Ellerimiz Boş, Ardımızda Ne Kalacak?
Dünyaya gelirken elimiz boştu; ne bir servet getirdik ne bir makam ne de bize ait diyebileceğimiz bir mülk… Dünya, konup göçtüğümüz büyük bir han; bizler ise bu hanın kapısından girip bir müddet misafir kalan yolcularız. Sahip olduğumuzu sandığımız her şey, aslında bize bir süreliğine emanet edilmiş nimetlerden ibaret. Vakti geldiğinde emanetler sahibine döner, yolcu ise geldiği gibi göçer.
Her nefes bir emanet, her ömür bir vedadır Dünyanın her baharı bir solgun hatıradır
İnsan, hayatın telaşı içinde bu misafirliği kolayca unutur. Yarınlar için hesap yaparken elindeki bugünün kıymetini gözden kaçırır. Bir ev, bir makam, biraz daha kazanç derken ömrünün de eksildiğini fark edemez. Oysa bize verilen mühletin ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz, geçen günün bir daha geri gelmediğidir.
Kimdir şu fâni yerde malın mülkün sahibi Bir gün biter dünyada her insanın nasibi
“Benim” dediğimiz nice şey, bizden önce başkalarının elindeydi; bizden sonra da başkalarının eline geçecek. Oturduğumuz evler, işlediğimiz topraklar, biriktirdiğimiz servetler burada kalacak. İnsana düşen, elindeki emaneti hayra vesile kılmak; kazancının, gücünün ve imkânlarının hakkını vermektir.
Ne saray kalır sana ne de altından tacın Bir avuç toprak olur sonunda tek ilacın
Bu hakikati hatırlamak, yaşama sevincimizi azaltmaz; neye kıymet vermemiz gerektiğini öğretir. Çalışmak, üretmek, ailemizin geçimini sağlamak elbette değerlidir. Fakat bütün bunların arasında sevdiklerimize ayıracak vakit, hâlini soracak bir dost, yardımına yetişecek bir insan bulamıyorsak durup düşünmemiz gerekir: Hayatı kazanırken ömrümüzü nerede harcıyoruz?
Ömür dediğin nedir, iki nefes arası Bir geliş bir gidiştir gönlün ince yarası
Sevgimizi söylemek, bir büyüğümüzün elini tutmak, çocuğumuzu dinlemek, kırdığımız bir gönülden özür dilemek için hep uygun bir vakit bekleriz. Oysa bazen beklediğimiz vakit gelir de aradığımız insanı bulamayız. Söylenmemiş güzel sözler, ertelenmiş ziyaretler ve tutulmamış sözler içimizde birer ukdeye dönüşür. Bugün mümkün olan bir yakınlığı yarının hasretine bırakmamak gerekir.
Bir tebessüm sun, yeter kederli bir insana Bazen bir selam bile bin umut olur cana
İnsanın ardından yalnızca ne kadar mal bıraktığı konuşulmaz; nasıl biri olduğu da hatırlanır. Dar günde kimin yanında durduğu, kimin yükünü hafiflettiği, elindeki imkânı nasıl kullandığı anlatılır. Zaman nice ismi unutturur; fakat samimiyetle yapılan bir iyilik, bir gönülde yıllarca yaşamaya devam eder. Bazen insanın en kıymetli hatırası, kendisinin çoktan unuttuğu bir yardım olur.
Bir gönülde yer eyle, muhabbet olsun izin Sen gidersin dünyadan, hayırla kalsın izin
İyilik etmek için büyük servetlere kavuşmayı beklemek gerekmez. İmkânımız ölçüsünde paylaşmak, bir ihtiyacı fark etmek, yalnız kalmış birinin yanında bulunmak da kıymetlidir. Yardımın inceliği, karşımızdakinin haysiyetini gözetmekte saklıdır. Bir el uzatırken mahcup etmemek, bir yarayı sararken onu yeniden kanatmamak gerekir.
Bir yetimin başını okşa ki yüzü gülsün Bir garibin derdini duy ki hüznü dökülsün
Fakat dünya hırsı, insanı bu sade sevinçlerden uzaklaştırabilir. Daha fazlasını isterken elindekini göremez hâle gelir. Başkasının kazancı kendi huzurunu kaçırır; sahip olmadığı şeyler, sahip olduklarının önüne geçer. Zihni sürekli bir yarışın içinde kalınca dinlenmenin, paylaşmanın ve şükretmenin tadını unutur.
Şükür, gayretten vazgeçmek değildir. İnsan çalışır, daha iyisini hedefler; bunu yaparken elindeki nimeti de görür. Maddi imkânlarımızı değerlendirirken bizden daha zor şartlarda yaşayanları hatırlamak, hem şükrümüzü hem paylaşma sorumluluğumuzu artırır. Başkasının varlığına haset etmek yerine kendi imkânımızla hangi hayrı yapabileceğimize bakmak, gönlümüze ferahlık verir.
Bir dostun sofrasında paylaşılsın ekmeğin Bir gönülde yer bulsun sevgi dolu emeğin
Bir gün bütün unvanlar geride kalacak, dünyalık hesaplarımız yarım kalacaktır. O vakit nasıl kazandığımız, kazancımızı nerede harcadığımız, kimin hakkını gözettiğimiz ve kimin gönlünü incittiğimiz önem taşıyacaktır. Bu sebeple ardımızda güzel hatıralar bırakma arzusu, bizi bugün daha dürüst, daha merhametli ve daha adaletli yaşamaya yöneltmelidir.
Dünya bir gölge imiş, yol açılır öteye Aşkla yanan gönülden gül saçılır öteye
Dünya fâni, ahiret bâkidir. Bu dünyada attığımız adımların, söylediğimiz sözlerin ve yaptığımız tercihlerin bir karşılığı olduğuna inanırız. Ahireti hatırlamak, bugünkü sorumluluklarımızı daha büyük bir dikkatle yerine getirmeye çağırır bizi. Ailemize karşı vazifelerimizde, işimizde, alışverişimizde, insanlarla münasebetlerimizde vicdanımızı diri tutmamız gerekir.
Ne götürürüz bizler bu dünyadan öteye Bir dua kalsın bizden, gönüller gülsün diye
Bu soruyu başkalarına sormadan önce kendimize yöneltelim. Helallik dilememiz gereken biri, ödemeyi ertelediğimiz bir borç, yerine getirmediğimiz bir söz var mı? Bugün telafi edebileceğimiz hangi eksikliğimizi yarına bırakıyoruz? Ömür devam ederken dönüşün, barışmanın ve iyiliğe yönelmenin imkânı da devam ediyor.
Vakit varken sevindir seni seven canları Sonra hasretle anma geçip giden anları
Öyleyse elimizdekinin ve gönlümüzdekinin kıymetini bilelim. Emaneti mülkümüz, dünyayı ebedî yurdumuz sanmayalım. Sevdiklerimize sevgimizi hissettirelim; kimsenin kalbini incitmemeye, incittiysek onarmaya gayret edelim. Geldiğimiz gibi ellerimiz boş gideceğiz. Dileriz ardımızda, bir insanın yükünü hafifletmiş olmanın huzuru ve içtenlikle söylenen bir “Allahü teâla razı olsun” kalsın.
Hazır mıdır şu gönlün bu dünyadan gitmeye Öyle bir ömür sür ki değsin rahmet demeye
Ömür dediğin işte bu kadar: Bir geliş, bir gidiş ve ikisi arasına sığdırabildiğimiz kadar iyilik…
Muhabbetle…