Kültürünü Kaybeden, Kimliğini Kaybeder
Kültüründen ve medeniyet köklerinden uzaklaşan toplumlar, yalnızca kimliklerini değil, zamanla düşünme ve yaşama biçimleri üzerindeki hâkimiyetlerini de kaybeder
Bir milletin ayakta kalabilmesi yalnızca ekonomik güce, askerî imkânlara veya siyasi başarıya bağlı değildir. Bunların yanında kültür birliği de hayati önem taşır. Ortak bir tarih şuuru, ortak değerler, ortak dil, ortak ahlak anlayışı ve medeniyet tasavvuru toplumu bir arada tutan temel unsurlardır. Kültür birliğimiz sağlanmadıkça dışarıdan gelen etkilere karşı daha savunmasız hale gelir, düşmanların ve fırsatçıların oyuncağı olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.
Kendi medeniyet köklerimizden ve ruh dünyamızdan uzaklaştıkça kendimizi tanımakta zorlanırız. Nereden geldiğini, hangi değerlere dayandığını ve hangi medeniyetin mensubu olduğunu unutan toplumlar zamanla kimlik bunalımına sürüklenir. Böyle bir ortamda yeni nesiller neyi koruyacağını ve hangi ölçülere göre yaşayacağını kestiremez. Kendi değerlerinden emin olmayan toplumlara ise başkalarının değerlerini benimsetmek çok daha kolaydır.
Tarih boyunca bunun pek çok acısını yaşadık. Kendi kültürümüzü küçümseyip başka toplumların hayat tarzlarını sorgulamadan üstün kabul ettiğimiz dönemlerde ciddi kırılmalar meydana geldi. Başka kültürleri tanımak, bilim ve teknolojide ilerlemiş ülkelerden faydalanmak elbette yanlış değildir. Ancak faydalanmak başka, taklit etmek başkadır. Bir millet kendi kimliğini koruyarak dünyaya açılabilir. Asıl tehlike, kendi değerlerinden utanmaya ve başka toplumların kültürünü mutlak doğru gibi görmeye başladığında ortaya çıkar.
Bu nedenle kültür birliğimizi korumak, medeniyet köklerimize sahip çıkmak ve onları gelecek nesillere aktarıp yaşatmak için güçlü olmak zorundayız. Buradaki güç, yalnızca maddi imkânlardan ibaret değildir; eğitimde, bilimde, ekonomide, sanatta, düşünce hayatında ve ahlaki değerlerde de güçlü ve üretken olmak gerekir. Geçmişimizden aldığımız birikimi bugünün şartları içinde yaşatabilen, kendi değerlerini koruyup geliştirebilen bir toplum olmadığımız takdirde siyasi bağımsızlık kâğıt üzerinde devam etse bile zamanla ekonomik ve kültürel bağımlılık ortaya çıkabilir. Ne üreteceğinizi, nasıl düşüneceğinizi, neyi doğru ve değerli kabul edeceğinizi ve hangi hayat tarzını benimseyeceğinizi başkaları belirlemeye başlarsa gerçek bağımsızlıktan söz etmek zorlaşır.
Kültürel etki çoğu zaman açık bir baskı şeklinde gelmez. Moda, özgürlük, modernlik, demokrasi veya çağdaşlık gibi kavramların arkasına saklanarak toplumların değer yargıları dönüştürülmeye çalışılabilir. Bu kavramlar tek taraflı yorumlandığında ve belirli bir kültürel anlayışın evrensel ölçüsü gibi sunulduğunda kültürel yabancılaşmanın aracı hâline gelebilir. Dini ve ahlaki değerler gericilik olarak gösterilebilir; aile, mahremiyet, edep ve toplumsal sorumluluk gibi kavramlar küçümsenebilir. Böylece toplum, zamanla kendi değerlerini savunmaktan çekinir hâle gelir.
En büyük tehlike ise bunun gençler üzerinde oluşturduğu etkidir. Gençlik bir milletin geleceğidir. Genç nesiller kendi tarihini, dilini, edebiyatını, inancını ve kültürel mirasını yeterince tanımadan yetişirse dışarıdan gelen her akımı kolaylıkla benimseyebilir. Özellikle sosyal medya, popüler kültür ve dijital platformlar yoluyla bazı hayat tarzları gençliğin zihnine sürekli olarak sunulmaktadır. Tekrar edilen davranış kalıpları zamanla normal, hatta ideal kabul edilmeye başlanabilir.
Bu nedenle gençliği korumanın yolu dünyaya kapatmak değildir. Tam tersine, güçlü bir eğitim ve sağlam bir kültürel kimlik kazandırmaktır. Kendi değerlerini bilen, tarihini tanıyan ve medeniyetinin ne söylediğini anlayan bir genç, başka kültürlerle karşılaştığında neyi alıp neyi reddedeceğini daha sağlıklı değerlendirebilir. Kültürüne güvenen insan dünyadan korkmaz; çünkü dışarıdan gelen her düşünceyi ve hayat tarzını kendi değerlerinin süzgecinden geçirebilir
Kültür birliği de herkesin aynı şekilde düşünmesi anlamına gelmez. Farklı görüşler ve düşünceler elbette olacaktır. Önemli olan bütün bu farklılıkların üzerinde ortak medeniyet bilinci ve aidiyet duygusunun bulunmasıdır. Bir toplumu millet yapan da bu ortak zemindir. Dilimizi, kültürümüzü, aile yapımızı, ahlaki değerlerimizi, tarih şuurumuzu ve medeniyet birikimimizi koruyamazsak zamanla bizi biz yapan özellikleri kaybetmeye başlarız.
Sonuç olarak kültür, bir milletin görünmeyen savunma hattıdır. Bu hat zayıfladığında ekonomik ve siyasi bağımsızlık da tehlikeye girer. Kendi medeniyet köklerimize sahip çıkmak geçmişe kapanmak değil, sağlam bir kimlikle geleceğe yürümektir. Güçlü toplumlar başkalarını körü körüne taklit eden değil, kendi değerlerini koruyarak dünyayla ilişki kurabilen toplumlardır. Kültür birliğimizi sağlayamaz, genç nesillere güçlü bir aidiyet ve medeniyet şuuru kazandıramazsak fırsatçılara gün doğar.
Unutulmamalıdır ki kültürünü koruyamayan milletler, bir süre sonra geleceklerini de başkalarının şekillendirmesine razı olmak zorunda kalır.
Muhabbetle…
