… Ama hakikat değişmez.
Bugün Körfez ülkelerinin yeniden Türkiye’ye yönelmesi, aslında tarihin sessiz bir hatırlatmasıdır. Çünkü kökünü unutan, rüzgârda savrulur.
Biraz geçmişe dönelim…
Harun Reşit’in eşi Zübeyde Hanım’ın Bağdat’tan Arafat’a uzanan su yolları… Çöllere hayat taşıyan o büyük emek… Ve sonra, bir ihmalin, bir yıkımın izleri…
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Manavgat’tan kutsal topraklara su ulaştırma hayali… Yarım kalan ama hafızalarda yer eden bir vizyon… Suyu verir petrolü alırım diyordu..
Osmanlı’nın Medine’de yükselen istasyonları, camileri, yolları… Mekke’de bir zamanlar dimdik duran kaleler, çarşılar… Bugün bir kısmı silinmiş olsa da, hatıraları hâlâ ayakta.
Kâbe’nin içinde bile Osmanlı’nın zarif dokunuşlarını görmek mümkündür. Arafat’ta ise Zübeyde Su Yolu’nun izleri, adeta geçmişin sessiz bir duası gibi uzanır.
Bu eserler, sadece taş ve toprak değildir… Bir inancın, bir adanmışlığın ve bir medeniyetin nişanesidir.
Ziyaretlerinizde yalnız gözlerinizle değil, kalbinizle de bakın… Her yapının, her yolun, her iz’in ardındaki mücadeleyi hissedin.
Ve unutmayın…
Cennet Mekan , Sultan Abdülhamid Han’ın Hicaz Demiryolu yalnız bir ulaşım hattı değil; ümmeti birbirine bağlayan bir gönül köprüsüydü.
O hâlde siz de o topraklarda yürürken, sadece ziyaret etmeyin… Hatırlayın, hissedin, dua edin…
Bir Fatiha da o yolda emek verenlere, o uğurda can verenlere…
Hac için ihrama giren tüm kardeşlerimize mübarek olsun.
Gönlünüz huzurla, yolunuz nurla dolsun…
Soy kırımcı Katil İsrail ve ABD , kah olması için dua edeniz , kimde ne var bilinmez ! Mazlumun duası Gazze için, Suriye, İran, Filistinli şehit olan kardeşlerimiz için olsun diyorum.
Hayırlı günler diliyorum.