Eşek Türkçe Öğrenmezse…

Eskiden dört ayaklı eşekler vardı. Bahar gelince, Mart ayını görünce çayır çimene koşar, dere kenarında su içer, yarpuz yer, keyif yapardı. Doğanın içinde sade bir hayat sürerdi.

Eşek Türkçe Öğrenmezse…

Sevgili okurlarım,

Eskiden dört ayaklı eşekler vardı. Bahar gelince, Mart ayını görünce çayır çimene koşar, dere kenarında su içer, yarpuz yer, keyif yapardı. Doğanın içinde sade bir hayat sürerdi.

Bugün ise sanki iki ayaklı eşekler çoğaldı…
Ama onlara laf söylemeye de değmez!

Her gün aynı sözleri duyuyoruz:
“Acız… Ekonomi çok kötü… Kriz var…”

Fakat bir bakıyorsunuz; lokantalar dolu, pastaneler dolu, kafeler dolu. Açık büfe mekanlarda yer bulmak zor. İnsan ister istemez düşünüyor: Eğer herkes bu kadar açsa, bu kadar kalabalık nasıl oluşuyor?

İşte bu sözleri her duyduğumda aklıma eski bir hikâye gelir: Gerçek aç Ökkeş hikâyesi.

Maraşlı Ökkeş ve Konuşacak Eşek

Vakti zamanında İstanbul’da padişahın çok sevdiği bir eşeği varmış. Padişah bu eşeğe öylesine düşkünmüş ki, bir gün aklına ilginç bir fikir gelmiş:

“Bu eşek konuşsun!” demiş.

Hemen tellallar çıkarılmış. Şehirde şöyle ilan edilmiş:

“Kim padişahın eşeğine Türkçe konuşmayı öğretirse bir çuval altın verilecek. Ama öğretmeyi başaramazsa… kellesi gider!”

Kimse cesaret edemez. Çünkü eşeğin konuşması nerede görülmüş?

Tam o sırada bizim Kahramanmaraşlı Ökkeş ortaya çıkar ve der ki:

“Padişahım, ben öğretirim. Ama üç yıl süre isterim. Bir de bazı ihtiyaçlarım olacak.”

Ökkeş’in istediği malzemelere bakarsınız; neredeyse bir lokanta açacak kadar erzak!

Padişah kabul eder.

Ökkeş de eşeği alır, yeşil bir vadiye yerleşir. Günler geçer… Aylar geçer…
Bizim Ökkeş keyif içinde yaşar. Yer, içer, yatar. Eşek ise çayırda otlamaya devam eder.

Bunu gören dostları bir gün dayanamaz ve sorar:

“Ökkeş, sen delirdin mi? Hiç eşeğin konuştuğu görülmüş mü? Üç yıl sonra kellen gider!”

Ökkeş gülümser ve şöyle der:

“Fakirlikten canım çıkmıştı. Üç yıl krallar gibi yaşayayım dedim. Hem üç yıla kadar ne olur belli mi?
Ya eşek ölür…
Ya padişah ölür…
Olmadı ben ölürüm!”

Hikâyenin Hikmeti

Bu hikâye Anadolu’da yıllardır anlatılır. Çünkü içinde ince bir ironi ve hayatın gerçeği vardır.

Bazı insanlar vardır; çözüm üretmek yerine sürekli şikâyet eder.
Bazıları ise durumu idare eder, günü kurtarır, yarına bakar.

Bugün de toplumda benzer bir tablo var. Bir tarafta gerçekten zor durumda olan insanlar… Diğer tarafta ise alışkanlıklarından vazgeçmeden sürekli kriz söylemi yapanlar.

Elbette ekonomik sıkıntı yok demek mümkün değil. Ama bazen şikâyet ile gerçek durum arasında da bir mesafe olduğunu görmek gerekiyor.

Anadolu insanı bu durumu anlatmak için tek cümle kurar:

“Eşek Türkçe öğrenmez ama hikâyesi çok şey öğretir.”

Sonuçta hayatın bir gerçeği var:
Her işin sonunda ölüm var. Ama önemli olan o süre içinde insanın nasıl yaşadığıdır.

Biz yine de umudu, çalışmayı ve şükretmeyi elden bırakmayalım.

Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri