Kuzu dizlerinin üzerine çökerek annesini emer, karga yaşlı annesini besler; bunun adı "saygılı davranmaktır."
Horoz şafak vakti öter, yaban kazları her bahar kuzeye ve her sonbahar güneye uçar; bunun adı "söz tutmaktır."
Yaban kazı ve yeşilbaşlı ördek eşini kaybettikten sonra ölene kadar yeni bir eş bulmak istemez. Bu "sadakat" olarak adlandırılır.
Bir geyik iyi bir otlağa rastladığında bütün grubu oraya davet eder ve paylaşır, karınca yemek gördüğünde bütün koloniyi oraya çağırır; bunun adı "adalettir."
Kurt sürüsünü yalnız bırakmaz, yaralı olanı korur, tehlike anında birlikte hareket eder; bunun adı da “birlik ve dayanışmadır.”
Eğer bir insan bu erdemlere sahip değilse, hayvandan beter bir halde yaşıyor demektir....
Bir Yörük Türkmen duası da şöyledir:
“Allah’ım, ilk önce dağa taşa ver. Ormana, hayvanlara, suya ver. Ondan sonra insanlara, kapı komşuya, muhtaç olana ver. Kalırsa, en son bana ver...”
“Özü doğru olanın, sözü de doğru olur...”
İşte kadim Türk ve Türkmen irfanı; bizlere yalnızca yaşamayı değil, insan kalabilmeyi de öğretmiştir. Saygıyı, sadakati, paylaşmayı, kardeşliği ve adaleti hayatının merkezine koyan bir medeniyetin evlatlarıyız.
Bugün Arife Günü… Gönüllerin yumuşadığı, kırgınlıkların unutulduğu, duaların semaya yükseldiği mübarek bir zaman dilimindeyiz. Yarın kavuşacağımız Kurban Bayramı ise paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin en güzel nişanesidir.
Bayramlar; sadece kurban kesmek değil, gönül almak, yetimi sevindirmek, büyüğe hürmet etmek, komşuyu gözetmek ve soframızı paylaşmaktır.
Rabbim; milletimize birlik ve beraberlik nasip etsin. Ülkemizi her türlü fitneden, ayrılıktan ve kardeş kavgasından muhafaza eylesin. Türk-İslam âleminin Kurban Bayramı’nı huzura, berekete ve hayırlara vesile kılsın.
Saygıdan, sözünden, sadakatten ve adaletten şaşmayan tüm erdemli insanlara selam olsun…