Karakterle Mana Kazanan Eğitim
Eğitim insana bilgi, beceri ve imkân kazandırır; karakter ise bunların hangi istikamette kullanılacağını belirler. Gerçek değer, eğitim ile sağlam karakterin aynı hedefte buluşmasıyla ortaya çıkar.
Bir insanı yetiştirmede önce karakter mi gelir, eğitim mi? Aslında bu iki kavram birbirinin rakibi değildir. Eğitim insanın bilgi ve becerilerini geliştirirken karakter, bu bilgi ve becerilerin hangi amaçla kullanılacağını belirler. Bu bakımdan sağlam bir karakter, eğitimin üzerine inşa edileceği en önemli temeldir. Zira eğitim insana meslek, unvan ve imkân kazandırabilir; fakat doğruyu yanlıştan ayıracak bir vicdan, emanete sahip çıkacak bir ahlâk ve sahip olduğu gücü hayra yöneltecek bir karakter kazandırılmadığında bütün bu kazanımlar eksik kalır.
Bilgi tek başına insanı iyi yapmaz. Çok şey bilen, iyi okullarda yetişmiş bir kimse; eğer dürüstlükten, adaletten ve sorumluluk duygusundan uzaksa, sahip olduğu bilgi toplum için faydadan çok zarara da dönüşebilir. Bilim, teknoloji, ekonomi ve yönetim alanlarında büyük ilerlemeler kaydedilmiş; fakat aynı imkânlar ahlâkî ölçülerden uzak ellerde savaşın, sömürünün ve haksızlığın aracı hâline gelebilmiştir. Demek ki asıl mesele yalnızca ne kadar bildiğimiz değil, bildiklerimizi hangi niyet ve ölçüyle kullandığımızdır.
Eğitim insanın zihnini geliştirir; karakter ise o zihnin istikametini tayin eder. İyi bir eğitim insana başarıya ulaşmanın yollarını öğretebilir; sağlam bir karakter ise bu başarının ancak doğru değerlerle anlam kazanacağını hatırlatır. Eğitim insana rekabet etmeyi öğretirken karakter hakkaniyeti, eğitim kazanmayı öğretirken karakter paylaşmayı, eğitim yükselmeyi öğretirken karakter tevazuyu muhafaza etmeyi sağlar. Bu manada gerçek eğitim, yalnızca sınavlarda yüksek not almak veya iyi bir meslek edinmekten ibaret görülemez.
Çocukların ve gençlerin yetişmesinde de aynı dengeye ihtiyaç vardır. Bugün aileler haklı olarak çocuklarının iyi okullarda okumasını, yabancı dil öğrenmesini, teknolojiyi kullanmasını arzu ediyor. Ancak bunların yanında verilen sözün tutulması, başkasının hakkına saygı gösterilmesi, hata yapıldığında özür dilenmesi, başarı karşısında kibirlenilmemesi ve güçsüz olana merhamet edilmesi de öğretilmelidir. Çünkü karakter çoğu zaman nasihatten ziyade lisan-ı hâl ile şekillenir. Çocuk, anne ve babasının söylediklerinden ziyade yaptıklarını görür; öğretmeninin anlattığı değerleri onun davranışlarında arar.
Bu nedenle aileye ve okula düşen görev yalnızca bilgi aktarmak değildir. Bir çocuğa bilgi öğretmek kadar, sorumluluk almayı, sabretmeyi, çalışmanın değerini ve başkasının emeğine saygı duymayı öğretmek de eğitimin parçasıdır. Çünkü hayatın en önemli sınavları çoğu zaman sınıflarda yapılmaz. İnsan, çıkarıyla doğruluk arasında kaldığında, kimsenin görmediği bir yerde karar verdiğinde veya eline güç geçtiğinde asıl karakter sınavını verir.
İş hayatında da benzer bir durum vardır. Kurumlar çalışanlarını bilgi, deneyim ve teknik yetkinliklerine göre seçer; fakat uzun vadede güveni belirleyen çoğu zaman karakterdir. Bir insanın zor zamanda sorumluluk alması, hata yaptığında bunu saklamaması, kendisine emanet edileni kötüye kullanmaması ve ekip arkadaşlarının hakkını gözetmesi, diplomasında yazan bilgiler kadar değerlidir. Bilgi geliştirilebilir, tecrübe zamanla kazanılabilir; fakat güven kaybedildiğinde yeniden inşa edilmesi çok daha zordur.
Elbette karakterin önemini vurgulamak, eğitimi küçümsemek anlamına gelmez. İyi niyetin doğru bilgiyle desteklenmesi gerekir. Sadece iyi niyetli olmak, karşılaşılan meselelerin üstesinden gelmeye yetmez Dolayısıyla ideal olan, karakter ile eğitimin birbirini tamamlamasıdır. Vicdanın bilgiyle, ahlâkın yetkinlikle, iyi niyetin disiplin ve çalışkanlıkla birleşmesi gerekir. Böyle bir insan, yalnızca kendisine bir gelecek kurmaz; çevresine de güven ve değer üretir.
Bu sebeple geleceği inşa edecek nesiller yetiştirirken hedefimiz yalnızca başarılı, bilgili ve meslek sahibi insanlar yetiştirmek olmamalıdır. Çünkü karakter olmadan eğitim, tek başına gerçek bir mana ifade etmez. Bilginin değer kazanması, onu taşıyan insanın ahlâkı, vicdanı ve niyetiyle mümkündür. Asıl gayemiz; dürüstlüğü ilke edinmiş, bir ülküsü ve davası olan, inandığı değerler uğruna sorumluluk almaktan kaçınmayan, adalet ve merhamet duygusunu taşıyan, milletine ve insanlığa karşı vazifesinin şuurunda olan ve aldığı eğitimi yalnızca kendi menfaati için değil, toplumun hayrına kullanabilecek sağlam karakterli insanlar yetiştirmek olmalıdır.
Doğru eğitim, sağlam karakterle buluştuğunda insanı sadece geleceğe hazırlamaz; geleceğin nasıl olması gerektiğine de yön verir. Bir milletin gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu binalarda, teknolojide, ekonomik güçte veya diplomaların sayısında değildir. Asıl zenginlik, bütün bu imkânları adaletle, vicdanla ve sorumluluk bilinciyle kullanabilecek insanlar yetiştirebilmektir. Çünkü güçlü toplumlar, iyi eğitimini iyi karakterle birleştirebilen insanlar sayesinde ayakta kalır. Çünkü geleceği yalnızca iyi eğitimli insanlar değil, eğitimini sağlam bir karakterle doğru istikamete yöneltebilen insanlar inşa eder.
Doğru eğitim, sağlam karakterle buluştuğunda insanı sadece geleceğe hazırlamaz; geleceğin nasıl olması gerektiğine de yön verir. Bir milletin gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu binalarda, teknolojide, ekonomik güçte veya diplomaların sayısında değildir. Asıl zenginlik, bütün bu imkânları adalet, vicdan ve sorumluluk şuuru içinde insanlığın ve toplumun hayrına kullanabilecek nesiller yetiştirebilmektir.
Geleceği yalnızca iyi eğitimli insanlar değil, eğitimini sağlam bir karakterle doğru istikamete yöneltebilen insanlar inşa eder.
Muhabbetle…
GÖNÜLLERİN SULTANI
Yeryüzü şeref buldu, âlem nura gark oldu
Yetim geldin dünyaya, gönüller huzur buldu
Sâve Gölü kurudu, cihan rahmetle doldu
Gönüllerin sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
Karanlık dünyamızda, gecelere nur oldun
Bin bir dertler içinde, dertlilere yâr oldun
Ümmetine rahmettin, gönüllere aşk doldun
Gariplerin sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
Taşlar seni zikretti, ay emrinle bölündü
Âlem sana yöneldi, hak yol sende göründü
Doğduğun kutlu gece, cihan nura büründü
Âlemlerin sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
Ravza’nda açar güller, kokun bizde nurlu iz
Sünnetindir doğru yol, yolun bize kutlu iz
Sevdan ile yaşarız, sana ümmet olan biz
Müminlerin sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
Hicranınla ağlarım, hasretin yanar serde
Adını andığımda, aşkın şifadır derde
Mücrim bir kulum ben de, şefaat et mahşerde
Âşıkların sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
Hak hakikat nurundan, Rabbim bizi ayırma
Ehl-i sünnet yolundan, ayağımı kaydırma
Mahşerde mahzun koyma, dünyaya hiç daldırma
Sevenlerin sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
Dilimizde adın var, bu can kurban cânına
Gönlümüzde sevdan var, hayran cihan şânına
Boş çevirme kapından, ümmet geldik kapına
Nebîlerin sultanı, hoş geldin yâ Muhammed
İbrahim İNAL