KOLTUK RAHAT ETSİN YETER!

KOLTUK RAHAT ETSİN YETER!

KOLTUK RAHAT ETSİN YETER!

Sevgili Okurlarım,

İnsan yaşlanınca, hele bir de emekli olunca günün büyük bölümü evde geçmeye başlıyor. Yıllarca çalışmış, çoluk çocuğunu büyütmüş, evinin geçimini sağlamış insan, emekliliğinde biraz huzur, biraz rahatlık arıyor.

Ama gelin görün ki bazı evlerde emekli olan erkek, kendi evinde bile rahat edemiyor!

Size Ökkeş Emmi'nin başından geçen bir olayı anlatayım. Hem gülelim hem de biraz düşünelim.

Ökkeş Emmi'nin koltuk meselesi!

Ökkeş Emmi emekli olmuş. Sabah kalkıyor, kahvaltısını yapıyor, evde biraz dolaşıyor. Canı misafir odasına gidip koltuğa oturmak istiyor.

Ama hanımı hemen müdahale ediyor:

— Ökkeş, oraya oturma! Koltuğun kumaşı kırışır. Yastıkları bozulur. Sen salondaki sandalyeye otur!

Ökkeş Emmi çaresiz, geri çekiliyor. Kendi evinin salonundaki koltuklara bakıyor ama oturamıyor. Çünkü o koltuklar oturmak için değil, misafir gelince gösteriş yapmak için alınmış!

Hanımının gözünde koltuğun kıymeti başka. Üzerine oturulursa kumaşı bozulacak, minderleri çökecek, düzeni değişecek!

Ökkeş Emmi de evin bir köşesinde, kendisine ayrılan yerde hayatını sürdürüyor.

Misafir gelince olanlar oluyor!

Bir gün eve misafir geliyor. Hanım hemen misafir odasının kapısını açıyor. Koltukların üzerindeki örtüler kaldırılıyor, yastıklar düzeltiliyor, salon pırıl pırıl yapılıyor.

Misafirler içeri giriyor. Kimi koltuğa oturuyor, kimi kanepeye yerleşiyor.

Ökkeş Emmi de salona giriyor. Hanımının gözleri bir anda ona çevriliyor. Bakışlardan mesaj açık:

“Sakın koltuğa oturayım deme!”

Ökkeş Emmi ne yapsın? Yere oturuyor. Fakat misafirlerin karşısında da böyle oturmak istemiyor. Birden aklına bir fikir geliyor!

Kalkıyor, koltuklardan birini başının üzerine alıyor ve koltuğu başında tutarak yere oturuyor!

Misafirler şaşkınlıkla soruyor:

— Ökkeş Emmi, bu ne hâl? Koltuğu neden başına koydun?

Ökkeş Emmi gayet sakin cevap veriyor:

— Koltuk kırışmasın, bir şey olmasın! O rahat etsin, ben iyiyim!

İşte bu cevap, bazen bir evde yıllarca biriken dertleri tek cümlede anlatmaya yeter!

Ev eşya için mi, insan için mi?

Sevgili Okurlarım,

Bu hikâyeye gülebiliriz. Ama bir de işin diğer tarafına bakalım.

Bazı evlerde salonlar vardır; kapısı kolay kolay açılmaz. Koltuklar vardır; üzerine oturulmaz. Yemek takımları vardır; dolapta bekler. Güzel tabaklar, bardaklar, örtüler, halılar… Hepsi korunur, kollanır.

Peki, kim için?

Misafir gelirse gösterilecek diye mi? Komşular görsün diye mi? Eşya eskimesin diye mi?

Elbette evimize, eşyamıza özen göstereceğiz. Paramızı kolay kazanmıyoruz. Aldığımız eşyanın uzun süre kullanılmasını istememiz son derece normaldir.

Ama bir düşünelim: Eşya eskimesin diye insanı rahatından mahrum bırakmak doğru mu?

Koltuk oturulmak için alınır. Yemek takımı yemek için, halı üzerinde yürümek için, ev de içinde yaşamak için vardır.

Eşyayı koruyacağız diye hayatı kendimize dar etmemeliyiz!

Emekli adamın evinde de hatırı olsun!

Yıllarca çalışmış, sabahın köründe evinden çıkmış, akşam yorgun argın dönmüş bir insan düşünün. Çocuklarını büyütmüş, evinin masraflarını karşılamış, imkânları ölçüsünde ailesi için mücadele etmiş.

Sonra emekli olmuş. Artık evde daha çok vakit geçiriyor.

Tam da bu dönemde insanın huzura, anlayışa ve gönül rahatlığına ihtiyacı vardır.

Hanımların ev işlerini, temizliği, düzeni önemsemesini elbette anlıyoruz. Evin yükünü çeken kadınlarımızın emeğini de küçümseyemeyiz. Ancak evlilik, yalnızca evin temizliği ve eşyanın düzeninden ibaret değildir.

Bir evde karı koca birbirine saygı göstermeli, birbirinin ihtiyaçlarını anlamalıdır. Erkek de eşinin emeğine değer vermeli, ev işlerini yalnızca kadının görevi olarak görmemelidir.

Mesele kadın ya da erkek meselesi değil, aynı evi paylaşan iki insanın birbirine hayatı kolaylaştırmasıdır.

Misafir ne der diye yaşamak!

Bazen kendi rahatımızdan çok, başkalarının ne düşüneceğini önemsiyoruz.

Misafir gelecek diye evin altını üstüne getiriyoruz. En güzel eşyaları ortaya çıkarıyoruz. Sonra misafir gidince yine eski düzene dönüyoruz.

Oysa evin asıl sahibi, o evde her gün yaşayan insanlardır.

Misafir elbette başımızın tacıdır. Ama misafir ağırlayacağız diye ev halkını kendi evinde yabancı hâline getirmemeliyiz.

Bir koltukta oturmanın, rahatça çay içmenin, ailece sohbet etmenin ne zararı var?

Koltuk biraz kırışırsa ne olur? Yastık eski şeklini kaybederse ne olur? Halı biraz eskirse ne olur?

Eşyanın eskimesi, kullanıldığını gösterir. İnsanların bir evde huzurla yaşaması ise o evin gerçek zenginliğidir.

Son sözüm…

Sevgili Okurlarım,

Ökkeş Emmi'nin hikâyesi bize bir gerçeği hatırlatıyor: Bazen eşyanın kıymetini insandan daha fazla biliyoruz.

Koltukları koruyoruz, ama gönülleri kırıyoruz. Halıları temiz tutuyoruz, ama evin içindeki huzuru kirletiyoruz. Misafirler rahat etsin diye uğraşıyoruz, ama kendi ailemizin rahatını unutuyoruz.

Unutmayalım; koltuk da eskir, halı da eskir, evdeki eşya da bir gün yenilenir. Ama kırılan gönlü onarmak her zaman kolay değildir.

Evlerimizde eşya değil, insan kıymetli olsun. Hanımlarımız da beylerimiz de birbirine anlayış göstersin. Emeklilik günleri bir eziyete değil, huzura dönüşsün.

Koltuk kırışsın, yeter ki gönül kırılmasın!

Ökkeş Emmi'nin dediği gibi, koltuk rahat etsin diye insanı yerde bırakmayalım. Bırakalım koltuk da kullanılsın, ev de yaşansın, insanlar da kendi yuvalarında rahat etsin.

Çünkü ev dediğimiz yer, eşyaların sergilendiği bir müze değil; insanların mutluluğu paylaştığı yerdir!

Kalın Sağlıcakla

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri