MESELE GÜVEN OLMALI
Son günlerde fon piyasasında yaşanan gelişmeler, yalnızca belirli yatırımcıların yaşadığı bir tartışma değildir. Gündeme gelen soruşturma kapsamında ortaya atılan manipülasyon, bilgi sızdırma, piyasa bozucu işlem ve yatırımcıların mağduriyetine ilişkin iddialar, daha önemli bir soruyu beraberinde getiriyor:
Vatandaş parasını emanet ettiği finansal sisteme ne kadar güveniyor?
Çünkü vatandaş parasını bankaya yatırırken, bir fona veya sermaye piyasası aracına yatırım yaparken yalnızca bir finansal ürünü tercih etmiş olmaz; o sistemin kurallarına, denetimine ve devletin kurumlarına da güvenmiş olur.
Hele yüksek enflasyon ortamında bu güvenin anlamı daha da büyüktür. İnsanlar yıllarca çalışıyor, dişinden tırnağından artırıyor, birikimini korumaya ve geleceğini güvence altına almaya çalışıyor.
Piyasanın doğasında elbette risk vardır. Yatırım yapan kişi kazanç kadar kayıp ihtimalini de göze alır. Fakat gündeme gelen iddialar, yatırımcının bilmediği bilgilere başkalarının erişip erişmediği, bu bilgilerin kullanılıp kullanılmadığı, piyasa bozucu işlemler yapılıp yapılmadığı ve yatırımcıların mağdur edilip edilmediği noktasında yoğunlaşıyorsa artık sıradan bir yatırım riskinden söz edilemez.
Mesele o noktada sadece para olmaktan çıkar.
Hukuka, adalete ve piyasa düzenine duyulan güven meselesine dönüşür.
Bu nedenle fon piyasasında yaşanan gelişmeleri yalnızca kimin ne kadar kazandığı veya kaybettiği üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Asıl bakılması gereken; denetim mekanizmalarının ne kadar etkin çalıştığı, varsa hukuka aykırı işlemlerin nasıl gerçekleştiği, bunların zamanında neden fark edilemediği ve benzer durumların tekrar yaşanmaması için hangi tedbirlerin alınacağıdır.
DENETİM SADECE KÂĞIT ÜZERİNDE OLMAZ
Türkiye’de birçok ekonomik problemin temelinde mevzuat eksikliğinden çok uygulama sorunu yatıyor. Kanun var, yönetmelik var, kurum var, denetim mekanizması var. Fakat mesele, bunların ne kadar etkin çalıştığında düğümleniyor.
Denetim, olay olduktan sonra dosya açmak değildir. Asıl denetim, vatandaşın parasını kaybetmesinden önce sistemi koruyabilmektir.
Bu nedenle fon piyasasındaki soruşturma yalnızca sonuçları bakımından değil, ortaya çıkardığı denetim sorunu bakımından da değerlendirilmelidir.
Kim bilgiye erişti, kim bu bilgiyi kullandı, piyasa bozucu bir işlem yapıldı mı, denetim hangi noktada aksadı?
Ve en önemlisi, aynı olayın tekrar yaşanmaması için ne yapılacak?
Cevabı verilmesi gereken sorular bunlardır.
İDDİALARI YARIŞTIRMANIN KİMSEYE FAYDASI YOK
Bir yerde yolsuzluk iddiası varsa araştırılmalıdır. Bir yerde manipülasyon iddiası varsa soruşturulmalıdır. Bir yerde kamu zararı iddiası bulunuyorsa bunun gerçek olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır. Hukuk ne diyorsa o uygulanmalıdır.
Fakat bir iddiayı başka bir iddiayla karşılaştırarak siyaseten üstünlük kurmaya çalışmak, Türkiye’nin hiçbir sorununu çözmez.
“Seninki daha büyük, benimki daha küçük” anlayışıyla yürütülen bir tartışmanın Türkiye’ye kazandıracağı bir şey yoktur.
Üstelik bir iddia ile kesinleşmiş bir hükmü birbirine karıştırmamak gerekir. Suç isnadı ile suçun hukuken sabit olması arasında önemli bir fark vardır.
Devlet açısından ölçü nettir: Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hukuka aykırı olduğu tespit edilen eylemler karşısında gereken yapılmalıdır.
Burada ihtiyaç duyduğumuz şey siyasi tarafgirlikten önce devlet ciddiyetidir.
TÜRKİYE ÖNCE GELMELİ
Siyaset elbette rekabet edecek, muhalefet eleştirecek, iktidar kendisini savunacaktır. Bunlar demokrasinin gereğidir. Fakat bütün siyasi hesapların üzerinde bir gerçek vardır:
Türkiye.
Ekonomik istikrar bozulduğunda bunun bedelini yalnızca iktidar ödemez. Esnaf, işçi, emekli, sanayici, çiftçi; kısacası vatandaş öder.
Finansal güven sarsıldığında da bunun etkisi yalnızca bir yatırım hesabıyla sınırlı kalmaz. Piyasaya ve kurumlara duyulan güvenin zedelenmesi, ekonomik istikrarı da etkileyebilir.
O yüzden ekonomik meseleleri siyasi kavganın malzemesi haline getirirken dikkatli olmak gerekir.
Çünkü güven kolay kazanılmaz. Kaybedilen para yerine konabilir; fakat devletin kurumlarına ve finansal sisteme duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi çok daha uzun zaman alabilir.
DEVLETİN GÜCÜ, DENETİMİN ETKİNLİĞİYLE ÖLÇÜLÜR
Güçlü devlet yalnızca ceza veren devlet değildir. Önceden gören, vatandaşının hakkını zarar ortaya çıkmadan koruyan, piyasayı izleyen, haksız kazancı engelleyen ve kamu kaynaklarını koruyan devlettir.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken kavga etmek değil, sistemi daha sağlam hale getirmektir.
Fon piyasasındaki iddialar bütün yönleriyle araştırılmalı, suç işlediği hukuken tespit edilenler hakkında gereken yapılmalı, varsa mağduriyetler giderilmeli ve denetim mekanizmaları yeniden gözden geçirilmelidir.
Aynı hassasiyet kamu kaynaklarıyla ilgili iddialar bakımından da gösterilmelidir.
Çünkü mesele bir siyasi partinin meselesi değildir.
Mesele Türkiye’nin meselesidir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, birbirinin açığını arayan siyaset değil; sistemin açığını kapatan siyasettir.
Ve unutmayalım:
Ekonomide güven kaybedilirse para yeniden kazanılır. Ama devletin kurumlarına duyulan güven zedelenirse onu yeniden kazanmak çok daha uzun sürer.
Bu yüzden bugün herkesin bir kez daha düşünmesi gereken söz basittir:
ÖNCE TÜRKİYE.
Siyasetin de ekonominin de hukuk devletinin de nihai ölçüsü budur.
