ELEŞTİRİ İHANET DEĞİL, HAKİKATİN SESİDİR!

ELEŞTİRİ İHANET DEĞİL, HAKİKATİN SESİDİR!

ELEŞTİRİ İHANET DEĞİL, HAKİKATİN SESİDİR!

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ekim 2026 tarihli AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“İnancımızın bir gereği olarak emri bil maruf, nehyi anil münker çizgisini hatırlatan her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz.”

Bir başka cümlesi de dikkat çekiciydi:

“Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.”

Bu sözler, üzerinde durulması gereken sözlerdir. Çünkü mesele yalnızca siyaset değildir; inanç, ahlak, güven ve sorumluluk meselesidir.

Peki bu sözler bize ne anlatıyor?

Son dönemde fon meselesi üzerinden yaşanan tartışmalarda, İnsan ve Medeniyet Hareketi ile Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı çevresinden gelen açıklamalar kamuoyunun dikkatini çekti. Topbaş Hoca’nın temsil ettiği dinî ve ahlaki hassasiyetler de bu tartışmanın önemli bir parçası olarak değerlendirildi.

Bu çevrelerden yükselen eleştirilerin temelinde yalnızca bir finansal mesele değil, güvenin korunması, hakların gözetilmesi, denetimin sağlanması ve yanlış karşısında sessiz kalınmaması gibi konular bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında bu kuruluşların veya hocamızın isimleri doğrudan zikredilmedi. Dolayısıyla söz konusu ifadelerin özellikle onlara yönelik olduğunu kesin bir dille söylemek doğru olmaz. Ancak konuşmanın zamanlaması ve vurguladığı ilkeler, bu açıklamalarla birlikte değerlendirilmeyi hak ediyor.

Burada önemli olan, kimin kimi eleştirdiğinden önce, eleştirinin hangi ahlaki zeminde yapıldığıdır.

Dinimiz bize ne öğretiyor?

İslam’da iyiliği tavsiye etmek, kötülükten sakındırmak temel sorumluluklardan biridir. Bu ilke, yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek için değil, gerektiğinde kendi çevremizi ve kendimizi de sorgulayabilmek için vardır.

Hiçbir insan, hiçbir makam ve hiçbir kurum eleştiriden bütünüyle muaf değildir.

Bir insanı sevmek, onun her yaptığını doğru kabul etmek değildir. Bir davaya gönül vermek, o davanın mensuplarının yanlışlarını görmezden gelmek anlamına da gelmez.

Asıl samimiyet, doğruyu yalnızca başkaları söz konusu olduğunda savunmak değil, kendi yakınlarımızın yanlışları karşısında da aynı ölçüyü koruyabilmektir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.” (Mâide, 5/8)

Adalet, kişiye göre değişen bir ölçü değildir. Dün başkasından hesap sorarken savunduğumuz ilkeleri bugün kendimiz için de savunabiliyorsak, o zaman samimiyetten söz edebiliriz.

Eleştiri başka, hakaret başkadır

Elbette her açıklama doğru, her iddia haklı değildir. Eleştirinin de bir ölçüsü, bir sorumluluğu ve bir hukuku vardır. İddialar mümkün olduğunca somut bilgi ve belgelere dayanmalı; kimsenin şeref ve haysiyeti mesnetsiz suçlamalarla hedef alınmamalıdır.

Ancak bir yanlışı dile getiren herkesi düşmanlıkla, ihanetle veya kötü niyetle suçlamak da doğru değildir.

Bir kurumda hata varsa bu hata konuşulabilmelidir. Bir yönetici yanlış yapmışsa, makamı ne olursa olsun eleştirilebilmelidir. Bir finansal süreçte insanların mağduriyeti söz konusuysa, mağduriyetin giderilmesi ve sorumluluğun belirlenmesi istenebilmelidir.

Bunları dile getirmek, bir davaya karşı çıkmak değildir. Tam tersine, o davanın savunduğunu söylediği değerlere sahip çıkma çabası olabilir.

İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın ve Topbaş Hoca’nın açıklamalarını da değerlendirirken ölçümüz bu olmalıdır: Söylenen sözün doğruluğu, dayandığı deliller ve taşıdığı ahlaki sorumluluk.

Aynı ölçüyü Cumhurbaşkanımızın sözleri için de kullanmalıyız. Yapıcı eleştirinin önemsendiğini ifade etmek değerlidir; bu anlayışın uygulamada da karşılık bulması ise daha değerlidir.

Son söz: Yanlışı eleştirelim, insanı incitmeyelim

Bizim ihtiyacımız kavga değil, hakikattir. İnsanları susturmak değil, doğruyu birlikte aramaktır. Şahısları yıpratmak değil, yanlışları düzeltmektir.

Bir insanın makamına bakarak sözünü doğru kabul etmek ne kadar yanlışsa, sırf eleştirdiği için onu düşman ilan etmek de o kadar yanlıştır.

Yanlış yapanı eleştirmekten çekinmeyelim; fakat eleştirirken hakarete başvurmayalım. İddiamızı bilgiyle, sözümüzü ahlakla, mücadelemizi hukukla ortaya koyalım.

Çünkü hakikati savunmak, insanın onurunu çiğnemeyi gerektirmez. Adaleti istemek, hakaret etmeyi meşru kılmaz. Samimiyet de yanlışı örtmekle değil, onu kırmadan ve dökmeden düzeltmeye çalışmakla ölçülür.

Unutmayalım: Bir davaya en büyük hizmet, yanlışları gizlemek değil; o davanın doğruluk, adalet ve ahlak iddiasını ayakta tutmaktır.

Kalın Sağlıcakla

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri