Kamp Yeri Değil, Nefes Alma Yeri!
Sevgili Okurlarım,
Önceki gün sabah namazının ardından rotamızı Suçatı tarafına çevirdik. Gün yeni ağarıyordu. Doğanın sessizliği, kuşların sesi, çam kokusu...
Ama en dikkat çeken manzara doğa değil, insanlardı.
Akşamdan araçlarıyla gelen Kahramanmaraşlı hemşehrilerimiz... Kimisi çadır kurmuş, kimisi katlanır sandalyede uyuyakalmış, kimisi karavanında geceyi geçirmişti. Ortak noktaları ise çok açıktı:
İnsanlar doğaya kaçıyor ama gidecek düzenli bir kamp alanı bulamıyor.
Bu manzara bana tek bir gerçeği bir kez daha gösterdi.
Kahramanmaraş'ın artık kamp turizmini konuşma zamanı gelmiştir.
Bugün Türkiye'nin dört bir yanında belediyeler ve kamu kurumları kamp turizmini destekliyor. Çünkü insanlar artık sadece otellerde tatil yapmak istemiyor. Karavanıyla, çadırıyla doğayla baş başa kalmayı tercih ediyor.
Bizde ise potansiyel var...
Ama planlama yok.
Kılavuzlu Barajı...
Menzelet Barajı...
Suçatı...
Tekir...
Başkonuş Yaylası...
Andırın yaylaları...
Göksun'un serin ormanları...
Afşin'in yüksek yaylaları...
Ekinözü'nün doğal güzellikleri...
Bunların her biri Türkiye'nin en güzel kamp destinasyonlarından biri olabilir.
Peki ne eksik?
Çok büyük yatırımlar değil.
Elektrik...
Temiz su...
Tuvalet...
Duş...
Atık toplama sistemi...
Karavan park alanı...
Çadır platformları...
Çocuk oyun alanı...
Yürüyüş parkuru...
Mangal alanı...
Güvenlik...
İşte hepsi bu.
Bunlar yapıldığı zaman hem vatandaş rahat eder hem de belediyeler düzenli gelir elde eder.
Üstelik bu yatırım yalnızca Kahramanmaraşlılara hizmet etmez.
Gaziantep'ten...
Adana'dan...
Kayseri'den...
Malatya'dan...
Hatay'dan...
Osmaniye'den...
Hatta Türkiye'nin dört bir yanından karavan tutkunları gelir.
Bugün Türkiye'de bunun onlarca başarılı örneği var.
Muğla'nın Akyaka ve Datça bölgelerindeki kamp alanları aylar öncesinden doluyor.
Antalya'daki Olimpos ve Adrasan kamp bölgeleri her yaz binlerce doğaseveri ağırlıyor.
Balıkesir Cunda Adası çevresindeki karavan parkları yoğun ilgi görüyor.
Çanakkale Assos sahilleri kamp turizmiyle bölge ekonomisine büyük katkı sağlıyor.
Bolu Yedigöller, Abant ve Gölcük çevresi kampçılarla dolup taşıyor.
Düzce Güzeldere, Kastamonu Ilgaz, Bursa Uludağ etekleri, Sakarya Karagöl, Eskişehir Frig Vadisi...
Hepsinin ortak özelliği aynı.
Doğa korunmuş.
Altyapı hazırlanmış.
Vatandaş memnun olmuş.
Esnaf kazanmış.
Belediye gelir elde etmiş.
Peki Kahramanmaraş neden olmasın?
Üstelik bizim avantajımız daha büyük.
Bizde hem yayla var...
Hem göl var...
Hem baraj var...
Hem orman var...
Hem dört mevsim kamp yapılabilecek iklim var.
Bugün Avrupa'da karavan turizmi milyarlarca avroluk bir ekonomi oluşturuyor.
Türkiye'de de karavan sayısı her yıl hızla artıyor.
İnsanlar artık beton şehirlerden kaçıyor.
Bir ağacın gölgesini...
Bir derenin sesini...
Yıldızların altında uyumayı...
Sabah kuş sesleriyle uyanmayı özlüyor.
Ama Kahramanmaraşlı aileler ne yapıyor?
Ya yol kenarında çadır kuruyor...
Ya rastgele bir ormanlık alana gidiyor...
Ya da güvenlik ve temizlik olmayan alanlarda gecelemek zorunda kalıyor.
Bu tablo şehrimize yakışmıyor.
Buradan Büyükşehir Belediyemize ve ilçe belediye başkanlarımıza çağrıda bulunuyorum.
Gelin, Kahramanmaraş'ın doğal güzelliklerini sadece seyretmeyelim.
Onları turizme kazandıralım.
Kılavuzlu'da örnek bir karavan parkı...
Menzelet'te modern kamp alanı...
Suçatı'nda aile kamp merkezi...
Tekir'de çadır köyü...
Andırın ve Göksun yaylalarında doğa kamp alanları...
Ekinözü ve Afşin'de yüksek rakımlı kamp merkezleri...
İnanın, birkaç yıl içinde bu bölgeler hafta sonu dolup taşacaktır.
Kazanan sadece belediye olmayacak.
Kasap kazanacak.
Fırıncı kazanacak.
Market kazanacak.
Akaryakıt istasyonu kazanacak.
Köylü kazanacak.
Esnaf kazanacak.
En önemlisi de doğaya hasret kalan insanlar nefes alacak.
Çünkü herkesin yazlığı yok...
Herkesin bağı, bahçesi yok...
Herkesin yayla evi yok...
Ama herkesin temiz havaya, doğaya ve birkaç günlük huzura ihtiyacı var.
Kahramanmaraş'ın artık kamp turizminde Türkiye'nin örnek şehirlerinden biri olmasının zamanı gelmiştir.
Yeter ki isteyelim...
Yeter ki planlayalım...
Yeter ki doğanın kıymetini bilelim.
Belki de geleceğin en değerli yatırımı; betona değil, çam ağaçlarının gölgesine yapılacak yatırımdır.
Kalın Sağlıcakla !